Devotion
1. Bölüm 2. Bölüm

2010 Aralık ayı. Alp ile aramızda yine bir e-posta döngüsü yaşandı. Bülent Ağabey, Burak ve Hakan da bu döngüye dahil olduklarında karar alınmıştı:  2011 Final Four'unu seyretmeye, Barselona'ya gidiyorduk. Fenerbahçe'nin sezon başındaki form durumu da bu kararı almamızda etkili oldu. Hoş grupta Fenerliden çok Galatasaraylı vardı ama sonuçta bir Türk takımının Final Four'da yer almasını canlı olarak izleme ihtimali, herkesin iştahını kabarttı. Simsarımız Burak, 370 Euro'ya aldığımız biletleri karaborsadan  1500 - 2000 Euro'ya satar. Basketbol aşkı bir yana Final Four'un bu sene Barselona'da olması da atlanmaması gereken bir etkendi. Uzun lafın kısası 2011 yılına girmeden Final Four biletleri alınmış, otel ve uçak rezervasyonları yapılmıştı. Hatta Alp ile benim birer yıllık schengen vizelerimiz de hazırdı. Öyle ki her şey 5 ay öncesinden hazır olduğundan, Mayıs ayı yaklaşırken, Alp ile birbirimize acaba unuttuğumuz bir şey oldu mu diye soruyorduk.

 


ve yolculuğumuz AHL'de başlar... Karşınızda Final Four'un ana sponsoru.

 

5 Mayıs, Perşembe

Sabahın beşinde kalktım. Duş ve muz faslından sonra Alp'e gittim. Zorro'yu burada bırakıp tek araba Atatürk Havalimanı'na gittik. Sabahın erken saatleri olmasına rağmen havalimanı girişinde oldukça yoğun bir trafik vardı. Arabayı park ettikten sonra gördük ki içerisinin de dışarıdan bir farkı yok. İğne atsanız yere düşmez. Sanki bayram tatili var, herkes bugün bir yerlere uçuyor. Exit koltuk aşkına online check-in de yaptırmamıştık. Tabi kalabalık yüzünden Exit neyin yalan oldu. En arka sıralardan aldık koltukları. Ama neyse ki arkada oturan yokmuş. Üçlü sıralara tek başımıza yayılarak rahat bir şekilde El Prat de Llobregat Aeropuerto'ya indik. İkinci kez Barselona'daydım. İlk seferimi merak edenler  buraya tıklayarak okuyabilirler.

 


La Rambla

 

Havalimanından çıktığımızda bizi  güneşli ve sıcak bir hava karşıladı. Terminalin hemen önünden Aerobus'a (5,30€) bindik. Yirmi dakika içinde son durak olan Catalunya Meydanına geldik. Kabin çantalarımızı çeke çeke La Rambla üzerindeki otelimize ulaştık. Burak ve Bülent Ağabey Barselona'ya dün gelmişlerdi. Otel yoğun olduğu için henüz check-in yapamadığımızdan çantalarımızı Burakların odasına bıraktık. Bülent Ağabey iş görüşmesine gitmiş. Burak'ı alıp kendimizi dışarı attık. İlk hedef otelin hemen çaprazında kalan La Boqueria. Alp biraz söylendiyse de meyveleri görünce yelkenleri suya indirdi. Meyve salatalarımız elimizde, La Rambla'dan aşağı, sahile doğru yola koyulduk.

 


La Boqueria

 


Cafe de Les 7 Portes

 

Buraya gelirken lokal ve güzel lokantalar için kuzento Remzi'ye rica etmiştim. Madrid'te öğretim üyesi olan Remzi'nin, kendisi gibi öğretim üyesi olan arkadaşı Kerem, Barselona'da yaşıyor. Sağ olsun bize bir kaç lokanta ismi söyledi. Biz de  öğle yemeği için listedeki lokantalardan, 7 Portes'in yolunu tuttuk. Lokanta merkez tren istasyonuna oldukça yakın. Kerem buranın paellası meşhur diye yazmış. Mekanın atmosferi çok güzeldi. Biz önden soslu midye söyledik. Üzerine de deniz ürünleri paellası. Nasıl söyleyeyim parmaklarımızı yedik. O kadar güzeldi yemekler. Mutlu ve mesut bir şekilde lokantadan ayrıldık.

 


Marine edilmiş soslu midyeler

 


Deniz ürünleri paellası

 


Sahil taksisi :)

 


Barselona'yı günlük bisiklet turu ile gezenler

 

Fotoğraf çeke çeke sahilde gezinmeye başladık. Fotoğraf demişken buraya Canon S90 ile geldim. Bize gönderilen Final Four bilgi e-postasında maçlara büyük kamera alınmayacağı yazılmış. Eh zaten Canon 40D ve saz arkadaşları ile bu güzel şehri iki sene önce fotoğraflamıştım. Elimde iri bir kamera sırtımda onun lensleri olmadan rahat rahat gezerim diye düşündüm. Zaten büyük makinemi sadece bir yerde aradım, orada da imdadıma Alp ve D90'ı yetişti.

 


Colom Heykeli

 


Serinleme çabaları

 

Deniz Müzesi'nin, tadilat nedeniyle kapalı olduğunu öğrenince otele geri döndük. Check-in yaptırıp odamıza yerleştik. Biraz dinlenip duş aldıktan sonra otele dönmüş olan Bülent Ağabeyi de alıp şehrin Roma döneminden kalma eserlerinin bulunduğu, Barri Gotic kesimini gezdik. Tabi öncesinde meyve salatalarımızı almayı ihmal etmedik. Önümüzdeki dört gün boyunca taze meyveye doyacaktık. Katedralin restorasyon işlerinde geçen iki senede gelişmeler olmuş. İlk gelişimde ana bina restorasyondaydı, bu gelişimde de kule restorasyona girmiş. İki farklı zamanda çektiğim fotoğrafları birleştirebilirsem, net bir katedral fotoğrafım olacak.

 


Meyve sever arkadaşlar

 


Bercelona Cathedral

 
 


Ara sokaklar bizi çağırıyor

 
 


Barri Gotic

 


Bu serinleme çabasında asist Burak'tan

 


Port Well

 

Roma eserleri turundan sonra tekrar sahile inip Port Well'e geldik. Güneş yavaş yavaş alçalmaktaydı. Maremagnum isimli alış veriş merkezine gidip Tapa Tapa'ya oturduk. Burayı en kalabalık mekan olduğu için tercih ettik. Ortaya deniz tapaları söyledik, yanına da Sangria. Güneşi burada batırdık. Bu arada Hakan ve eşi de uçaktan inip otele yerleşmişler. Böylece grubumuz tamamlanmış oldu. Onlar da otelden yanımıza geldiler. Hep beraber Kerem'in tavsiye ettiği et lokantasına gittik: Gaucho's. Saat ona geliyordu ve lokanta bomboştu. Alp ile ben biraz şüphelendik. İspanya için yemek saati daha yeni başlıyordu. Ama burası Katalan memleketi, hemi de turistik. Acaba o yüzden mi millet erken yedi akşam yemeğini? Yine de şansımızı denemek için lokantaya girdik. Etler fena değildi. Hatta Alp'in eti daha güzeldi. Artık komşunun tavuğu, komşuya kaz göründüğünden mi; yoksa Alp'in şansından mı orasını bilemedim.

 


Akşam güzelleri

 


Marina

 
6 Mayıs, Cuma

Sabah yedide kalktım. Gece gördüğüm garip  rüyaları, geç yediğim yemeğe yordum. Bir de dışardan epey gürültü geliyor. Önümüzdeki gece kulaklık ile yatma kararı aldım. Hazırlanıp sabah koşuma çıktım. Hava çok güzeldi. Sahile inip W Oteline kadar koşup geri döndüm. KYiPHN'nun Nike+ GPS uygulaması  6 küsur km yazdı. Otelin  kahvaltısı (9€) vasatın altında olduğundan, kahvaltıyı iki sene önce Kemal ile gittiğimiz La Rambla'nın üzerindeki lokantada yaptık (12€). Burak'ın asker arkadaşı Eren de İsviçre'den gelip (BNP de çalışıyor) bize katıldı. Bugün Final Four'un ilk maçları oynanacağından,  öğleden sonra o tarafa doğru bir gezi planı yaptık. Öğlene kadar da La Sagrada Familia'yı ziyaret etmeyi uygun bulduk.

 


Güne mis kokulu çiçeklerle başlamak...

 


Ekip hazır

 

Metro ile St Paul Hastanesine gittik.  La Sagrada Familia'yı hastane sonrasına bırakıyorum zira, geçen gelişimde edindiğim tecrübeden, yokuş aşağı gidiyorsunuz. Ama gelin görün ki hastane restorasyona girmiş. Yine evdeki hesap çarşıya uymadı. Yürüye yürüye La Sagrada Familia'ya ulaştık. Burada binanın görkemine uygun şekilde biraz vakit geçirip fotoğraf çektik, çekildik. Bu arada eserler hakkında açıklayıcı bilgiye bir önceki gezimden ulaşabilirsiniz. Yalnız yeni bir bilgi olarak şunu vereyim: La Sagrada Familia'nın, mimarı Gaudinin 100. ölüm yıldönümü olan, 2026'da bitirilmesi planlanıyormuş.

 


Hospital de la Santa Cruz Y de San Pablo

 
 


Alp @ Alp Sports

 


La Sagrada Familia

 


La Sagrada Familia

 


Casa Milà

 


by Alp

 


Casa Batlló

 

La Sagrada Famila dönüşü metrodan, Diagonal durağında indik ve kentin alışveriş caddelerinden biri olan Passeig de Gracia'dan Catalunya Meydanına doğru yürümeye başladık. Tabi beni alış verişten çok bu yol üzerinde bulunan Gaudi evleri ilgilendiriyordu. Arkadaşlar kahve krizlerini dindirmeye çalışırken ben de Casa Mila'yı fotoğrafladım. Daha sonra da biraz daha aşağıdaki Casa Batlo'yu fotoğrafladım. İnsan bu eserlere (bina demeye  dilim varmıyor) bakınca Gaudi'nin ne kadar zamanın ilerisinde ve yenilikçi bir mimar olduğunu görüyor.

 


Passeig de Gracia

 


Plaça Catalunya

 

Öğlen otele gelip maçlar için hazırlandık. Yemeği La Rambla'da mı yoksa Montjuic tepesinde mi yiyelim diye kararsızlığa düştük. Ben yiyip gidelim derken Alp tepede manzaraya karşı yiyelim dedi. Eh o zaman meyvemizi alıp gidelim dedim. Barselona'da günde üç öğün meyve yemezsem içim rahat etmiyor.

Metro, funicular, teleferik üçlemesinden sonra kaleye vardık. Biz gezip, fotoğraf çekerken zaman hızla akıyordu. Lokanta arayışına girdiysek de maç saatleri yaklaştığından Olimpiyat Tesislerine doğru yola koyulduk. Yol üstü bir lokanta bulursak çökeriz diye düşünüyorduk ama görünen o ki salonda ne bulursak ona talim edecektik. Üstelik bizi orada Caferağa goralısı da beklemiyordu.

 


 Montjuic Tepesine Teleferikle Çıkarken

 


Kale

 


Kaleden yeni liman

 


Barselona akınında çocuklar gibi şendik...

 


Olimpiyat Stadı

 

Olimpiyat tesislerinin kapladığı alan oldukça büyük olduğundan maç kalabalığı gözüme fazla görünmedi. The Palau Sant Jordi'nin kuzey doğu kapısından rahat bir şekilde giriş yaptık. Salonun içi benim için hayal kırıklığı oldu. Evet büyük bir salon ama dizayn olarak oldukça eskimiş. Çok amaçlı kullanıldığından olsa gerek kocaman portatif trübinler var. İlk maç Pana - Siena olduğundan salonun içi yemyeşildi. Fanatik Yunanlılar maçın havasına girmiş, bizim oturduğumuz bloğun koridorunu da kapamışlardı. Aslında yerimiz teorik olarak oldukça güzeldi. Hem ortaya yakın hem de ikinci katın hemen önü. Ama gelin görün ki Final Four organizasyonuna yakışmayan bir şekilde koridor Yunanlı taraftarlarca işgal edilmişti. Bütün maçı ayakta seyrettim.

 


The Palau Sant Jordi

 

Pana maçı ikinci ve üçüncü çeyrekte yaptığı iyi savunma ile 77-69 kazandı ve finale yükseldi. Bir sonraki maç Maccabi ile Real Madrid arasında oynanacaktı. Bu sefer de önümüze Maccabililer geldi. Yani tam Yunan ile İsrail'in arasına adeta barış gücü misali tampon olarak oturmuşuz. Bu maçın da tamamına yakınını ayakta seyrettim. İlk maçın aksine bu maç erken koptu. Real Madrid formundan oldukça uzak. Şimdi gel de Fenerbahçe Ülker'in burada olmamasına yanma. Maçı Maccabi güle oynaya 82-63 kazandı.

 
 


Fanatik Panathinaikos seyircisi hiç yerine oturmadı

 


Solumuz Pana sağımız Maccabi

 


Maccabi vs Real Madrid

 

Maçtan sonra dönüşü Espanyol Meydanı'ndan yaptık. Burası çok güzel ışıklandırılmış. Aslında fotoğraf çekmek istedim ama o kadar basketbol severin arasında zor olacağına karar verip yarın akşam tekrar geliriz diye düşündüm. Metro ile Liceu durağına gittik. La Rambla'nın üzerinde bir sandviççide karnımızı doyurduk. Bugün yemek açısından kısır bir gün oldu.

1. bölümün sonu.

1. Bölüm 2. Bölüm

Share |

Copyright © Kayıhan Zeybek.
 Her hakkı saklıdır. Bu sitedeki fotoğraf ve yazılar izin alınmadan ya da kaynak gösterilmeden kullanılamaz.