Boğaziçi'nde Bir Tatlı Huzur

7 Temmuz 2009

Günlerden Pazar. İstanbul'da hava bulutlu. Normalde şehir dışında olacaktım ama Bozöyük müsait olmadığından Alp'in doğum günü şerefine düzenlenen, boğazda tekne turuna katıldım. Gerçi havanın durumu hiç de iç açıcı değildi ama önemli olan beraber olmak, keyifli vakit geçirmek. Zaten yağmur da yağsa yine denize girmeyi kafaya koymuştum. Gayet de güzel olur yağmurda deniz, tavsiye ederim.

Öğlen Hillside'da İsocan uşağum ile buluşup antrenman yaptık. Sonra Bukefalos'a atladığımız gibi Bebek'e indik. Yol Pazar günü olması nedeniyle açıktı. Sahilde tıkanan yerleri de Buke bizim için yarıp açtı :).

 

Teknemiz: Enjoy
 

Şirin boğaz beldemiz Bebek'i, arkamızda bırakırken
 

Teknemiz Enjoy, bizi Bebek Cafe'nin önünde bekliyordu. Alp ve eşrafı gelmiş bize el sallıyorlardı. Arkamda yol boyunca kıpraşan İsocan'ı indirip Buke'yi park ettim. Teknemize yerleştikten sonra baş üstüne gidip boğazı seyre daldık. Ben fotoğraf ekipmanlarımı yanıma almıştım ama biraz hava muhalefeti vardı.

 

Fatih Sultan Mehmet Köprüsü
 

Rumeli Hisarı
 

İsocan Uşağum Rumeli Hisarı'na karşı

Rumeli Hisarı'nı solumuza alıp Karadeniz'e doğru, yelkenlilerdeki pupa seyri misali, yavaş yavaş yol almaya başladık. İlk hedefimiz Beykoz . Burada iskeleden ekibin geri kalanını tekneye alacaktık.

Teknede olmak gibisi var mı? Bir taraftan takım arkadaşlarım İsmail ve Alp ile laflıyor bir taraftan da fotoğraf çekiyordum. Kanlıca iskelesine gelince İsocan uşağum ile aynı anda yoğurt dedik. Aşağıdaki fotoğrafta, iskelenin sağında kalan meşhur Kanlıca Yoğurtçusu'nda çok yoğurt yemişliğim vardır.  Bilmeyenler için Kanlıca yoğurdunu biraz anlatayım. Günlük sütlerden (bir rivayete göre içine süt tozu da katılıyormuş) yapılan bu nefis yoğurdu ister sade ister üzerine pudra şekeri (benim favorim) dökerek yiyebilirsiniz. Hatta şu sıralar üzerinde dondurma ile de servis yapıyorlarmış. Çok yoğurt yiyen biri olarak benim için hepsi makbul ama en güzeli içine petek balı koymak.

 

Kanlıca İskelesi ve sağındaki Çınaraltı Kanlıca Yoğurtçusu
 

Beykoz Yalıları
 

Yoncimiklerin tekne keyfi
 

Keşke tüm boğaz böyle yeşil olsa
 
 
 

Beykoz İskelesi
 

Beykoz İskelesi'nden ekibin kalanını alıp kendimize güzel bir koy bulduk. Şansımıza bulutlar dağılmış güneş ısıtan hatta yakan yüzünü göstermişti. Bu sefer de çok sıcak oldu canım diye söylenmeye başladık. İnsanoğlu böyle işte, her durum için yakınma potansiyeli var. Eh sıcak olunca biz de kendimizi Karadeniz'in serin sularına bıraktık. Su süperdi. Tekneden atlamaca, yüzme yarışıydı derken yorulduk. Bu arada yüzme yarışını Alp'e kaybettim.  Ne de olsa doğum günü çocuğu :).  Yarışın sonunu ilerdeki bir tekne olarak tayin ettik ama ben kendi seçtiğim tekne yerine başkasına yüzünce komik bir durum çıktı ortaya. Hoş, doğru tekneye de yüzsem yine geçilecektim. Ben neden kısa mesafede hızlı yüzemiyorum? :).

 
 
 

Yorgunluğumuzu teknede karpuz, peynir, domates yiyerek attık. Üzerine de kiraz, armut... Bütün meyveler çok lezzetliydi. Zaten karpuzun yarısını İsocan  ile ben yemişizdir. Uşağum da kaslarına kas ekliyor böylece. İki numaralı çekirgem olarak aşağıdaki fotoğrafta da görüldüğü gibi kolları  kocaman oldu :).  Hatta ben bu satırları yazarken Tuğrul gördü fotoğrafı. "İsmail kilo mu aldı, kolları büyümüş" dedi. Bak Zeybek biraderler olarak gereken gazı verdik, SD'de aynen devam.

 
 

İkinci tur yüzme faslından sonra günün adamının şerefine pastayı kestik. Böylece Alp bu hafta üçüncü pastasını kesip, ikinci kez mumlara üfledi. Malum bizim Yonca antrenmanında kimseden çakmak çıkmayınca mumları yakamamıştık. Yalnız bu sefer aldığımız yoğun önlemler sonucu, tırtıkçı İso pastayı elleyemedi. Alp'i tebrik edip pastamızı yedik.

 

Ne o gozüne guneş mi kaçti uşağum?
 

Akşam üstü biz dönüş yolundayken bütün bulutlar gitmişti. Akşam güneşi tüm sıcaklığıyla Boğaziçi'ni aydınlatıyordu. Güle oynaya Bebek'e geri döndük. Arkadaşlarla vedalaşıp, emeği geçenlere teşekkür ettik.

 
 
 

Buke'ye atladığımız gibi birinci köprü yoluna koyulduk. Sahil çok kalabalıktı. Özellikle de Galatasaray Üniversitesi'nin önü. Biz yine ortadan trafiği yara yara yol alıyorduk. Bu arada önümdeki custom motorun arka tekerine gözüm takıldı. Siz  diyin 220 ben diyim 240. Motor sanki sadece arka tekerden ibaret. Bunları düşünürken trafik durmuş ama ben farketmedim. Farkettiğimde hemen frene asıldım ama gidip o koca arka tekere bir merhaba dedik. Küçük, dostça bir dokunuştu bu, önümüzdekiler belki de hissetmediler bile. Tabi arkadaki uşak rahat durmayıp olayın anlam ve önemini belirten bir şeyler söyledi.

Hillside'da duşlarımızı alıp vasıta değiştirdik. Ver elini Paladium. Amacımız Ice Age 3 filmini seyretmek. Fakat yer yok. Oradan doğru Meydan'a. Neyse  burada yer varmış. Üstelik gidince gördük ki Meydan'da bayanlar plaj voleybolu turnuvası varmış. Film başlayana kadar Brezilya - Estonya maçını seyrettik. 7 Temmuz Salı  akşamı saat  dokuzda final maçı varmış. Ice Age 3 serinin en güzel filmiydi. Özellikle yeni karakter, çılgın gelincik Buck süperdi. Bana Kaptan Jack Sparrow'u hatırlattı :).

 

Share |

 
Diğer gezi hikayeleri için buraya tıklayın

 Yayın Tarihi: 22 Haziran 2009

Copyright © Kayıhan Zeybek.
 Her hakkı saklıdır. Bu sitedeki fotoğraf ve yazılar izin alınmadan ya da kaynak gösterilmeden kullanılamaz.