Redbull Geç Kalma

22 Haziran 2008

E-posta listesine üye olduğum mtbtr.com sitesinden Redbull Geç Kalma macera yarışı ile ilgili bir mail alınca gelebilecek bütün arkadaşlarıma haber verdim. Her ne kadar bütün kış antrenmansız olsam da bu yarışı kaçırmak istemedim. Şimdi bazıları her gün spora gidiyorsun nasıl antrenmansızsın diye sorabilir. Fakat her sporun kendi antrenmanı var ben de kışın hiç bisiklete binmedim. Baharla başlayan turlarım da sahilde, hep düz parkurdaydı.

Redbull değişik ve eğlenceli bir yarış organize etmiş. Erenköy sahilinde toplu verilecek starttan sonra ilk hedef Maltepe'de bizi bekleyen feribota ulaşmak. İlk 150 kişi bu feribota binecek ve Burgaz Ada'ya gidecek. Buradaki etabı önde bitiren 100 kişi ise tekrar feribota binip Heybeli Ada'ya gidecek. Burada 50 kişi daha elenecek ve son elli bisiklet Büyükada'da yarışın son parkurunu koşacak.

 


Redbull Geç Kalma Broşürü
 


Parkur
 

Yarıştan bir gün önce sahilde bisiklete binerken Caddbostan'da kurulan Redbull masasında kaydımı yaptırdım. Selçuk'u cepten arayıp ona da numara aldım. Ben 165, Selçuk 166 nolu yarışmacılardık artık. Buradan aldığım bilgilere göre yarışta kask mecburiyeti vardı. Zaten o kadar toprak inişinin olduğu bir yarışmada kask zorunluluğu olmasa bile ben kask takardım. İkimizin de bisiklet kaskı olmadığından Yeşil Bisiklet'te buluştuk. En ucuzundan (30 YTL) iki kask aldık.

Akşam sevgili bisikletimin kontrollerini yapıp numaramı bisiklete bağladım. Kıyafetlerimi ve diğer donanımlarımı hazırladım. Bu sefer atlet giyecektim. Geçen sene Mavi Bisiklet turunda meydana gelen amele yanıklarım daha yeni geçti.

 


Selçuk erkenci
 

Sabah güzel bir kahvaltı yapıp dokuz gibi evden çıktım. Ethemefendi'den kaptırıp sahile indim. Beş dakika sonra start alanına gelmiştim. Etkinlik alanı umduğumdan daha kalabalıktı. Yaklaşık 250-300 civarında yarışmacı vardı. Yarışmacı demişken gelen bisikletlileri görünce yarışın ciddiyetini idrak ettim. Türkiye dağ bisikleti milli takımı da yarışa katılıyormuş. Altlarında Scott Spark 20 leri (4200 euro) ile alanı turlayıp ısınıyorlardı. Yine ciddi bir kaç takım daha alanda yerlerini almıştı.

 


166 numara kaskını da takmış
 

Ben kalabalığın arasında şaşkın şaşkın dolanırken Sevim'i gördüm. O da yarışa katılacakmış. Kadın yarışmacı sayısı oldukça azdı üstelik onlara ayrı kategori de açılmamıştı. Yani tekneye binmek için bu kadar erkeğin arasında ilk 150'ye girmeleri gerekiyordu. Oldukça adaletsiz bir durum. Bence organizasyon onlara özel bir kontenjan vermeliydi. Zaten komite yarışın ilerleyen etaplarında, bu yanlıştan dönecekti.

 


Başlangıç çizgisi
 

En sonunda Selçuk'u da buldum. Sıraya girmiş start anını bekliyordu. Az sonra güvenlik nedeniyle yarışın 15 dakika geç başlayacağı anons edildi. Herkes sıradan çıkıp ısınmaya başladı. Son 5 dakika tekrar sıraya girildi. Biz Selçuk ile ortalarda bir yerde kendimize gölge bulduk ve oradan sıraya girdik.

 


Ben, Selçuk ve arka planda Sevim
 
 


165 & 166
 


Yeniden sıralanıyoruz
 


Yeni sıramız
 

Start çizgisi epey uzundu. Önümüzden bir bisiklet geçecek ve onun arkasından yarışa başlayacaktık. Polis yolu geçici olarak trafiğe kapattı. Derken o an geldi ve yarış başladı. Yüzlerce bisikletli bir anda yola doldu. Ben bisikletime kıyamadığımdan kaldırımı elimde indirdim. Millet kaldırımdan uçup fırtına gibi yarışa başlamıştı. Zaten hata yaptığımı ilerdeki kırıcı etaplarda anladım. Öyle yerlerden indim ki bu kaldırım onların yanında F1 pisti gibi kaldı.

 


Start anı
 


Taktik hata: Bisikleti elde indiriyoruz
 


Yol bir anda bisikletlerle doldu
 

SPD pedalı takmaya çalışırken epey gerilerde kaldım. Arkama baktığımda benden başka 15 - 20 bisikletli vardı. Önümde ise dört şeritli sahil yolunu dolduran yüzlercesi...  Rastgele deyip çevirdik pedalı.  Ortalama 28-30km/sa'lik bir tempo tutturdum ki bu benim haftasonu sahil tempom. Sonlara doğru 32-34 km/sa aralığına çıkabilirdim. Yavaş yavaş öndeki grubu yakalamaya başladım. Tempomu bozmadan diğer bisikletlilerin sağından solundan geçiyordum. Yol Bostancı'ya kadar trafiğe kapalıydı. Dört şeritli sahilde  onlarca  bisikleti geçtikten sonra (ki Selçuk'u da görmeden geçmişim) rahat bir şekilde feribota bindim. Az sonra da Selçuk geldi.

Feribot 150 bisikleti alınca kapakları kapayıp Burgaz Ada'ya doğru yola koyuldu. Bizi yarısı toprak yarısı asfalt, zorlu bir parkur bekliyordu. Feribota 4, 5 tane de kadın bisikletçi binebilmişti. İçimden onları tebrik edip, suluğumu doldurmaya gittim. Teknede bize özel yüzükler dağıttılar. Parkurun belli noktalarında bunları okutmamız gerekiyordu aksi takdirde yarış dışı kalacaktık.

Feribot Burgaz Ada'ya yaklaşınca yarış pozisyonu aldık. Ön kapak yere değdiği an yarış başlayacaktı. Kapak yavaş yavaş inerken içim kıpır kıpırdı.

 


Burgaz Ada çıkışı
 

Sert inişler olacağını düşündüğümden feribottayken seleyi 2, 3 parmak aşağı indirmiştim. Önümdeki yokuşu görünce ayağa kalktım ve tempolu bir şekilde pedal basmaya başladım. Millet dağ viteslerine takmış boşa pedal basıyordu. Yanlarından Amstrong gibi geçtim. Birden asfalt sona erdi ve toprak başladı. Kafamı kaldırıp yokuşun dikliğini ve uzunluğunu görünce içimden küfür ettim. Mecburen seleye geri oturdum. Vitesleri tıkır tıkır düşürmeye başladım. Ama bacaklarım, selenin alçaklığı yüzünden emme basma tulumba gibi çalıştığından, davul gibi şiştiler. Son vitese kadar gelmiştim. Kalbim 175 atıyordu. Uleen Kayı ne vardı ayağa kalkacak ve hepsinden önemlisi seleyi düşürecek. Demin yanından motosiklet edası ile geçtiğim bisikletliler yavaş yavaş yanımdan süzülerek beni geçmeye başladılar. Kesin "Tavşana bak önden gitti, şişti" diyorlardır. Bacaklarım o kadar çok şiştiler ve laktik asit ürettilerki bir müddet sonra pedal çeviremez oldum. Mecburen küheylanı elimize alıp yokuşta itmeye başladım. Bu arada söylemeden geçemeyeceğim: Burgaz Ada'nın yokuşuna inci taneleri gibi dizilmiş bisikletlerin manzarası  harkuladeydi.

 


Burgaz Ada yokuş
 
 

Kızgın güneşin altında  oflaya puflaya tepeye kadar çıktım. Bundan sonra yokuş yoktur diye düşünüyordum. Ne de olsa en yüksek yere çıkmıştık. Hızlı inişler başladı. Pedal çevirmeden bisiklet 40km/sa gibi hızlara çıkıyordu. Fren yapınca burnuma balata kokusu geldi. Keşke hidrolik disk frenlerim olsaydı diye düşündüm.

Derken daracık patika yollara girdik. Bazı yerlerde durma noktasına geliyorduk. Hatta bazıları bisikletleri eline alıp öyle iniyordu. Ben zaten epey zaman kaybetmiştim. Basıp pedala yanlarından geçtim. Bacaklarıma sürekli bir şeyler çarpıyordu. Aklıma yarışın başında uzun tayt giyenlerle dalga geçişimiz geldi. Selçuk ile "Bu sıcakta uzun tayt mı giyilir?" diyorduk. Yarışın sonunda ikimizin de bacakları çürük ve kesik içinde kalacaktı.

Çok dik bir inişte iki frenime de asıldım. Tekerler kilitlenmesine rağmen yumuşak toprakta kaymaya devam ediyordu. Yol da sağa dönünce bisiklet altımdan kaçıverdi. Ben düşmedim ama yine zaman kaybı oldu. Devrilen bisikleti kaldırıp yola devam ettim. Ön amartisörüm kitli kalmış onu boşalttım ve yokuşun dibine indim.

Plaja çıkmıştık. Yeniden bisikletleri elimize alıp plaj boyunca koşar adımlarla yol aldık. Sonraki tepe ise tam bir sürprizdi. Bisikletler omuzda, oldukça dik bir yokuşu tırmandık. Burada da önümdekilerin sürekli durup dinlenmesi yüzünden çok vakit kaybettim.  Patika iki bisikletlinin yan yana tırmanmasına izin vermiyordu. Sonra tekrar asfalta çıktık. Ben epey kişiyi arkamda bıraktığımı zannediyordum. Normal bir tempo ile parkuru bitirmeyi amaçlıyordum. Bir yandan da Heybeli Ada'da ne yapacağımı düşünüyordum. Bacaklar bitmişti. Yolun sonunda 3-4 bisikletli beni bekliyordu. Meğer az önce ilk 100 feribota binmiş, kıl payı ile feribota binememiştim. Biraz hayal kırıklığı olduysa da "Gitsem ne yapacaktım bu anterenmansız halimle" diye düşünüp kendimi avuttum. Selçuk da az sonra geldi. Derken bir kaç tane de bayan yarışmacı geldi. Helal olsun valla o yokuşlarda nasıl taşıdılar bisikletlerini. Organizasyon hatasını anlayıp onlara kontenjan açtı ve onlar da feribota bindiler. Biz yüzükleri teslim edip şehir hatları vapuruna doğru yola koyulduk. Güzel bir Pazar macerası olmuştu.

Ada vapuru ile Kadıköy'e döndük. Kadıköy'de Selçuk ile vedalaşıp sahilden eve döndüm. Kaç litre su içtim tam hatırlamıyorum. Buna rağmen öğleden sonra gittiğim Hillside'ın havuzunda hala su eksikliği hissediyordum.

Durum değerlendirmesi:
1.Seneye de katılacaksak yokuş antrenmanı yapılacak
2.Bisiklete hidrolik disk fren takılacak
3.Amele yanıkları mı? Evet bu sefer de eldivenin altı yanmamış, ellerim beyaz kalmıştı ama geçen sene ile karşılaştırırsak hiç önemli değildi.

Share |

 

Diğer gezi hikayeleri için buraya tıklayın.
 

Yayın Tarihi: 2 Temmuz 2008


Copyright © Kayıhan Zeybek.
 Her hakkı saklıdır. Bu sitedeki fotoğraf ve yazılar izin alınmadan ya da kaynak gösterilmeden kullanılamaz.