Kuzeydoğu Marmara Turu

16 Temmuz 2006
 

Uzun zamandan beri istediğim GS'e kavuşunca bu hafta sonu bir motor gezisi yapmak farz olmuştu. Ekip 4 motordan oluşuyordu: Selçuk (Yamaha R1), Tahir (Honda 600RR), Onat (Honda Varadero, nam-ı diğer Gölge Yele). Daha önceki gezilerin aksine bu gezimizde önemli olan yeni yer görmek değil yol yapmaktı. Rotamızı TEM, Sapanca, Karasu, Kaynarca, Kandıra, İzmit, TEM olarak belirledik. Sabah saat sekizde Bimexcar'da buluşacaktık.

Sabah saat çalmadan erkenden kalktım. Hazırlığımı yapıp motorun yanına indim. GS'in deposu mıknatıs tutmadığından el çantamı arkaya bağladım. Yoldan depoyu doldurup Bimexcar'a doğru yola koyuldum. Sekizi iki geçe kapıdan giriş yaptım. Biraz sonra da Mügen egzozunu öttüre öttüre Tahir geldi. Onat ise ortalıklarda gözükmüyordu. Cepten aradım uykucuyu. Daha yeni kalkmış giyiniyormuş. Onunla Ataşehir'de buluşmaya karar verdik.

Yola koyulduğumuzda saat dokuza geliyordu. Kahvaltı kısmından vazgeçmeye karar  verdik. Opet'e girip bir şeyler atıştırdık. Opet'ten sonra Adapazarı çıkışına kadar Onat ile ben ortalama 150 -160 km/sa gibi bir hız tutturduk. SS leri sormayın onlar bizi bırakıp uzadılar.

 

Tur Rotası

 

Adapazarı turnikelerden Onat ile tek OGS iki motor geçtik. İki motor da büyük olunca epey yer kapladık. Selçuk bizi sağda bekliyordu. İlk benzinciye girip SS'lerin susuzluğunu dindirdik.  İki gidiş, iki geliş bölünmüş, güzel asfaltlı bir yol üzerinden Karasu'ya doğru yola koyulduk. Sağlı sollu mısır tarlaları yolu çevreliyordu. Onat işaret edip fotoğraf molası için durmamızı istedi. Bir kaç fotoğraf çekip tekrar yola koyulduk. Bir müddet sonra yol tek şeride indi ve asfalt kalitesi bozuldu. Üstüne trafik de kalabalıklaştı. Ama manzara giderek güzelleşiyordu. Uzun ağaçların bulunduğu bir yerde tekrar fotoğraf için durduk.

 

Adapazarı Çıkışı

 

Onat ve Gölge Yele

 

Mısır Tarlaları

 

Fotoğraf Molası

 

Selçuk R1'i ile geliyor

 

Sonunda Karasu'ya ulaştık. Deniz kenarına gitmek için anayoldan sola döndük. Karşımıza çıkan manzara bizi hayal kırıklığına uğrattı. İnşaat içinde bir sahil, çirkin bir betonlaşma, düzensiz bir merkez... Şöyle bir tur attık ama hoşumuza giden bir şeye rastlamadık. Denize girmek gibi bir amacımız da olmadığından bari karnımızı doyuralım dedik. Akçakoca tarafına dönüp yol kenarına sıralanmış lokantalardan birine girdik. Yemekler fena değildi. Fiyatları da uygundu. Aslında vaktimiz olsa, biraz daha çevreyi dolaşsak ilginç şeyler bulabilirdik ama Selçuk F1'e yetişmek istiyordu. Belirtmeden geçmek haksızlık olacak, kumsalı güzeldi. Geniş, uzun ve ince kumlu bir kumsal. Ama çevre düzenlemesine ihtiyacı var.

 

Poyraz Lokantası, Karasu

 

Karasu Sahili

 

Tahir ve Onat

 

Selçuk ve Ben

 

Karasu'yu arkamızda bırakıp Kaynarca'ya doğru yola koyulduk. Manzara birden güzelleşti. Yol yeşillikler içinde yer alıyordu. Tatlı tepeleri sağlı sollu virajlarla aşıyorduk. Bir sürü köyden, dere üstlerinden geçtik. Asfalt kalitesi de fena değildi SS ler fazla ağlamadı. Kaynarca'yı geçip Kandıra'ya vardık. Aslında bana kalsa Ağva, Şile üzerinden dönerdim ama Tahir otoban deyince aşağı, İzmit yoluna saptık. Buradan sonra yol Kerpe dönüş yoluyla aynıydı. Çok kaliteli bir asfalt ve güzel manzaralar eşliğinde İzmit'e ulaştık.

 

Ne güzel poz veriyorsun sen öyle

 

Karasu - Kaynarca arası

 

GS bu yollarda çoştu

 

Uzakta Karadeniz

 

Karadeniz

 

Yol

 

Kandıra - İzmit arası

 
 
 
 

GS ile ilk fotoğrafımız

 

Aynada Onat

 

Güzel virajlar

 

İzmit'ten benzin aldık. Böylece GS'in ne kadar yaktığını da hesapladım. 100km ortalama 6 litre yakmıştım ki bunun içinde 120 km kadar hızlı bir otoban sürüşü de vardı. 100 -120 km/sa aralığında ki sürüşlerde 5 litreye  yaklaşabilirim herhalde. Bu arada F1'e yetişmek için gaza asılan Selçuk'tan bir mesaj aldım. TEM BP den benzin alıyormuş. Muhtemelen ben bu mesajı aldığımda o İstanbul'a varmıştı. Otobana çıkıp tekrar gaz açtık. Oldukça sakin giden yolculuğumuz Dilovası civarında buluta girmemizle şenlendi. Birden şakır şakır, bardaktan boşalırcasına bir yağmur başladı. Vizörüm iptal oldu. Göz gözü görmüyordu. Öndeki otomobili geçip daha güvenli bir ortam yaratmak amacıyla gazı çevirdim. Çevirmemle arkanın kayması bir oldu. Sağ sol derken toplayıp devam ettim. Tork bu kadar kaygan bir yol için fazla gelmişti. 120km/sa sabit bir hızla yol almaya başladım. Yolda yer yer göllenmeler olmuştu ama GS'e vız gelir tırıs giderdi. Nasıl olsa ABS de vardı. Ama ben epey ıslanmaya başlamıştım. Bir de cebimde cep telefonu, fotoğraf makinesi gibi elektronik cihazlar vardı. Allah'tan çantamı daha önce Onat'ın arka çantasına koymuştum. Kalan eşyayı da Onat'ın çantasına koyarım diye bir köprü altına girip Onat'ı beklemeye başladım. Umudum beni görüp durmasıydı. Derken bir kamyon tam arkama geldi. Tam beni göremeyecek diye düşünürken solumdan geçip gitti. Ben de hemen peşine takıldım ama gözden kaybolmuştu. Derken arkadan bir motor ışığı gördüm. Evet gelen Onat'tı. Bu arada yağmur şiddetini azaltmıştı. Bir kaç dakika sonra da tamamen durdu. Buluttan çıktık, güneş bütün güzelliğiyle tepemizde parlıyordu. Bir kaç dakika sonra da Opet'e girdik. Motorlardan inince Onat'ın beni beklemek için park yerine girdiğini öğrendim. Biz sodalarımızı içerken Tahir de geldi. O benden daha kötü kayıp, bir şerit sağa gitmiş. Muhtemelen göllenen bir yere denk gelip tekeri suda yüzdürdü. Günün kritiğini yaptıktan sonra Onat ile Tahir zincirlerini yağladılar. O yağmurda ikisinin de zinciri tertemiz olmuş parlıyordu. Benim artık öyle dertlerim kalmadı. Yaşasın şaft.

 

Son mola

 

GS, Vara, RR

 

Opet'ten sonra evlere dağıldık. Eve vardığımda km saatim 397'yi gösteriyordu. İlk yolculuğumuzda GS çok iyi bir yol arkadaşı olduğunu kanıtladı. Virajları onunla dönmek çocuk oyuncağı. Süper bir yol tutuşu var. Motor hacmine göre çok tutumlu. Olağan üstü bir torku var. Kaçıncı viteste olduğunuzun bir önemi yok, gazı çevirin yeter. O alıp başını gidiyor. Telelever özelliği sayesinde frenlerde dalmıyor. Frenler zaten ABS'li. Ön freni sıktığınızda arka freni de ihtiyacı kadar sıkıyor. Yani ayak frenini ,off-road yapmıyorsanız, unutabilirsiniz. Cüssesinden beklenmeyecek kadar hafif ve kıvrak bir motor. Geniş gidonu sayesinde çok kolay ve çabuk yön değiştirebiliyorsunuz. Hele o boxer motorun titreyerek çalışması ve boxer sesi yok mu, insanı kendine aşık ediyor. Yalnız otobanda DeLi Bekir'den daha fazla rüzgar alıyor. Öne Adventure camı almak lazım. Bir de sinyal ve korna kumandalarına alışmak zaman alıyor. Ben oldukça memnun kaldım. Tekrar bir geziye çıkmak için can atıyorum. Ama önce motora bir isim bulmak lazım.

 

Diğer gezi hikayeleri için buraya tıklayın.
 

Haber Tarihi: 17 Temmuz  2006
 


Copyright © Kayıhan Zeybek.
 Her hakkı saklıdır. Bu sitedeki fotoğraf ve yazılar izin alınmadan ya da kaynak gösterilmeden kullanılamaz.