Askerin Günlüğü -
Yol Hikayeleri

Kapuzbaşı Şelaleri

10 -11 Haziran 2000 
 

2008 Kayı'nın Notu: Askerde tuttuğum günlüğümün, bu sayfasını siteye girerken, yörede çektiğim fotoğrafları da eklemek istedim. Baktım epey fotoğraf çekmişim. Ben de bir taşla iki kuş vurayım dedim. Bu yazıyı hem yol hikayelerine hem de Askerin Günlüğü bölümüne dahil ettim.

Sekiz sene önce gittiğimde yolun son 50-60 kilometresi topraktı. Fakat aşağıda da okuyacağınız gibi yol genişletme çalışmaları sürüyordu. Tesis namına bir tane tuvalet ve çalışmayan duşlar vardı. Şimdi öğrendiğime göre yolu asfaltlamışlar ve bölgeye bir konaklama tesisi yapmışlar. Tabi yol asfalt olunca giden gelen sayısı da artmıştır. Umarım çevrenin doğal güzelliği bozulmamıştır.

12 Haziran 2000, Pazartesi

Şafak 25

Haftasonunu Kapuzbaşı Şelaleleri’nde geçirdim. Cumartesi erkenden kalkıp lojmanlara, üsteğmenimin evine gittim. Kapıda biraz bekledikten sonra İbrahim Üsteğmen uykulu gözlerle karşıma çıktı. Beraber kahvaltı yaptık. Yer Sistemlerinde çalışan sivil mühendislerden Hüseyin Bey bizi 1970 model Ford Taunus arabasıyla evden aldı. Nizamiye kapısında Fatih Beylerle buluştuk. Ben, üsteğmenim, Hüseyin Bey, Fatih Bey, Selim Bey, Fatih Beyin Erkiletten bir arkadaşı olmak üzere altı kişi, iki otomobil yola koyulduk. Yolda bir ara bizim düldün bagajı açıldı. Tamir edemeyince iple bağlayıp yola devam ettik.

Yol Yahyalı’ya kadar güzeldi. Şelalerin yol ayrımında toprağa döndük. Takır tukur yolda yavaş yavaş ilerliyorduk. Derken yol çalışma nedeniyle kapandı. Biraz bekledikten sonra greyder yolu bizim için açtı. Biz arabadan altı vurmasın diye indik. Fatih Beyler de kaya kaya yolu geçtiler. Toz, toprak, sıcak derken öğlene doğru şelalelerimize vardık. Ama ne manzara... Yolda çektiğimiz bütün sıkıntıları unuttuk. Herkes acıktığından yemek hazırlıklarına başladık. Mangallar yakılırken, çadırları kurup eşyaları yerleştirdik. Ben su bidonlarını doldurmakla görevlendirilmiştim. Su buz gibiydi. Çıplak ayakla en çok kim suda kalabilecek tarzından animasyonlar yaptık.

Yemekten sonra çevreyi keşfe çıktık. Su kendine derin bir vadi açmış. Dik bir bayırdan aşağıya suyun kenarına indik. Çıkarken epey zorlandım. Zemin çok kayıyordu. Ben de  95 kilonun üzerine çıkmıştım. Nefesim kesiliyordu. Vücut hantallaşmış, kondisyon bitmiş. Yedi aydır koşmuyordum ne de olsa.

Arkama dönüp üsteğmenime baktığımda, onu aşağıda sırtüstü yerde yatarken gördüm. Ayağını uçurumun hemen ağzındaki bir taşa dayamış soluk soluğa nefesleniyordu. Aşağıya kadar 10-15 metre kadar kaymış ve tam zamanında durabilmiş. Yanımıza geldiğinde kolları yara bere içindeydi.

Akşam üzeri yine mangal yaptık. Bu sefer patlıcan da közledik. Sonra da limonlayıp bir güzel yedik. Açık havada insan doymuyor. Hani bir oturuşta bir kuzu yiyebileceğim günlerden biriydi. Yemekten sonra çayı üsteğmenimin antika kömürlü semaveri ile demledik. Normalde çay içmeyen ben,  3 bardak çay içtim.

Gece elimizde fenerler başka bir tepeyi keşfe çıktık. Bu sefer de ben kayıp düştüm ama önemli bir tehlike arz etmedi. Karanlıkta daha fazla dolaşmayıp kamp alanımıza geri döndük. Kamp ateşimizi yakıp sohbet ettik. Aslında üsteğmenim gitar da çalıyormuş ama yanında getirmemiş. Daha sonra Fatih Beylerin çadırına geçip gece bire kadar King oynadık.

Fatih Bey, Selim Bey ve Mustafa beyle aynı çadırda kaldım. Çok sıkışık bir ortamdı. Elimi oynatsam Fatih Bey’e, bacağımı oynatsam Selim Bey’e çarpıyordum. Gece önce terledim, sabaha karşı ise dondum. Sabah silah sesi ile uyandım. Boğazım ağrımıştı. Çadırdan çıkıca üsteğmenimi gördüm. Beylik tabancası ile şişeleri indiriyordu. Bana da teklif etti ama ben mermilerini harcamak istemedim. Zaten Yer sistemlerinde yeteri kadar mermi harcıyorduk.

Sucuk, pastırma, peynir, zeytin, domates, hıyar ve biberden oluşan kahvaltımızı yedikten sonra yavaş yavaş toparlanmaya başladık. Biz ayrılırken millet akın akın yöreye geliyordu. Dönüş yolunda küçük bir derenin üzerinden geçerken durup arabaları beş parmak yüksekliğinde akan suda yıkadık. Ayaklarım yine dondu. Fotoğraf makinem bozulduğu için bu anı yakalayamadım.

Develi ilçesinde mola verip buranın meşhur “cıvıklı”sından yedik. Bir tür kuşbaşılı pide. Benim çok hoşuma gitti. 2.5 porsiyon yiyince grubun dikkatini çektim. Aslında daha da çok yerdim ama kendimden utandım. Zaten iyi ki de yememişim yoksa yoldan aldığımız mis kokulu çilek ve kirazlara midemde yer kalmayacaktı.

İkindi vakti Hava İkmal’e giriş yaptık. Süper bir haftasonu olmuştu benim için.

(11:40)

 


Muhteşem şelaleler

 

Kapuzbaşı Şelaleleri: Kapuzbaşı şelaleleri 500 metrekarelik bir alan içerisinde 7 adet şelaleden ibaret; doğa çatlağından, kayalar arasından fışkıran, 30-76 m. yüksekliklerden çok büyük  su debisi ile dökülen, ayrıca yaz ve kış aylarında devamlı surette akan kaynak şelaleleridir.

Yahyalı'ya 76 km. mesafede Kapuzbaşı köyü sınırları içerisinde yer almaktadır. Ensenin Tepe adlı blok kayadan çıkan şelalelerin beşi tepenin doğusunda, ikisi güneyinde yer almaktadır. 30-76 m. arasında değişen şelalelerin suları, Aladağ-Aksu suları ile birleşerek Zamantı Irmağı'na, oradan da Seyhan Nehri’ne karışırlar.Çepeçevre bir orman içinden (V) şeklinde dar bir vadiye akan, debisi son derece büyük olan sular gürültüleri ile  dehşetli bir manzara arz ederler. Aladağ zirvelerinde bulunan kar ve buzulların erimesiyle beslenen, yaz-kış suları hiç kesilmeyen şelalelerden doğudaki 3 şelale  Takım şelale adını alırlar ve yükseklikleriyle tanınırlar. Elif şelalesi ile  yayvan ve dağınık olup çevresi mesire yeridir.

Çıkış ve birarada bulunma özellikleri itibariyle toplam debisi yaz aylarında saniyede 27500 litreye ulaşan ve deniz seviyesinden 700 m. yükseklikte olan Kapuzbaşı takım şelaleleri, çağlayan sularının sesi ve sütbeyaz rengi ile vahşi doğanın en görkemli görüntüsünü ve karşı koyulamaz gücünü ortaya koymaktadır. Şelale sularının boşaldığı vadi tabanında, sadece çok temiz sularda yaşayan kırmızı fosfor benekli  alabalıklar yaşamaktadır.

Kaynak: http://www.kapuzbasiselalesi.com

 


Sesi duymanız lazım

 
 


Kamp bölgemiz

 
 


Üsteğmenimle beraber

 
 


Yemek hazırlıkları

 


Elif Şelalesi Önünde

 


Soldan: Hava Piyade Çvş. Zeybek  - Sivil Müh. Fatih Bey - Hava Müh. Üstğ. Geçit

 

Gerçekten çok iyi vakit geçirmişim. Aslında oralara Bukefalos'u da götürmek lazım. Beraber gezer, kamp yaparız. Kamp demişken şelalenin altında uyuduğumdan sonraki iki üç gece kulaklarım çınlamıştı. Sanki su benim içimden geçip gidiyordu :).

Share |

 

Diğer gezi hikayeleri için buraya tıklayın

Yayın Tarihi: 30 Temmuz 2008


Copyright © Kayıhan Zeybek.
 Her hakkı saklıdır. Bu sitedeki fotoğraf ve yazılar izin alınmadan ya da kaynak gösterilmeden kullanılamaz.