Doğu Karadeniz Seferi

26 - 29 Temmuz 2010
 

28 Temmuz, Çarşamba

Sabah ezan sesine uyandım. Sonra bir tane daha, sonra bir tane daha :). Surround ezanı dinlerken  Fatih Ağabey de hareketlendi. Saate baktım dört. Giyinip kapıdan çıkarken Selçuk Ağabey uyandı. Bu sefer de o kalkıp banyoya duşa gitti. O kapıyı çarparak kapatınca bu sefer Ender Ağabey de uyandı :). Benim de uykum kaçmıştı. Balkona hava almaya çıktım. İspir'de güneşi doğuruyorduk. Bir de ne göreyim Fatih Ağabey bir hortum ayarlamış motorunu yıkıyor. Bu sırada Selçuk ağabey duştan çıktı. Yine aynı kapı çarpışı. Daha sonra bu olayı Ender Ağabey şöyle anlatacaktı: "Selçuk kardeşimizi biz nazik, kibar bilirdik, o kapı çarpışı hiç yakışmadı ona" :). Bu GT'ciler böyle. Biri bir şey yapınca diğerleri onu takip ediyor. Fatih Ağabeyin arkasından Selçuk ve Ender Ağabeyler de motorlarının yanına indiler. İspir, İspir olalı böyle manzara gördü mü acaba?

 


3. Gün Rotamız: İspir - İkizdere - Mor Yayla - 7 Göller - İkizdere - Sürmene - Trabzon

 


İspir'de güneş doğuyor

 


Otel balkonumuzdan İspir manzarası

 


Fatih Ağabey sabahın köründe morotunu yıkıyor

 


1200GT temiz olacak, 1300GT pis, hiç olacak iş mi? Selçuk Ağabey de yıkama işlerinde :)

 


Sonunda bütün GT'ler temiz :)

 


İspir Kalesi

 


ve İspir'den ayrılıyoruz...

 

Saat altıda tekerler dönmeye başladı. Dün kötü yol yüzünden yorulmuş, sabahın köründe uyanmıştık ama kimse kendini yorgun hissetmiyordu. İspir'i terkettikten az sonra sağdan İkizdere yoluna saptık. Güneş yeni yeni yükseliyordu. Yol oldukça düzgündü. Manzara mı, o hiç bozulmadı ki zaten. Bu keyifli atmosferde motorlar uzadı gitti. Bizim eşek yine çekmiyor. Kolay değil Ovit Dağı'na tırmanacağız. Rakım 2600 metre olacak. Yol boyunca arı kovanları dikkatimi çekiyor. Zaten balıyla meşhur Anzer Yaylası da yolumuz üzerindeydi.

 


İspir - İkizdere yolu

 


Dizi dizi arı kovanları

 
 

Rize il sınırını geçince asfalt kalitesi hissedilir bir şekilde yükseldi. Ben motorları artık ancak İkizdere'de görürüm diye düşünürken bir tepenin ardında onları gördüm. Önce manzara molası verdiklerini düşündüm ama yanlarına gidip durumu öğrendiğimde işin rengi farklıydı. Ender Ağabeyin GT 80 km/saati geçmiyormuş. Kalkarken de silkeliyormuş. Baskı balata sorunu olduğunu düşündük. Telefon edecektik ama Turkcell'in çekim gücü bile burada zayıftı. İkizdere'ye devam kararı aldık.

 


1300GT lerden biri neredeyse yolda kalıyordu

 


Yemyeşil ovalar

 
 

 
 


Motosikletçiler için keyifli yollar

 

Ovit Geçidi'nden benim eşeği aşağı saldım. Manzaralı dik bir iniş beni bekliyordu. Beni diyorum zira bizimkiler yine kopup gitmişlerdi. Bir virajı daha dönünce dağların öte tarafına geçtiğimi anladım. Yine yeşil denizindeydim. Yani 1 km mesafede doğa bu kadar mı değişir? İkizdere'ye gelmiştim. Ilıca Kaplıcaları sapağında Ersan'ı gördüm. Beraber beton yolu tırmanmaya başladık. GT tayfası yolun kenarında manzara molası vermişti. Bir kaç pozdan sonra hep beraber Ridos Kaplıca Oteli'ne doğru yola koyulduk. Beton yol otelin önüne kadar bozulmadan gidiyor.

 
 


Ilıca kaplıcaları yolu

 

Otelin bahçesinde açık büfe kahvaltıya oturduk. Çok güzel bir yol gelmiştik. İyi ki İspir'de gecelemişiz ve bu yolu gündüz gözüyle geçmişiz. Sadece Ender Ağabey'in motorunun durumu canımızı sıkıyordu. BMW Borusan'a ulaşıp durumumuzu anlattık. Sizi en yakın bayiye yönlendireceğiz demişler. Yahu Rize'de dağın başındayız diyoruz oparatör Ankara diyor. Sonunda kendi aptallığını anlayıp çekici göndermeye karar verdi. Biz akşam Trabzon'a ulaştığımızda çekiciyi isteyecektik. Tabi 1300GT bozulunca Fatih Ağabey'in diline düştü: Bu 1300GT modelleri de enteresan ya devriliyor ya da yolda kalıyor. Şaka bir yana GT modellerinden Selçuk Ağabey de çok çekmiş. Bir önceki motoru yolda kalmış. Komple motor bloğu değişmiş. Sonra tamir oldu diye geri vermişler. Bu sefer de yatak sarmış. Neyse lütfedip motosikleti komple değiştirmişler. Ender Ağabeyin motoru ise tura çıkmadan önce Borusan İstinye'de bakıma girmiş. Motosiklet daha 5000 km'de baskı balata sorunu oluyor. Haydi oldu diyelim oradaki teknisyenler nasıl farkına varmadılar da bu tura bu şekilde çıkmasına izin verdiler onu da biz anlayamadık. Böyle olunca grupta RT mi alsak GS'e geri mi dönsek tartışmaları başladı. Hatta Honda ve Yamaha'nın da bazı modelleri tartışmaya dahil oldu. Ama herkes alırsa. Grupta  ben Honda alırsam siz BMW'lerinizle beni dışlarsınız görüşü hakimdi. Bu arada 1200GT hakkında da scooter yorumları ayyuka çıkmıştı. Dedim ya çok eğlenceli bir grubumuz vardı.

 


Ridos Otel, Ilıca, İkizdere, Rize

 
 

Kahvaltıdayken Bülent Saraloğlu ile tanıştık. Kendisi Bukla Tur'un ( www.bukla.com ) kurucularından. Bukla Tur, Doğu Karadeniz'de butik turlar düzenleyen bir şirket. Daha önce methini duymuştum. Bugün tanışmak kısmet oldu. Bülent de motorcu. BMW R1200GSA kullanıyor. Bize Moryayla'ya oradan da 7 Göller'e gitmemizi tavsiye etti.

 


Ridos Otel

 
 

Ender Ağabeyin motoru burada bıraktık. 3 motor 1 araba Moryayla, İspir'e doğru yola koyulduk. Bu arada Ender Ağabey arabada çektiğim azaba bizzat şahit oldu. Güneş artık yükselmişti. Fotoğraf için bir yerde durdum ve aşağıdaki kareleri çektim.

 


Ovit Dağı civarı, İspir

 
 


Ulu dağlar

 

Moryayla yolunun girişinde GT'leri beklerken bulduk. GS keşif için yola girmişti. Az sonra o da geldi. Onun tarifine göre GT'leri yolun kenarına parkettik. Artık 1 motor 1 araba tırmanışa geçmiştik.

 


Moryayla yolu

 


GT'leri arkamızda bırakıyoruz

 
 

GS kısa sürede gözden kayboldu. Biz güneşe doğru yaklaştıkça serinliyorduk. Rakım 2600 olmuştu ve tırmanmaya devam ediyorduk. Daha doğrusu çalışıyorduk diyelim. Bizim eşek 4 kişiyi yukarı çıkarmakta zorlanıyordu. Önce klimayı kapadık. Sonra yolcularım farları da kapatalım, radyoyu da kapatalım diye takıldılar. Hatta öyle bir an geldi ki yokuşta durdu. Mecburen sevgili doktorlarımı indirdim. Bu şekilde ine bine , arabanın altını sürte sürte dağı tırmandık. O da ne Ersan bizi bekliyordu.

 


Manzaralı dağ yolları

 

 


Mecburen trekking yapan doktorlar :)

 


Geldiğimiz yol

 


Yokuş çıkamayan eşeğimiz

 


Dakikalardır yolumuzu gözleyen GS

 

Ersan tepede bizi beklemiş, biz gelmeyince inişe geçmiş ve tam o sırada uzaktan bizi görmüş. Ben yerimi Ersan'a verip son kısmı yürüyerek çıktım. Eh o kadar eziyete değdi doğrusu. Çok güzel bir manzara bizi bekliyordu. Dağların eteklerinde hala kar vardı. Göller ayaklarımızın altına serilmişti.

 


Sonunda zirvedeyiz

 


7 Göller

 
 


7 Göller Hatırası

 
 

Aşağı gelen var mı dedim ses yok. Anlaşıldı tek başıma gideceğim. Beni burada unutmayın ha diyerek çantımı yüklendim. Sağdaki patika yoldan aşağı, inişe geçtim. İlkten dik olan iniş az sonra yumuşadı. Tıngır mıngır göllerin kenarına indim. Etrafta en ufak bir ses yok. Tek duyduğum yukardan gelen kahkalar. Bir de görmediğim ama sesini duyduğum karasinekler... Gözüme kestirdiğim orta büyüklükte bir göle girip çimdim. Su umduğumun aksine ılıktı, hiç üşümedim. Gölün suyundan da içtim :). Sonra bizimkileri bekletmemek için tekrar tırmanışa geçtim. Amma dikmiş bu indiğim yer. Yukarı çıktığımda nabzım 180 vuruyordu herhalde. Neyse ki sağım solum, önüm arkam doktor :).

 


Göllere inerken

 


Beni unutmayın buradaaaa :)

 


Ve Kayı göle şöyle bir bakar...

 


hmm su da ılıkmış. Bu arada ben niye batıyorum? :)

 


O zaman biraz yüzelim

 


Moryayla Köyü

 

İniş yolunda  ne güzel bir memleketimizin olduğu ama bunu nedense kullanmadığımızı düşünüyordum. Yani imkan olsa şu manzaraya karşı bir çay içseydik. Hoş bizim devlet buranın yolunu yapsa bir de tesis izni verse çirkin yapıdan geçilmez o da ayrı. Neden doğayı bozmadan buraları turizme kazandıramıyoruz?

 


GS yolunu yine bulmuş süzüle süzüle gidiyor

 

İniş de çıkış gibi uzun sürdü ama en azından arabadan inmek zorunda kalmadık. Bu sefer de balatalardan sesler gelmeye başladı ama olur o kadar. GT'lerin yanında binicilerini indirdikten sonra Ender Ağabey ile Ilıca Tesislerine gittik. Onun motoru alırken hava kapamış hatta yağmur çiselemeye başlamıştı. İşte gerçek Doğu Karadeniz havası deyip asıldım denklanşöre.

 


Yağmur geliyor

 


Tipik Karadeniz manzaraları

 

Grup ile İkizdere'yi çıktıktan 10 km kadar sonra buluştuk. Tekrar Voltranı oluşturup sahil yoluna doğru gaz açtık. Yolun bu kısmı yine baraj çalışmaları nedeniyle kötüydü ama Yusufeli - İspir yolunun yanında duble yol gibi kalırdı. Gerçek duble yola çıkıp istikametimizi Trabzon'a çevirdik. İki gün sonunda böyle bir yola çıkınca ben kendi adıma yadırgadım. Zaten herkesin yolda uykusu gelmiş.

 
 

Sonunda Trabzon'a ve biraz döndükten sonra da otelimize ulaştık. Odama yerleşip kendimi duşun altına attım. Hava çok nemli. Hemen klimayı açtım. Umarım çarpmaz. Ekip otelin ön bahçesinde yavaş yavaş toplandı. Ender Ağabeyin motoru için çekiciyi beklemeye başladık. 30 dakika önce çekici aramış ve 20 dakikaya oradayım demiş. Ama bekle bekle gelen yok. Borusan'ı arıyoruz, çekicinin telefonunu istiyoruz. Onlar bize veremiyorlarmış. Açlık ve yorgunluk sinirleri germişti. Derken bizim çekici geliverdi. Meğer gelirken berberin önünden geçiyormuş iki dakikada traş olmuş. Hey Allahım. Neyse motoru bir güzel yükleyip, sabitledik. İstikameti Ankara verip yolladık.

 


Otelden Trabzon Sahil Manzarası

 

Motoru da halletmiştik. Acımızı dindirmek için Akçaabat'a doğru yola koyulduk. Hedef Nihat Usta. Gelen 2 kg köftenin yarısını ben yedim herhalde. Neşemiz yerine gelmişti. Yine 1200 - 1300 atışmaları yaşandı. Ama turun şu ana kadar galibi açık ara GS. Bundan sonra yollar daha düzgün. Belki yine fikir değiştirirler.

Macera dolu bir gün daha bitmişti. Yarın grupla son günüm. O yüzden biraz buruk bir şekilde uykuya daldım.

 

3. Günün sonu

 

1. Gün

2. Gün

3. Gün

4. Gün

Copyright © Kayıhan Zeybek.
 Her hakkı saklıdır. Bu sitedeki fotoğraf ve yazılar izin alınmadan ya da kaynak gösterilmeden kullanılamaz.