Devotion
1. Bölüm 2. Bölüm

7 Mayıs, Cumartesi

Sabah altıyı çeyrek geçe uyandım. Koşmak için erken olduğunu düşünüp yeniden yattım. Tekrar uyandığımda saat sekize geliyordu. Koşmak için geç olduğunu düşünüp duşun yolunu tuttum. İsot'un dediği gibi burada EU duş standartlarına uyum sağladım.

Alp ile La Rambla'ya çıkıp yeni bir kahvaltıcı aradık ama bulamadan otele geri döndük. Hava kapalı ve serindi. Grubun toplanması yine uzun sürdü. Kahvaltıya ancak saat ona doğru gidebildik.  Alp ile yalnız olsak bu saatlerde Park Guell'i bitirmiş olurduk. 2009 Avrupa Basketbol Şampiyonası'nda, Polonya'da az gezmedik.

 


Yeni bir La Rambla sabahı


Grubun toplanmasını beklerken Alp oteli keşfe çıktı

Kahvaltıdan sonra grup dağıldı. Ben, Alp ve Bülent Ağabey Park Guell için metroya indik. Ben elimdeki metro biletlerini karıştırınca Bülent Ağabey dışarıda kaldı. Tekrar T10 (10'lu metro bileti) alıp yanımıza geldi. Park Guell'e  biraz yol yürüyüp aşağıdan ulaştık. Bu masal diyarını yeniden ziyaret ettiğim için mutluydum. Burada bir iki saat vakit geçirip bol bol fotoğraf çektik. Dünyanın en uzun bankında oturup sokak sanatçılarını seyrettik.


Park Guell


3. Denemede tavandaki mozaiği ortalayabildik


Park Guell


Park Guell'den Barselona manzarası


Meşhur bankta mola (by Alp)

Park Guell'den sonra metro ile şehir parkının yakınlarına gittik. Amacımız Picasso Müzesini ziyaret etmekti ama hem çok kuyruk vardı hem de biz çok acıkmıştık. Üstelik tuvalet ihtiyacımız da tavan yapmıştı. Böylece kendimizi bir anda  7 Portes'in önünde bulduk. Hafta sonu nedeniyle 15 dakika kadar dışarıda sıra bekledikten sonra bizi lokantanın üst katına aldılar. Çok beğendiğimiz midye ve paella'nın yanında ızgara balık da yedik. Üzerine de Bülent Ağabey profiterol söyledi. Hem de sıcak çikolatalı. Ben çok beğendim. İşin içine balık girdiğinden adam başı 65€ para ödedik ama her sentine değdi diyebilirim. Özellikle de dün üç sandviç yemişken.


Picasso Müzesine doğru


Bu da güzel yemeğin cilası oldu


Barcelona Tren Garı


Lise maçı

Yemekten sonra Parc de La Ciutadella'ya doğru yürümeye başladık. Tren garını görünce hemen içeri daldım. Trenleri çok sevdiğimden onları fotoğraflamayı da ihmal etmedim. Parkın hemen girişinde bir basketbol salonu vardı. Alp lenslerini temizlerken Bülent Ağabeyle biraz maça baktık. Artık lise maçı mıydı yıldız maçı mıydı bilemedik ama salonun atmosferi çok hoşumuza gitti.


Parc de La Ciutadella

Park 280 dönüm üzerine 19.yy'ın ortalarında kurulmuş ve yıllarca Barselona'nın tek yeşil alanı olarak hizmet vermiş. Barselona Hayvanat Bahçesi de bu parkın içinde yer alıyor ama biz gezmedik. Yine parkın içinde gerçek ölçülerinde bir mamut, bir şelale, minik bir göl ve zooloji müzesi bulunmakta. Gölde sandal da kiralayabiliyorsunuz. Tabi benim favorim bisiklet olurdu. Bayılıyorum böyle şehir parklarına. Bizim şehircilik anlayışımızda bu tip parklara yer yok ne yazık ki. Burada çok güzel vakit geçirdik.


Minik Göl


Cascada (Şelale)


Zooloji Müzesi

Parktan yönümüzü, Arc de Triomf kapısına doğru çevirdik. Burası oldukça geniş, trafiğe kapalı bir yol. Paten yapmak için ideal. 1888 model olan bu kapı oldukça heybetli. Aslında bir de gece fotoğraflamak isterdim ama buraya bir daha gelmedik. Bu arada Petanque oynayanları görünce dayanamayıp biraz seyrettik. Fransızların icadı olan bu oyunu, Fransa sınırında olan Katalanların oynaması gayet doğal. Hani 7'den 70'e derler ya aynen öyle bir oyundu. Gençlerle yaşlılar beraber oynuyorlardı. Tabi arada birbirlerine sataşmayı da ihmal etmiyorlardı.


Arc de Triomf


Arc de Triomf


Petanque oynayan ihtiyar delikanlılar


Sardana Etkinliği

Navigatörümüz Alp bizi döndürdü, dolaştırdı tam katedralin önüne çıkardı. Burada da şansımıza Katalan Halk Oyunları etkinliği vardı. Büyük bir orkestra meydanda yöresel parçalar çalarken, genç yaşlı demeden bir sürü insan Sardana oynuyordu. Biraz seyrettikten sonra oldukça geyik geldi. Son derece tekdüze bir oyun. Zaten Alp'in elindeki rehber kitapta (Time Out serisi) da seyretmesi sıkıcı, oynaması keyiflidir diye not düşülmüş. Biz bu manzaraya karşı kahvelerimizi yudumlarken koyu bir sohbete daldık.

Hakan ve Ebru bizi yanlış meydanda arıyorlarmış. Onlar yanımıza geldiğinde hava kararmaya başlamıştı. Onları Gotic bölgeye gezmeye yollayıp biz de otelin yolunu tuttuk. Tabi öncesinde La Buqeria'dan meyvelerimizi aldık. Bu arada akşam market kapanırken meyve salatalarının 1€'ya düştüğünü de öğrenmiş olduk.


Yesem yesem, önce hangisini yesem :)

Hedefimiz İspanya Meydanı. Burada güzel fotoğraflar çekmeyi amaçlıyoruz. Metroya Liceu durağından girdik. Bu durakta sadece girdiğiniz yönde gidebiliyorsunuz. Diğer yön ile aranızda bir bağlantı olmadığından yanlış girerseniz çıkıp tekrar biletle girmeniz gerekiyor. Ben de baktım yanlış girmişim dışarı çıktım. Tabi arkadaşlar da beni takip ediyor. La Rambla'ya çıkınca aslında doğru yönden girdiğimizi anladık. Tekrar aynı kapıdan aşağı inip metroya bindik. Hem suçlu hem güçlü pozisyonunda olduğum için pek laf eden olmadı. Bıyık altından gülmekle yetindi arkadaşlar.

İspanya Meydanı ışıl ışıldı. Ortadaki havuz Las Vegas'taki Bellagio Otelinin havuzunun adeta küçük bir kopyasıydı. Saat onda su, ışık ve müzik şovu başladı. Güzel açılardan fotoğraf ve video çekmeye çalıştım. Acaba bizim Taksim ya da Sultan Ahmet Meydanı'na da böyle bir havuz yapılamaz mı? Derken yağmur başladı. Sarayı çekerken epey ıslandık. Son pozu Alp'in D90'ı ile çektim. Hem de bir sütunun tepesinden. Millet ne yapıyor bu deli diye bakıyordu.

Metro ile geri döndüğümüzde yağmur şiddetini arttırmış, La Rambla'nın üstü şemsiye satıcıları ile dolmuştu. Yarın yağmazsa koşarım diye planlıyordum.


Plaça d'Espanya


Saray ve ışıkları


Su, ışık ve müziğin harika uyumu


Palau Nacional

8 Mayıs, Pazar

Yağmur bütün gece camımda trompet çaldı. Yağmurun sesinden mi anlamadım ama gece üç kere tuvalete kalktım. Uyku bu kadar bölününce de sabah koşusu yalan oldu. Alp ile akşamdan kalan meyve salatalarımızı yiyip, saat sekiz buçukta otelden ayrıldık. Yol üstünden sandviç ve meyve suyu alıp metroya bindik. Catalunya'da aktarma yapıp L7 hattına geçtik. Son durak Tibidabo'da indik. Hava kapalıydı ama yağmur yağmıyordu. Tramvay henüz çalışmaya başlamadığı için oldukça dik bir yokuşu yayan çıktık. Bu arada bir sürü bisikletli tepeye tırmanıyordu. Canım çekmedi değil ama bu bisiklet formumla tepeye çıksam üç gün kendime gelemem herhalde. Tepede bizi bir sürpriz daha karşıladı. Kiliseye çıkan funicular 10:45'te çalışmaya başlayacakmış. Bizim on ikide Catalunya Meydanı'nda olmamız lazım. Alp, minik İrem için alışveriş yapmak istiyor. Keşke dün gelseymişiz diye iç geçirip dönüş yoluna koyulduk. Bu arada tramvaylar çalışmaya başlamıştı. O yokuşlarda tramvayı  görünce kendimi bir an San Francisco'da hissettim. Bu arada burada çok güzel evler var. Sanırım zenginlerin yaşadığı bir mahalle Tibidabo.


Tibidabo yöresi

 


by Alp


Güzel evler


Tibidabo tramvayı

Metro ile Catalunya Meydanı'na geldiğimizde  alışveriş merkezinin ve diğer büyük mağazaların kapalı olduğunu gördük. Keşke giderken baksaymışız, en azından tepeye çıkar Temple de Sagrat Cor'u ve panoramik Barselona manzarasını görürdük. İşte bunlar hep tecrübe oluyor. Buraya da yazıyorum ki bir daha gittiğimde unutmayayım. Bir önceki yazımın bana oldukça faydası dokundu.

Otele dönüp maç için hazırlığımızı yaptık. Maccabililerin Pazar ayinleri yüzünden maçlar erken başlayacaktı. Demek ki dinle spor işleri de birbirine karışabiliyormuş. Metro ile İspanya Meydanı'na gidip yukarı doğru yürüdük. İlk maçların aksine daha sıkı bir aramadan geçerek salona girdik. Bu arada herkesin kendi yerine oturması için alınan önlemleri görüp sevindik.


Venedik Kuleleri


Palau Nacional


İspanya Meydanı


Final Four hatırası

Bugün Maccabililerin arasında kalmıştık. Yan tarafımız ise gerçek tampon bölge olarak boşaltılmış ve iki tarafına görevliler yerleştirilmişti. Salonun dörtte üçünü Maccabi taraftarı doldurmuştu. 3.lük maçında Siena rahat bir şekilde Real Madrid'i 82-63 yendi. Şu Real Madrid 'in yerine Barca olacaktı ki burada hem tribünler hem de parke coşacaktı. Bu arada duymayanlar için bir müjdeyi buradan vereyim. 2012 Final Four organizasyonu İstanbul'da yapılacak. Bu gelişme salonda açıklandığında Türkiye formamla epey prim yaptım :).

Final maçını öncesi gürültü had safhaya çıkmıştı. Yunanlılar bir taraftan İsrailliler bir taraftan hiç oturmadan tezahürat yapıyorlardı. Evet bu maçı da ayakta seyrettim. Maçı Pana 77-69 kazanarak şampiyon oldu. Diamantidis de MVP (16 sayı, 9 asist) seçildi. Bu onun ikinci MVP seçilişi.


Real Madrid vs Siena


Final maçı öncesi. Burak, bırak şu güncelleme olaylarını :)


Yer gök sarıydı


ve Final maçı başlar...


Şampiyon Panathinaikos

Maçtan sonra arkadaşların ricası üzerine otele uğrayıp akşam yemeği için hazırlandık. Aslında ben ve Alp her daim hazırdık yemek için :). Ne yazık ki gideceğimiz deniz ürünleri lokantası kapanmıştı. Biz de sahile inip turistik bir lokanta bakmaya başlamıştık. Bu arada aç kalan Alp asabi olmaya başlamıştı. Hemen kendimizi bir lokantaya attık. Börtü böcek yönünden zengin bir menü sipariş ettik. Tabi ben doymadım ama böcek ayıklamaktan da yoruldum.

Dönüşte katedralin önünde biraz oyalandık. Ne de olsa son Barselona gecemizdi. Ayaklar pek otele gitmek istemiyordu.


Börtü böcek ziyafeti


Catedral de la Santa Creu i Santa Eulàlia

10 Mayıs Pazartesi

Sabah duş ve bavul toplama faslından sonra otelden ayrılıp La Rambla'ya çıktık. Bavulları çeke çeke meşhur kahvaltıcımıza gittik. Artık bize birer plaket verirler. Sağlam bir kahvaltının ardından Catalunya Meydanına çıkıp Aerobus'a bindik. 20 dakika sonra T1 terminalinden giriş yapıyorduk. Pazartesi diye mi bilemedim ama havaalanı çok kalabalıktı. Bu arada basketbol camiasından bir çok ünlü isim de bizimle beraber dönüyordu.

Havaalanının Free Shop'ı yenilenmiş ama biz gezemedik. Pasaporttan geçtikten sonra aşağı inemiyormuşuz. Siz siz olun eğer burayı gezecekseniz pasaporttan önce gezin. Böylece son güne bıraktığım hediye alışverişi de yalan oldu tabi.

Uçağımız çift koridorlu bir Airbus idi. Uçuş boyunca 1.5 film izledim. Zaman nasıl geçti anlamadım. Ve işte yine İstanbul'dayız. Zorro'yu alıp eve doğru yola koyuldum. Bir kez daha arkamda güzel anılarla evime dönüyordum ama çok kalmayacaktım. İtalya ve pizzalar beni bekliyor. Tabi bu da başka bir yol hikayesi.


Aerobus


Barcelona Free Shop

Share |

Yayın Tarihi: 24 05  2011

Diğer gezi hikayeleri için buraya tıklayın

Copyright © Kayıhan Zeybek.
 Her hakkı saklıdır. Bu sitedeki fotoğraf ve yazılar izin alınmadan ya da kaynak gösterilmeden kullanılamaz.