Bremen

26 Aralık 2008 - 2 Ocak 2009

Volkan ile nette konuşurken birden  yeni yılı Bremen'de karşılamaya karar verdim. Öylesine, doğaçlama olarak Almanya'ya gidiyordum. Biletimi Cuma-Cuma Bremen olarak internetten aldıktan sonra Volkan'a mail attım. Bütün bu işler yarım saat içinde olup bitmişti. Hem kadim dostumu ziyaret edecektim hem de herşeyden uzaklaşıp biraz kafa dinleyecektim. Klasik olarak cep telefonumu yine yurtdışına açtırmadım. Sadece mail. Ne de olsa yazmayı konuşmaktan daha çok seviyorum.

Cuma sabaha karşı Tuğrul'u evinden alıp beraber Atatürk Havalimanı'na gittik. Erken geldiğim için rahattım. Bavulu bagaja verirken kadının biri yalnız olup olmadığımı sordu. Kendisinin çok bavulu varmış, beraber seyahat edebilir miyiz dedi. Ben de  tamam dedim. Zaten boş bavul götürüyordum. Almanya'da bavulu doldurup dönecektim. Tabi Kayı'nın evdeki hesabı Bremen'e uymayacaktı. Bunu Almanya'ya gittiğimde görecektim. Benim bavul hafif olmasına rağmen toplamda bavullar  oldukça ağır geldi. Görevli kıza şirinlik yapmak zorunda kaldım. Acil çıkış koridorundan da yer alınca rahatlamıştım. Pasaporttan geçip Duty Free'de oyalanırım diye düşünerek memurun karşısına çıktım. O da ne pasaporta yurtdışı çıkış haraç aman harç pulunu yapıştırmamışım. Leyla mısın nesin Kayı, kafan nerelerde anlamıyorum ki :). Neyse onu da halledip içeri girdim. Hala bir buçuk saat vaktim vardı. HaTiCe'den bir mail yazmaya başladım. Ne yazık ki istediğim an yollayamadım. Uçağa binerken mail hala outlooktan çıkmamıştı. Söylene söylene uçağa bindim.

Rahat bir yolculuktan sonra Bremen Havalimanı'na indim. Pasaporttan sorgusuz sualsiz geçip (geçen sefer uğraştırmışlardı) Volkan'ı aramaya başladım. Uçak 15 dakika önce inmişti. Derken yanımdan  küçük bir adam geçti. Bana bakarken gözlerinin içi gülüyordu. Evet Kağan beni tanımıştı, babası ise yanımdan pas geçip gitmişti. Arkadan seslendim Volkan'a. Eve vardığımızda bizi Nermin'in nefis pizzası bekliyordu. Çok sevdiğim çatı katına yerleşip, aşağıya, yemeğe indim.

 


Kağan the rider

 

Almanya için güneşli, güzel bir kış günü. Noel tatilinin son günü olduğundan bugün her yer kapalı.  Kağan'ı da yanımıza alıp yürüyüşe çıktık. Yumurcak güzel öğrenmiş bisiklete binmeyi. Bizi arkasında bırakıp bastı gitti. Bu sırada gelen geçene laf atmayı da ihmal etmedi. Bu gidişle girişkenlikte dayısını bile geçecek.

Weyhe, Bremen'e 13-14 km mesafede ama Hannover'e bağlı. Bremen'de çalışan orta-üst gelirin grubunun banliyösü durumunda. Yürüyerek on dakika içinde kendinizi doğanın kucağında buluyorsunuz. Bisikletle her yere gitmek mümkün. Ben yürüken bile üşüyordum, bisiklet benim için bu mevsim zor. Ama Almanlar alışkın olduklarından dört mevsim biniyorlar.

 

 


Weyhe Yakınları

 


Yerinde duramıyor Kağan

 


Weyhe'den haftada bir gün (Pazar) geçen trenin yolu

 


Bana bu foto nedense LOTR filmini anımsattı. Sanki bir Elf çıkıvericek ağaçların arkasından.

 


Home Sweet Home

 


Biz geldiiik

 


Çatı suitim :)

 

Cumartesiyi alışveriş günü olarak değerlendirdik. Ama gelin görün ki hem Euro çıkmış hem de herşey pahalanmış. Koca Nike Outlet'ten bir çöp alamadım. Fiyatlar İstanbul'daki normal Nike'lardan bile daha pahalıydı. Ama bir bisikletçiye gittik ki sormayın. Üstelik bir köşesini de motosiklet ekipmanlarına ayırmışlar. Beni sabah bırakın akşam alın. O kadar büyük. İçinde bisiklete binip dolaşabiliyorsunuz. Ayrıca bir de özel bisiklet test yeri var. Burada bisikletle hoplama zıplama yapabiliyorsunuz. İstanbul'da arayıp bulamadığım su şişelerinden aldım. Bir sarı bir de kırmızı. Cim Bom oley :).

 


St Petri Dom

 

Pazar günü erkenden ayaktaydım. Havasından mı suyundan mı bilinmez geç de yatsam erkenden kalkıyordum. Akşamları kitap okuyor, uykuya dalmadan önce, kafamda çözüm sırasını bekleyen düşünceler eşliğinde,  çatı penceremden yıldızları seyrediyordum.

Kahvaltıdan sonra Kağan ile oynadım. Yumurcak Cars adlı bilgisayar oyununda (filmi de vardı) gördüğü sahneleri benim de yardımımla canlandırıyordu. Önce Lightning ile arkadaşı Mater traktörleri korkutuyor sonra büyük kamyonlar gelip ışıkları ile bunları kovalıyor. Ben Mater'i ve kamyonu oynuyorum. Kamyonun da üstünden el feneri tutmam gerekiyordu. Tutmazsam Kağan bana kızıyordu :). Çocuk olmak ne güzel...

Akşama doğru şehre indik. Almanya'ya kendi üç ayağımı da getirmiştim. Amacım güzel gece fotoğrafları çekmekti. Ama yine hayal kırıklığı oldu. Bu küçük Alman şehri neden bilmiyorum ışığı sevmiyor. Bizim caddedeki süslemeler bile buradan daha zengin.

Yine de eski şehrin meydanını, Schnoor denen bölgeyi fotoğrafladım. Bir de daha önce içine girmediğim St Petri Katedralini gezdim.

 

 

 

 

 

 

 

 


Hükümet Binası

 


Yılbaşı tebriği olacak olan foto

 

 

Pazartesi gününü yine alışveriş ile geçirdik. Bu arada Bremen BMW'de, istediğim motosiklet montunun Türkiye'den 1 Euro pahalı olduğunu görünce beni bir gülme aldı. Artık montun Türkiye'de indirime girmesini bekleyeceğiz. Keza Louis'te de uygun bir şey bulamadım. Alp için bir tane çakmak soketi alıp çıktım.

Salı günü Volkanlar'ın pasaportlarını uzatmak için Hannover'e gittik. Bremen'den yaklaşık bir saat sürüyor. Yine Alman otobanındaydım. Bizim Zorro'yu buralara getirip memleketini göstermek lazım. İstanbul'un yolları pek yaramıyor arkadaşa.  Her çukuru belimde hissetmekten bıktım.

Hava Hannover'de bir kaç derece daha soğuktu. Araba eksi sekiz gösteriyordu. Ne de olsa denizden uzaklaşmış, güneye inmiştik. Konsoloslukta işimizi çabucak halledip Sea Life'a gittik. Kocaman bir akvaryum fakat memeli deniz canlısı yok. Dış mekanlar Amazon yağmur ormanları tadında düzenlenmiş. Akvaryum karanlık, balıklar da hareketli olduğundan içeride fotoğraf çekemedim. Flaş kullanınca da camdan yansıyordu. Ben de bol bol mpeg çektim. Özellikle ana tank muazzamdı. İçinden geçerken 270 derece görüş açısıyla tankın içindeki köpekbalıklarını, kaplumbağaları ve daha bir çok canlıyı görebiliyorsunuz. Kağan'ı buraya getirsek dışarı çıkaramazdık.

 


Sea Life

 


Hendek buz tutmuş

 

 

 

Sea Life'tan çıkıp yolun karşısındaki Herrenhauser Garten'a giriyoruz. Geçen sonbahar burayı gezmiş ve sitede bir önceki yol hikayesinde yayınlamıştım. Sonbahar ile kışı karşılaştırmak için bir kaç fotoğraf çektim. Aslında Mayıs ayında Berlin'de düzenlenecek olan Euroleague Final 4 organizasyonuna gitme niyetim var. Olur da gidersem bir de ilkbaharda fotoğraflarım bu muhteşem barok bahçeyi.

 


Herrenhuser Garten

 


Kışın soğuk yüzü

 


Volki ördeklere karşı

 

 


Kış

 


Sonbahar. İlkbahar? İnşallah

 

Çarşamba yılbaşı gecesi olduğundan mağazalar öğlene kadar açıktı. Biz de sabah erkenden çıkıp son alışveriş turumuzu attık. Eve gelince ben çektiğim fotoğraflardan seçim yapıp yılbaşı tebriklerimi hazırladım. Aslında iki tane hazırladım. Biri zaten yukarda var, diğeri güzel bir tül efektli şelale. Vakti zamanında Yedigöller'de çekmiştim. Bir de cep telefonu için flashlı, yanar dönerli, havai fişekli bir mesaj hazırladım ama beceriksiz BB oynatamamış o da ayrı. Ne varsa sende var HaTiCe :).

 

 

Saat on bir gibi Volkan ile Bremen'e gittik. Amacımız şehir meydanındaki sokak kutlamalarına katılmaktı. Meydana ulaştığımızda insanlar yavaş yavaş toplanıyorlardı. Kendimize güzel bir yer bulduk. Sırtımızı da duvara verdik ki bir fişek kazasına kurban gitmeyelim :).  Ben oradayken hep eksi yedi, sekiz giden hava yumuşamıştı. Eksi bir falandı :). İçime motosiklet içliğimi giymiştim. Gelenlerin ellerinde içki şişileri, sırtlarında havai fişekler vardı. Gece yarısına doğru şenlik başladı. Meydan patlama çığlıklarıyla inlerken, karanlık geceyi binbir renkle aydınlatan havai fişekler, gözlerimize güzel bir ziyafet çekti. Bu şekilde yeni yılı karşıladık. Soğuğun izin verdiği ölçüde gösterileri izledik. Sonra evimizin yolunu tuttuk.  Yine çatı katında yıldızları seyrediyordum. Ama artık 2009 yılındaydım. Yeni umutlar, yeni beklentiler... Yeni yılın herkese hayırlı olmasını dilerim.

 


Havai Fişekler

 

 

 

 

 

 

Yeni yılın ilk günü. Haliyle  heryer kapalı. Öğlen gibi Weser ırmağının kenarına gittik. Burada insanların haftasonu evleri var. Küçük arsalara, küçük kulübeler kondurmuşlar. Haftasonları Almanlar bu evlerine gelip bahçeleri ile uğraşıyorlarmış. Irmak boyunca yürüyüş ve bisiklet yolları var. İnsanlar soğuk havaya rağmen spor yapıyorlardı. Benim de canım bisiklete binmek istedi. Zaten İstanbul'da 3-4 haftadır binemiyorum. Yanılmıyorsam en son bayramda binmiştim.

 


Werder Bremen'in Stadı

 

 


Weser Nehri

 

Nehir kıyısında biraz vakit geçirdikten sonra hava kararırken şehre indik. Beni burada bir sürpriz bekliyordu. Yılbaşında ve öncesinde ışıkları yanmayan meydandaki koca çam ağacı ışıl ışıldı. Hemen o hevesle fotoğrafını çektim. Asırlık hükümet binasının önünden geçen tramvayı çekmeyi kafama koymuştum. Bu bina Dünya mirasından sayılıyormuş. İlk tramvayı kaçırdım. İkincisini de başka bir yeri fotoğraflarken kaçırdım. En sonunda üçüncü denemede tramvayı yakalayabildim. Böylece  yeni ve eskiyi aynı karede yakalamış oldum :). Meydandaki son poz ise Bremen Mızıkacıları'na gitti. Bu arada parmaklarım o kadar çok üşümüş ki denklanşöre zor bastım. Eve gidene kadar sızlama geçmeyecekti.

 


Işıklı çam ağacı

 


3. denemede yakalayabildiğim tramvay

 

 


Şehrin sembolü: Bremen Mızıkacıları

 

Cuma İstanbul'a dönüş günüydü. Kahvaltıdan sonra Bremen Havalimanı'na gittik. Yine çıkış koltuğu alınca sevindim. Volkan ile bir kahve içip vedalaştım. Hoşça kal Bremen. Şansıma yan koltuğum da boştu. Rahat bir yolculuktan sonra İstanbul'a indim. Hava yağmurluydu ama 6 derecelik hava sıcaklığı bende meltem etkisi yaptı :). Ne de olsa hava 14 derece daha sıcaktı.

Sonuç olarak az gezmeli bol kafa dinlemeli bir gezi oldu. Beni en iyi şekilde ağırlayan Birben ailesine buradan teşekkür ediyor ve sevgilerimi gönderiyorum.

 

Share |

 

Diğer gezi hikayeleri için buraya tıklayın
 Yayın Tarihi: 14 Ocak 2009

Copyright © Kayıhan Zeybek.
 Her hakkı saklıdır. Bu sitedeki fotoğraf ve yazılar izin alınmadan ya da kaynak gösterilmeden kullanılamaz.