Orta Anadolu Gezisi: Konya - Çatalhöyük - Beypazarı

26 - 29 Ekim 2013
 

29 Ekim Salı

Bayram sabahı horozlar ötmeden uyandım. Bütün gece küçücük yatakta dönüp durmuş, hatta düşme tehlikesi bile geçirmiştim. Uykum olmasına rağmen uykuma geri dönemedim. Bu gezide adet olduğu üzere bir süre telefonu kurcaladım. Sonra kalkıp çantamı topladım. Alp de erkenciydi. Saat yedi buçuk civarı odayı terk ettik. Beypazarı yeni uyanıyordu. Esnaflar Cumhuriyet Bayramı nedeniyle gelecek olan turistler için hazırlık yapıyordu. Evet bugün 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı. Hepimize kutlu, mutlu olsun!

 


4. ve son gün rotası: Beypazarı - Nallıhan - Mudurnu - Taşkesti - Akyazı - Sapanca TEM - İstanbul

 


Beypazarı'nda bayram sabahı

 

Öncelikle Hıdırlık Tepesine çıkıp bu tarihi şehre tepeden baktık. Otelden yürüyerek yaklaşık 15 dakika sürdü ama yol dik olduğundan serin havaya rağmen terletti. Bu arada hemen her kasabanın, nahiyenin hatta şehrin bir hıdırlık tepesi var. Örnek olarak Safranbolu, Akşehir, Ankara, Kırıkkale, Kütahya benim gördüklerim. Kim bilir daha nicesi var. Bir görüşe göre  Hızır A.S. kendini Allah'a yakın hissetmek için bir tepeye çıkar dua edermiş. Bu nedenle de şehrin en yüksek tepesine Hıdırlık denirmiş. Hızır Arapça ve Türkçe seslerin farkından Hıdır olmuş. Bu bilgiye de www.beypazarliyiz.com sitesi üzerinden ulaştım.

 


Hıdırlık tepesinden Beypazarı

 


Hıdırlık Tepesi

 

Hıdırlık Tepesinde bir tesis var ama bu saatte kapalıydı. Halbuki bu manzaraya karşı kahvaltı edip, çay içmek güzel olurdu. Biz fotoğraf çekerken yavru köpeğin biri bize eşlik etti. Yaramaz bizde yemek mi var sandı bilmiyorum ama peşimizi aşağı inene kadar bırakmadı. Şehir biraz daha hareketlenmişti. Hatta erkenci turistler şehre girmeye başlamışlardı.

 
 


Esnaf dükkanları açıyor

 

Kahvaltı yapacağımız Taş Mektep'in önüne geldiğimizde saat sekize geliyordu. Tesis sekiz buçukta açılıyormuş. Alp acıkmış olacak ki görevliyle sekiz çeyrek olmaz mı diye pazarlık yaptı. Lakin adam iyi duymuyordu, pek anlaşamadılar. Şehrin sokaklarında biraz daha gezinip tam sekiz buçukta kahvaltı için Taş Mektep'e geri döndük. Lakin kahvaltı tam bir hayal kırıklığı oldu. Biz yöresel ürünlerle köy kahvaltısı beklerken önümüze iki yıldızlı otellerde verilen tipte bir kahvaltı geldi. Tek yöresel öğe Beypazarı kurusuydu. Peynir, zeytin, ekmek, sınıfta kaldı. Yumurta vasattı. Bir gözleme bile veremediler. Ama kahvaltının üzerine yediğimiz ev baklavası şahaneydi. Ama siz siz olun kahvaltı için buraya gelmeyin.

 
 


Kahvaltı sonrası çok gatlı ve de datlı ev baklavası keyfi

 
 
 

Kahvaltıdan sonra ilk durağımız Yaşayan Müze oldu. Burası özel müze olduğundan müze kartlarımız geçerli değildi. Eski bir Beypazarı evini alıp aslına uygun şekilde restore etmişler. Her odasında da eski zanaatkarlıklardan örnekler sergileniyor. Üstelik ebru sanatı, kumaş boyama, kilim dokuma gibi aktivitelere ücretini ödeyerek katılabiliyorsunuz. Hatta dilerseniz nazara karşı kurşun bile döktürebilirsiniz. Ben kurşun murşun işine inanmam ama Didem olsa 15 TL'yi verip kesin döktürmüştü. Benim hoşuma en çok el işi tahta oyuncaklar gitti. Küçükken çok sevdiğim bir tahta trenim vardı. Artık her şeyi plastikten yapıyorlar. Sevmiyorum plastik kullanmayı. Mümkün olsa da her şey tahta, deri, cam ve metalden imal edilse. Apple'i biraz da ondan seviyorum. Tüm ürünlerinde minimum plastik kullanıyor.

 


El işi tahta oyuncakları satın alabilirsiniz

 


Ebru sanatı

 

Müzeyi gezerken aldığım bir bilgi hoşuma gitti. Bu tip büyük evlerde haremlik ve selamlık bölümü var. Haremlik kapısının yanında bir dönme dolap bulunuyor. Bunu Safranbolu evlerinde de görmüştüm. Bu dolaba avludan  yemek koyup döndürdüğünüz zaman kimse kimseyi görmeden odaya servis yapılmış oluyor. Tabi  bu dolaplara sadece yemek konmuyormuş. Evin genç kızının sevgilisi de mektuplarını, hediyelerini bu dolaptan iletirmiş. İşte "Biz senin ne dolaplar çevirdiğini iyi biliriz!" deyimi buradan geliyormuş.

 


Kumaş baskısı

 


Nazar için kurşun döktürme

 


Buzdolabı yokken sebze ve meyveler bu şekilde saklanırmış

 


Evin mutfağı

 
 


Gölge oyunu: Karagöz ile Hacivat

 


Kilim dokuma

 


Evin avlusunda çay, kahve keyfi yapabilirsiniz

 

Yaşayan Müzeyi bitirdikten sonra türünün ilk ve tek örneği olan Türk Hamam Müzesine gittik. Burası da özel müze. Aslında iki müzeyi de gezecekseniz kombine bilet alabilirsiniz. Bu şekilde fiyat daha uygun oluyor. Biz öyle yaptık. Şehrin eski hamamlarından olan bu yapı restore edilerek müzeye çevrilmiş.  “Nalın, buhurdan, ibrik, sürmedan, kirdenlik, mücre ve hamam tası” gibi Türk el sanatlarından örnekler; “hamamcı minderi, kaynana arkalığı, hamam bohçası, yaygı, peştamal, pullu, bindallı, hamam beyazı, dindin, bürgü, içlik, üçetek, haşlama, salta” gibi Beypazarı’na özgü yerel kıyafetler ve hamam kültürüne ait dokumalar ziyaretçilerin beğenisine sunuluyor.  Ayrıca canlandırmalarla o tarihe ait hamam kültürü ziyaretçilere anlatılıyor. Beypazarı adetlerine göre gelin hamamının nasıl yapıldığını bu müzeyi ziyaret ederek görebilirsiniz.

 
 


Hamamda kullanılan eşyalar

 
 
 
 

Şehrin diğer müzelerini pas geçiyoruz. Konya'da ziyadesiyle müze gezdik zira. Fakat şehrin simgelerinden havuç suyunun tadına bakmadan gitmeyi asla düşünmüyoruz. Havuç bu şirin ilçenin önemli gelir kaynakları arasında yer alıyor. Öyle ki Türkiye'nin toplam havuç üretiminin yarıdan fazlasını Beypazarı karşılıyor. Kalite açıcından da Dünya'nın sayılı havuç tiplerinden biriymiş. Bizzat test ettik gayet tatlı ve güzeldi. Bir şişesine 2 TL verdik ama az ilerde 1 TL'ye satana da rastladık. Hoş o bardakta veriyordu. Miktarlarını kıyaslamadık ama bizim içtiğimiz daha çoktur diye kendimizi avuttuk :).

 


Meşhur Beypazarı Havuç Suyu

 
 

 

Otele gidip motor ekipmanlarımızı kuşandık. Az sonra yine yollardaydık. Neyse ki Konya Ovasının dümdüz sıkıcı yolu yerini virajlı yollara bırakmıştı. Nallıhan Kuş Cennetinde fotoğraf molası için mola verdik. Mevsimden dolayı sular epey çekilmişti. Burası  sulak, çamur düzlükleri, ağaçlık, bozkır ve kayalık alanları ile çok çeşitli ekosisteme sahip olduğundan, pek çok türün beslenip barınmasına fırsat vermekte. Öğrendiğime göre 168 kuş türüne ev sahipliği yapmaktaymış. Soyu tehlikede olan Kara Leylek de en çok burada görülüyormuş. Biz Kara Leyleği burada göremedik ama şu son dört günde "leyleği havada gördün" deyimine uygun bir gezi yapıyorduk. Önümüzde önce Mudurnu sonra da virajlı Taşkesti geçidi var.

 


Beypazarı - Nallıhan arası

 
 
 


Nallıhan Kuş Cenneti

 
 


Mudurnu'ya doğru

 
 

Alp çok geç olmadan eve varmak istiyordu. O yüzden saatimi kontrol edip Mudurnu'yu pas geçmeye karar verdim. Malum, İremcik 4 gündür babasını bekliyor. Mudurnu'dan sonrası motorla defalarca geçtiğim ve artık ezbere bildiğim yollar. Taşkesti'de bizi  oldukça keyifli virajlar bekliyordu. Bukefalos da ben de özlemişiz virajları. Hoş koca aygıra yeni lastikler gerekiyor. Üzerindeki Metzeler Tourance EXP'ler bu gezi ile 20 bin kilometreyi devirdiler. Zaten arka tarafın hafiften kopmaya meyilli olduğunu hissedebiliyorum. Bu kez lastik olarak Michelin Anakee 3 deneyeceğim.

 


Taşkesti Civarı

 
 


Taşkesti - Dokurcun arası

 

Akyazı'da otobana çıkmadan önce köfte-pirzola molası verdik. Etler bu gezi için oldukça vasat olduğundan fotoğraf çekme ihtiyacı duymadım. Otobandan sakin bir sürüşün ardından hava kararmadan evlerimize ulaştık. Bir başka gezide tekrar buluşmak dileğiyle...

 

Share |

Yayın Tarihi: 26 Kasım 2013

Diğer gezi hikayeleri için buraya tıklayın

Copyright © Kayıhan Zeybek.
 Her hakkı saklıdır. Bu sitedeki fotoğraf ve yazılar izin alınmadan ya da kaynak gösterilmeden kullanılamaz.