Doğu Karadeniz Seferi

26 - 29 Temmuz 2010
 

27 Temmuz, Salı

Sabah saat yediye doğru uyandım. Dışarıdan yağmura benzer sesler geliyordu. Kafamı camdan çıkarınca dağların arkasında yükselen güneş beni selamladı. Gelen sesler meğer derenin sesiymiş. Fatih ve Selçuk Ağabeyler de uyanmışlar, bahçede geziniyorlardı. Biraz çevrede dolanıp fotoğraf çektim. Çiftliğin sevimli Kangal yavrularıyla oynayacaktım ama yabancı olduğumdan bana çok iyi gözle bakmadılar. Çitin arkasından onları fotoğraflamakla yetindim.

 


2. Gün Rotamız: Ardahan Ovası - Şavşat - Yusufeli - İspir

 


Erkenciler

 


Mis kokulu kırlar

 


Ardahan Yolu

 


Laşet Tesisleri

 


Şamatacı enikler

 

Aşağı indiğimde kahvaltı saatini sordum. Amacım kahvaltıdan önce Ardahan Ovasına gidip gelmekti. Vakit müsait olunca, arabaya atladığım gibi yola koyuldum. Laşet Tesislerinden sonra yol hem  bozuluyor hem de  döne döne hızla yükselmeye başlıyordu. Hoş bizim eşek  kendi bildiği hızda yokuşları tırmanabiliyor o ayrı.

 


Sonunda doğa ile az çok uyumlu bir ev fotoğraflayabildim

 
 


Yol döne döne yükseliyor

 
 

Derken virajlar bitti ve ovanın üzerine çıktım. Artık yeşil çayırları ortan ikiye ayıran düz bir yolun üzerinde ilerliyordum. Uzaklarda sürüler otluyordu. Bir kaç tepe aştıktan sonra bir köyün yanından geçtim. Yolda beni görenler el edip durmamı istiyor. Muhtemelen Ardahan'a giden köylüler ama ben oraya kadar gitmeyeceğim zaten vaktim de kısıtlı. Hiç yavaşlamadan yanlarından geçip gidiyorum. Dün akşam yemekte Erkan Bey bu ova hakkında epey konuştu. Hatta paranız varsa buraya yatırım yapın, hayvancılık ve arıcılıkta Türkiye'nin müstakbel 1 numarası diye anlattı. Tabi motorcu kısmının yatırımı motorlara yaptığından haberi yok :).

 


Ardahan Ovası (Rakım 1800 metre)

 


Sürüler otluyor

 
 
 
 


Aşağıda Ardahan Merkez

 

Uzakta Ardahan'ı görünce, güneşin terste olmasına bakmaksızın, arabadan inip fotoğrafladım. Saatime baktığımda artık geri dönmem gerektiğini anladım. Grubu geciktirmek olmaz. Dönüş yolunda bir sürüyü fotoğraflamak için durdum. Çok uzaktan havlama sesleri geldi. 3 tane kangalın bana doğru koştuğunu ancak 70-200mm lensimden baktığımda gördüm. Üstelik arada bir de derenin açtığı yarık var. Hisli hayvanlar Kangallar, bayılıyorum onlara. Doğal ortamlarında onları gözlemek (uzaktan tabi) ayrı bir zevk.

 


Ardahan Ovası, Şavşat istikameti

 


Şirin bir Doğu köyü

 


Beni bir kaç kilometre öteden kovalayan kangallar

 


Kahvaltı keyfi

 

Laşet Tesislerine geri döndüğümde saat sekizi çeyrek geçiyordu. Grup kahvaltısını yapmış, Erkan Beyi bekliyordu. Ben de hemen bir şeyler atıştırdım. Bu arada Selçuk Ağabey bana masadaki broşürü gösterdi. Oradan şu cümle bizi kopardı: "Çayırlar o kadar yeşil ki insanın inek olmadığına yanası geliyor". Aslında haksız da değil :). Tesisin internet sitesini de bu vesileyle öğrenmiş oldum: www.laset.com.tr  Yolu düşenlere öneririm.

 


Laşet Tesislerinin Broşürü

 


Alabalık havuzlarında

 

Erkan Bey elinde kuymak malzemeleriyle geldi. Kuymak yapılırken bize tesisin alabalık havuzlarını gezdirdi. Kuymak çok güzel olmuştu. Doktorlar dedikleri gibi birer çatal alıp tadına baktılar. Bir tabağı Ersan ile ben yedik. Diğerini de Erkan Bey yedi :).

 


Kuymak

 

Artk Şavşat'tan ayrılma vakti gelmişti. Şavşat merkezde Ersan kısa hüzmeli farını yenilerken ben de benim eşeğin susuzluğunu dindirdim. Eşek hem gitmiyor hem de çok benzin harcıyor. 100 kilometrede 10 litre yakıyor. Erkan Bey ile de vedalaşıp Karagöl yolunu aramaya başladık. Yollarımızın sinyalizasyonu içler acısı. Burada böyle güzel bir gölün var ama yolunun tabelası yok. Garmin'in Türkiye navigasyonuna da kızıyorum. Neden çizilmez, ilgi noktası olarak haritada işaretlenmez anlamak mümkün değil.

 


GT tayfası Karagöl yolunda

 
 

Karagöl yolunda bir de talihsizlik yaşadık. Dün Ender Ağabey benim görmediğim bir yerde durduğu yerde motoru yatırmış. Bugün de Selçuk Ağabey tam benim önümde durduğu yerde motoru yatırdı: Bir kamyon yolu kesince grup durdu. Selçuk Ağabey sağ ayağını yere basmaya çalıştı ama hendeğe denk geldi. Göz açıp kapayana kadar motor yattı kendi de hendekte kayboldu. Ben telaşla arabadan fırladım. Önde olan Fatih ile Ender Ağabeyler durumdan habersiz yola devam etti. Yardıma gelen köylüler ve Ersan ile motoru kaldırdık. Selçuk Ağabey ucuz atlatmıştı. Onda bir sorun yok. Motorda da önemsiz bir iki çizik var o kadar. Ama Selçuk Ağabey'in morali bozuldu.

 


Karagöl

 

Ve işte Şavşat Karagöl'deyiz. Son 600 metrelik bölümü GT'ler çıkmadılar. "Yol bozuk biz burada bırakalım motorları" diyip arabaya bindiler. Nerden bileceklerdiki az sonra çok daha kötü ve çetin yollardan geçeceklerini... Neyse biz gölümüze geri dönelim. Burası çevresi çam ve ladin ağaçları ile kuşatılmış şirin bir heyelan gölü. Biniciler gölün kenarındaki çirkin yapıda çay içerek yorgunluk atarken ben de elimde makinem gölün çevresini dolanıyorum. Güneş tepede, fotoğraf açısından parlak-patlak bir saat dilimindeyim. Yine de kendimce güzel kareler yakaladım.

 


Karagöl

 


Karagöl

 
 
 

Karagöl'den asfalta inip,  Şavşat-Artvin-Yusufeli kavşağından Yusufeli'ne döndük. Yol bölgedeki baraj çalışmaları nedeniyle zaman zaman bozuluyordu. Baraj çalışmaları derken Artvin bölgesinde Deriner,  Yusufeli, Borçka, Artvin barajları yapılıyor. Ayrıca yine bölgede Muratlı Barajı bitirilmiş. Türkiye'nin en hızlı akan ve bu nedenle de en çok erozyona sebep olan Çoruh Nehri bu barajlar bittiğinde süt dökmüş kedi kıvamında olacak. Ayrıca çok büyük enerji sağlayacak. Fakat bu getirilerin yanında götürüleri de olacak. Bir çok köy, doğal güzellik sular altında kalacak. Zaten bölgede çeşitli yerlerde HES'lere (Hidro elektrik santrali) Hayır! yazısını görebilirsiniz. Diğer yandan bu çalışmalar yüzünden oldukça kötü durumda olduğunu duyduğum Yusufeli-İspir yolunu GT'lerin nasıl geçeceğini düşünüyorum. Hatta bu geziye çıkmadan önce  Selçuk Ağabey'e de yollardan bahsetmiştim ama o yol planlarını Fatih Ağabey'in yaptığını söyledi. Çok fazla yaylaya da çıkmayacaklarmış. Maksat  viraj yapmak, yol yapmak. Bu gezinin İspanya gezisinin yerine yapıldığını anlatmıştı.

 


Yusufeli Yolu

 
 

Yusufeli'ne doğru yol alırken baraj çalışmaları nedeniyle yol kapandı. Biz de mola verdiğimiz tesislere geri döndük. Madem burada bekleyecektik yemek işini halledelim dedik. Gelsin İspir kuruları. Fatih Ağabey lokantaya güvenip kuru yemedi ama yiyenlerde de bir sıkıntı olmadı. Bu arada sohbetlerimizin ana konusu elbette motorlardı. Selçuk ve Ender Ağabeyler 1300GT sahibi olduklarından Fatih Ağabeyin 1200GT'si ile ilgili çeşitli yorumlarda bulunup onu kızdırmaya çalışıyorlardı. Hatta Ender Ağabey şöyle diyordu: "Biz Fatih Ağabeyini 1200GT'ye biniyor diye uzun süredir gruptan atmayı düşünüyoruz ama başka pozitif özelliklerinden dolayı tutuyoruz" :).

 


Fatih Ağabey yorulmuş

 


Yol yeniden kapandı

 

Derken biz yemek yerken haber geldi. Yol açılmış. Hemen toplandık. Birer birer yola koyulduk. Turun başından beri dikkat ediyorum da yola en son hep Ender Ağabey çıkıyor. Burada da bu geleneği bozmadı. Ben de domestik aracı olarak onun arkasından yola koyuldum. Ama yol yine kesilmişti. Şaka gibi. Mecburen açılana kadar bekledik.

 


Fatih Ağabeye dikkat, o sıcakta montunu çıkarmadan bekledi.

 
 


Çoruh'un yanından, manzaralı yollardan geçtik

 
 

İspir'e kadar Çoruh yanı başımızda gürleyecekti. Onun açtığı vadilerde kah asfalt kah toprak, kah mıcır üzerinde yol alıyorduk. Manzara olağanüstüydü. Bütün barajlar bitip, su tutmaya başladıklarında buralar hep su altında kalacaktı. Belki bir daha bu yollardan geçemeyecektik. Bunun bilinciyle çevremi seyrede seyrede yol alıyordum.

 


Bozuk yollarda GT

 


Çoruh

 

Yusufeli'nde mola verdik. Herkes çok yorulmuştu. Bu kadar bozuk bir yol beklemiyorlardı. Aslında benim için de zor olmuştu. Yol çoğu zaman tek şerit. Her virajın arkasında acaba araba geliyor mu endişesi var. Hoş iki  kere de karşılaştık. Birinde ben geri aldım, birinde diğer sürücü. Çaydı, meyveydi derken yeniden yola koyulma vakti geldi. Önümüzde 30 km sandığımız 90 km'lik İspir yolu var. Ben buna benzer bir yolu Sinop gezimde gece geçtiğimi anlatınca Ender Ağabey ben böyle yolda karanlık olursa orada motoru bırakırım dedi. Çağırdık ya gelecek başımıza :). Zaten ne çağırdıysak başımıza geldi bu gezide.

 


İspir'e doğru

 

Yusufeli'nden zar zor çıktım. Otelin birinin yanından sola dönmeniz gerekiyor. Dönünce de yolun darlığından şüphelenip acaba doğru yolda mıyım diye şüpheleniyorsunuz. Yolda gördüğüm birkaç çocuğa 4 motorun geçip geçmediğini sordum. Evet geçmişler, doğru yoldayım. Hoş buraya yol demek ne kadar doğru bilemiyorum. Şu an Yusufeli'nden de zorlu koşullarda yolculuk ediyorduk. Heryer şantiye olmuş. Büyük kamyonlar yolda büyük çukurlar açmışlar. Grubu yakalamak için biraz tempo yapıyorum. Seke seke giderken Ersan'ı beni beklerken buldum.

 
 

Bir müddet önlü arkalı gittiysek de ben yine bir kamyonun arkasında kaldım. Neden sonra bir köyün içine girdim. Virajı dönünde grubun ikiye bölündüğünü gördüm. Yolun ortasından dere akıyordu. GS karşı tarafa geçmişti ama GT ler diğer tarafta kalmışlardı. Geçerdi geçmezdi derken motorları kucaklayıp güven içinde karşıya geçirdik. Hoş Fatih Ağabeyin dediğine göre Ender Ağabey geçiş sırasında onu devirmek için çok uğraşmış. Ama o 1200GT'ye biniyor. Devrilen motorlar 1300GT modelleri :). Burada Selçuk Ağabey aynı tarafa yine yatırmış motoru ama ben geldiğimde kaldırmışlar. Zaten bir şey de olmamış. Daha sonra Selçuk Ağabey "Yata yata yatır oldu bizim motor" diye olayı anlatacaktı bana.

 


GT'ler imrenerek GS'i seyrediyor

 


Ender Ağabeyin Fatih Ağabeyi devirme çalışmaları :)

 


Bir GT daha dereyi sorunsuz geçer

 

Tekrar yola koyulduk. Köylülerin dediğinin aksine yol biraz daha rahatladı. Zaten bu köylü kısmının yol ile dediğine inmayacaksın. "Güzel yol, kedi gözlü Mercedesler çıkıyor" derler kayaların arasından geçemezsin, "5 km sonra gelecen" derler 15 km de anca gelirsin. Bir de yol genişledi, benim için iyi oldu. Ama bu sefer de hava kararmaya başladı. İspir'e yaklaşırken kocaman bir şantiyenin içinden geçtik. Öyle ki motorlar dev kamyonlara yol vermek yüzünde kaldı. Ben onları yeniden kaybettim. Ender Ağbey de çağırdı ya artık bu berbat yolu karanlıkta gidiyordu.

 


GT'ler bu yollardan sonra GTS oldu.

 


Hava kararıyor. Uzakta grubun ışıkları.

 
 

 
 

Neden sonra kalitesi manzarası ile ters orantılı yol bitti ve yeniden asfalt yüzü gördük. İspir'e gelmiştik. Grup planlanan konaklama yeri olan İkizdere'ye gidelim mi yoksa burada mı kalalım diye aralarında konuşuyordu. Ender Ağabey gitmemekte kararlıydı. Selçuk Ağabey gelen olursa ben giderim diyordu. Sonunda anca beraber kanca beraber hesabı İspir'de kalmaya karar verdik. Ersan kalacağımız oteli iki hoş beşten sonra buldu. Belediye Binasında kalacaktık. Binanın 3. ve 4. katı otel olarak hizmet veriyormuş. Üstelik tek odada 5 kişi kalacaktık. Herkes "Askerden beri ilk defa" dedi :). Duşları aldık. Uzun ve zorlu günün tüm yorgunluğu üzerimize çökmüştü. Karnımızı doyurmak için çarşıya indik.

 


Bina bağışını çok gördüm ama asansör bağışını ilk defa İspir'de görüyorum :)

 


Günün özeti

 

Otel görevlisinin tavsiyesi ile Sultan Sofrası adlı lokantaya gittik. Herkes kurt gibi acıkmıştı. Yemekleri beklerken Selçuk Ağabey salataya daldı. Takdir ediyorum onun salata aşkını :). Bugünkü yoldan sonra herkesin gönlünü bir GS sevdası kaplamıştı. Eh tabi İskandinav yollarına ya da Makedon asfaltına benzemez bizim Anadolu'nun yolları. Benim bu gerçeği görmem altı ayımı almıştı. Kara Kızımı satıp, Deli Bekir'i almıştım. Arkasından da Bukefalosumu buldum. Ondan o kadar memnunum ki 4 sene oldu değiştirmeyi düşünmüyorum. Ancak yeni modeli çıkarsa o zaman değiştiririm. Ha Avrupa'da motor kiralayacak olursam bu sefer de tercihim RT olurdu. Yani ille de boxer makine olacak.

 


Sultan Sofrası, İspir

 

Selçuk Ağabeyin de neşesi geri gelmişti. Bana "Kayıcığım ilk motoru tutamadığımda çok üzülmüştüm ama aynı yere bir daha yatırınca amaaan dedim umrumda değil, istediği kadar yatsın" dedi :). Bu arada Fatih Ağabeye de yavaş gittiği ve  dereyi görünce aniden durduğu için veryasın etmeyi ihmal etmedi. Zaten bu yolu seçtiği için 1300GT'ler Fatih Ağabeye yükleniyorlardı ama sonra kendileri de itiraf ettiler ki bu macerayı hiç unutmayacaklar ve ilerde keyifle anacaklardı. GS mi, Ersan zaten kendi yolunu bulmuş, manzaranın tadını çıkara çıkara kah ayakta kah oturarak gelmişti. Benim de geçtiğim en manzaralı yollardan biriydi. Üstelik sular altında kalacak olması değerini daha da arttırıyordu.

 


Pideli et

 

İspire gelmişken fasulye yemeden olmaz ama sadece iki tabak fasulye çıktı. Ezogelin çorba harikaydı. O yolun üzerine ilaç gibi geldi. Pideleri ise yukarda görebilirsiniz. Burada et fiyatları ucuz herhalde diye garsona takıldık. Etten pidenin kendi görünmüyordu. Ve kadayıf dolmaları ile finali yaptık.

 


Erzurum kadayıf dolması

 

Otele geri dönünce herkes yarın için hazırlık yapmaya başladı. Ersan'ın çarşıdan aldığı fırça ile elbiseler, botlar fırçalandı. Kaskların vizörleri çıkarılıp yıkandı. Grup neşesini bulmuştu. Aklıma Billy Crystal'ın oynadığı "City Slickers" filmi geldi. Uzun ve yorucu bir gün olmuştu.

 


Otel odamız

 


Temizlik işleri

 
Saat on ikiye doğru herkes yatmıştı. Bakalım yarın bize neler getirecekti. Macera devam ediyor.
 

2. günün sonu

 

1. Gün

2. Gün

3. Gün

4. Gün

Copyright © Kayıhan Zeybek.
 Her hakkı saklıdır. Bu sitedeki fotoğraf ve yazılar izin alınmadan ya da kaynak gösterilmeden kullanılamaz.