Doğu Karadeniz Seferi

26 - 29 Temmuz 2010
 

Her şey basketbol oynarken Selçuk Ağabey'in motorlu Karadeniz gezisine beni davet etmesiyle başladı. Ne zamandır hayalimdi. Buke'nin üstüne atlayacağım o yayla senin bu yayla benim dolaşacağım. Geçen sene GSA olarak kısa ama dolu dolu bir Trabzon-Rize turuna imza atmıştık. Artık Rize'nin de doğusunu görmek istiyordum.

Karar vermiştim Selçuk Ağabey'in grubuna dahil olacaktım. Hoş önce iptal tehlikesi yaşadım. Didem ile yapacağım Çeşme tatili bu turla çakışıyordu. Sonra Karadeniz Turu bir hafta rötar yaptı. Benim de işime geldi ama bu sefer de hem omuz sakatlığım nüksetmiş hem de Buke'ye bir haller olmuştu. Kontağı döndürüyorum ama koca aygır çalışmıyor. Neden sonra ışıklar kendine geliyordu. Ben de geziye Buke'siz katılmaya karar verdim. Şimdi yaylanın tepesinde çalışmaz, uğraş dur...

Araba ve uçak işlerini Çeşme'den gelir gelmez hallettim. Konaklama işini ise grup halledecekti. Grup demişken biraz binici ve binekleri tanıyalım. Grubun üç üyesi KBB doktoru. Ersan ise işitme cihazları satan  bir şirketin (www.idis.com.tr) ortağı. Hatta diğer ortak Nurkan da gruba Fatsa'da dahil olacak ama ben ne yazık ki bu gezide onunla tanışamayacağım. Zira Perşembe akşamı Trabzon'dan İstanbul'a geri dönecektim.

Prof Dr Selçuk İnanlı - BMW K1300GT
Prof Dr Fatih Öktem - BMW K1200GT
Doç Dr Ender İnci - BMW K1300GT
Ersan Duran - BMW R1200GS
Kayıhan Zeybek - Kiralık Hyundai Era 1.4 Otomatik :(.

 


1. Gün rotamız: Trabzon Havalimanı - Rize - Hopa - Sarp Sınır Kapısı - Borçka - Şavşat

 

26 Temmuz, Pazartesi

Sabah beşte Selçuk Ağabey'i evinden alıp Atatürk Hava Limanı'na gittim. Fatih ve Ender Ağabeyler bizi hava limanında bekliyordu. Ersan da uçağın kalkmasına az bir vakit kala gelip kafileye katıldı. Uçağımız yediyi beş geçe kalkacaktı ama hafta başı yoğunluğundan olsa gerek yarım saat geç havalandık.

Trabzon'a indiğimizde güzel bir güneş bizi karşıladı. Herkes çok mutluydu. Zira geçen hafta buraları sel götürmüştü. Ben kiralık arabamı teslim aldım. Jip beklerken sedan arabaya razı oldum.

Cirlop gibi motorlar kamyon ile Trabzon'a gelmiş, kapının önünde binicilerini bekliyordu. Elbiseler giyildi, kasklar takıldı. Yaklaşık yarım saat sonra dört motor, bir arabadan oluşan konvoyumuz yola çıkmaya hazırdı. Ah ah keşke her şey yolunda gitseydi de Buke de burada olsaydı diye düşündüm.

 


Motorlar hava limanında bizi bekliyordu

 


Giyim kuşam faslı

 
 


Yola inci misali dizilen motorlar

 

Karadeniz sahil yolunda  mahşerin 4 atlısı önümde süzüle süzüle yol alıyordu. Manzara  şahaneydi. Ben  arabanın içinde onları fotoğraflıyordum. En azından rahat rahat fotoğraf çekebileceğim diye kendimi avuttum.

İlk durağımız Çaykur Rize tesisleri. Rize'ye hakim bir tepeden, çam ağaçlarının gölgesinde çaylarımızı yudumladık. Hava çok sıcak. Biniciler epey terlemiş ve susamışlar. Onların harareti dindikten sonra tekrar yola koyuluyoruz.

 
 


Gezinin ilk durum değerlendirmesi

 


Rize sahilleri

 


Çaykur Tesisleri

 


Yine yoldayız

 

Geçen sene GSA olarak Ayder sapağına kadar gelmiştik. Şu an daha önce geçmediğim yollardaydım. Hoş  Karadeniz Sahil Yolu hep aynı. Sonuçta Hopa'ya kadar solunuz Karadeniz sağınız yeşillik denizi :). Çayeli'ni de geçtikten sonra Şelale Tesislerinde öğle yemeği için mola verdik.

 


Yolda olmanın keyfi

 


Buke'nin kardeşi

 
 

 
 


Tesise adını veren şirin şelalecik

 


Soldan: Ersan, Fatih-Ender-Selçuk Ağabeyler

 

Karadeniz gezileri insanın hem gözüne hem de midesine hitap ediyor. Yörenin yemeklerini ben çok seviyorum. Balık çorbası ile açılışı yaptık ki herkes çok beğendi. Sonra mıhlama. Nefis mısır ekmeğini katık yapıp balıklama daldım sahana. Bu arada doktorlar kollestrol  gibi laflar ediyordu ama bu konuşmalar bana Kaf Dağının ardından geliyordu sanki. Bayılıyorum mıhlamaya. Sonrasında gelen mezgit tava ise bildiğiniz lokumdu. Finali  laz böreği ile yaptık. Gezide en memnun kaldığım şeylerden biri de  havuz sistemi oldu. Ortak toplanan paralar yemek ve konaklamaya harcanıyor. Eh onlar az yiyor, beni bilenler anladı ne dediğimi. Yol boyunca bu sistemden faydalanacaktım. Ender Ağabey bir ara "Ben az yiyorum aynı parayı ödüyorum" diye söylendiyse de sonraki günlerde motor kullanmanın verdiği yorgunluktan olsa gerek aklına bir daha böyle tehlikeli düşünceler gelmedi :).

 


Nefis mısır ekmeği

 


Mıhlama

 


Mezgit

 

Bu arada biz yemek yerken içeri tonton bir motorcu girdi: Ümmet Perkitan. Scooteri ile Türkiye turu yapıyormuş. Şimdi de 29 Temmuz'daki Batum Motosiklet Festivali'ne gidiyormuş. Bizimle fotoğraf çekildi. Buyrun bu da internet sitesi: www.perkitan.com

 


Ender Ağabey

 
 

Tekrar yola koyulduk. Bu sefer tempomuz biraz daha hızlı. Hopa'yı geçip Sarp Sınır Kapısı'na ulaşıyoruz. Burada hatıra fotoğrafı çekiliyoruz. Bu kadar cancanlı motor bir arada olunca çok ilgi çekiyor. Halk hemen çevrelerini kuşatıyor. Klasik sorular başlıyor: Kaç para, kaç yapıyor, nerden geliyorsunuz.... GT'ler varken pek GS ile ilgilenmiyorlar. O yüzden Ersan sorulardan yana rahat.

 


Sarp Sınır Kapısı

 


Soldaki Türk  kumsalından atlayıp ilerden Gürcü kumsalından çıkabilirsiniz.

 


Gürcistan sahilleri

 

Tekrar Hopa'ya geri dönüp Artvin yoluna giriyoruz. Bu arada ben ışığa takıldığım için gruptan kopuyorum ama sağ olsun Ersan beni bekliyormuş. Beraber Artvin'e doğru tırmanışa başladık. O da ne, bizim kiralık eşek yokuş çıkmamakta direniyor. Gaza sonuna kadar basıyorum ama 70 km/saati aşamıyorum. Biraz vitesle oynuyorum ama yok. Ersan bana yol boş geç işareti veriyor. Ben hızlanmaya çalışıyorum tam devrini buluyorum Ersan dur gelme diyor. Derken grubun diğer elemanlarını manzaralı bir yarda bizi beklerken buluyoruz. Hemen fotoğraf molası veriyoruz.

 


Hopa - Artvin arası

 


Kiralık eşek

 

Tekrar yola koyulduk ama bu aygırları takip edebilmek ne mümkün. Esas motosiklet yolu başladığından beri manzaralı dağ yollarında viraj yapmaya başladılar. Benim eşek, karşısına çıkan ilk otomobilde pes ediyor. Ben onu sollayana kadar grup kopup gidiyor. Onları bir dahaki mola yerine kadar göremiyordum.

 
 


Manzaralı dağ yollarında viraj yapmak...

 


Karşıda Artvin

 
 

Yollar düzgün, manzara şahane... Çoruh, dağları yara yara akıyor. Artvin'i geçip Şavşat'a doğru dönünce tabiat birden değişti. Yemyeşil tepeler yerini  çorak zirvelere bıraktı. Nem de azalmıştı. Sonra bir dağ daha döndük ve yine yeşilin koynunda bulduk kendimizi. Artık Şavşat'a yaklaşmıştık. Yükselmeye davam ediyorduk.

 


Çoruh Nehri

 


Bir başka dağlara karşı fotoğraf molası

 
 


Yeni yol tepeden geçecek, eski yol ise sular altında kalacak.

 

Sonunda Şavşat'a vardık. Fatih Ağabey zamanında burada görev yapmış. Hastahane müdürü Erkan Bey bize mihmandarlık yapacaktı. Seyir tepesine gidip Şavşat'a yukardan baktık. Doğa harika ama binalar o güzel doğanın içinde çıban başı gibi duruyor. Ne kadar çirkin bir yapılaşma. Bu konuya geçen sene yaptığım Trabzon-Rize gezisinde de değinmiştim. Ne yazık ki bizim milletin şehircilik anlayışı ve estetik zevki Avrupa'nın çok gerisinde. Ve emin olun bunu sadece gelir düzeyi ile açıklayamazsınız. Çünkü bazı zenginler de köylerine yazlık yaptırıyor ama o kadar paraya böyle çirkin yapılar nasıl inşa ediliyor görmeniz lazım. Devletin bu çirkin yapılaşmaya dur demesi lazım.

 


Şavşat Yaylaları

 
 


Seyir tepesi

 


Güzel Şavşat ve çirkin binaları

 

Aslında Karagöl'e de bugün gidecektik ama artık güneş batıyordu. Seyir tepesinde çay içip yorgunluk attık. Daha sonra Erkan Bey'i de yanımıza alıp (benim arabaya tabi ki) gece kalacağımız Laşet Tesisleri'ne doğru yeniden yola koyulduk. Laşet Tesisleri Ardahan yolu üzerinde. Eskiden alabalık çiftliğiymiş. Şimdi hem lokanta hem de otel olarak hizmet veriyor. Üstelik rakı da var :).

 


Galiba biraz yorulmuşuz

 


Yangın gözetleme evi

 
 

Laşet'e bir kaç kilometre kala bir başka seyir tepesinin önünde duruyorum. Bu sefer önden ben gittiğim için motorlar da beni taklit edip duruyorlar. Fatih Ağabey ile biz seyir terasına çıkıyoruz. Diğerleri aşağıda beklemeyi tercih ediyor. Halbuki manzara nefes kesici. Hani Heidi'nin Türk versiyonu olsa ancak burada çekilir. Fotoğraf faslından sonra çeşmeden kana kana buz gibi su içtim. Tabi çeşme - Kayı kompozisyonlarıma bir yenisini ilave etmeyi de unutmadım. Fatih Ağabey sağ olsun bu anı ölümsüzleştirdi.

 


Laşet Yolunda bir başka seyir yeri

 


Alacakaranlık çöküyor

 
 


Kayı @ Şavşat

 
 


Kayı vs Çeşme

 

Tekrar yola koyulduk. On dakika sonra tesislere ulaşıp odalarımıza yerleştik. Yemeğe inerken şansımıza elektrikler kesildi. Fark etmez herkes kurt gibi aç. Gürül gürül akan derenin yanına kurulduk. Az sonra Erkan Bey de gelip bize katıldı. Gelsin salatalar, alabalıklar, kaburgalar, kebaplar... Eh yanında da rakı tabi. Haliyle o gece Türkiye'yi 2-3 kere kurtardık. Ama yol yorgunluğu da yavaş yavaş üzerimize çöküyordu. Şavşat 92 yerine odalarımızın yolunu tuttuk :). Ha gideceğimizden değil klasik motorcu geyiği işte.

 

 


Akşam yemeğimiz

 

Yastığa başımı koyduğumda tatlı bir yorgunluk vardı. Kendimi hafiflemiş ve çok mutlu hissediyordum. Yeni arkadaşlarımla hemen kaynaşmıştım. Çok eğlenceli bir grup. İyi ki gelmişim.  Yavaş yavaş kendimi uykunun kollarına bıraktım. Yarın uzun bir gün olacak hem de düşündüğümüzden de uzun ve zor bir gün. Ah bir de Bukem yanımda olaydı.

1. Günün sonu

 

2. Gün

3. Gün

4. Gün

Copyright © Kayıhan Zeybek.
 Her hakkı saklıdır. Bu sitedeki fotoğraf ve yazılar izin alınmadan ya da kaynak gösterilmeden kullanılamaz.