Doğu Karadeniz Seferi

26 - 29 Temmuz 2010
 

29 Temmuz, Perşembe

Sabah kan ter içinde uyandım. Amma nemli memleketmiş bu Trabzon. Duş, bavul hazırlama işlerini halledip lobiye indim. Selçuk ve Fatih Ağabeyler çaylarını içiyordu. Bugün veda günü. Ender Ağabey sabahtan İstanbul'a uçuyor. Ben de akşam evime dönüyorum. Ama gruba bir süre daha eşlik edeceğim.

 


4. Gün Rotam: Trabzon - Maçka - Torul - Kürtün - Tirebolu - Trabzon - Sera Gölü - Orman Yolları  Kayboldum - Maçka - Zigana - Hamsiköy - Maçka - Trabzon

 


Motorlara Veda

 

Ender Ağabeyi hava limanına bıraktıktan sonra Gümüşhane yoluna girdim. Kahvaltımızı grubun kalan üyeleri ile Zigana'da yapacaktık. Onlara yetişmek için zaman kaybı olmasın diye benzin de almamıştım. Selçuk Ağabey Zigana çıkışında aradı. "Kayıcığım bu yollar çok güzel biz Torul'a kadar gidip kahvaltı molasını orada vereceğiz". Bu arada Torul'a kadar benzinci olmadığını öğrenince Maçka'ya geri döndüm. Bu yüzden 20 km fazladan yol yapacaktım.

 


Zigana - Torul Yolu

 

Benzin aldıktan sonra tempolu bir şekilde (Meali: eşeği anırta anırta) Zigana'ya çıktım. Yollar mis, manzara şahane... Kapalı olan hava, tüneli geçince açıverdi. Bir kez daha mevsim ve tabiat dönmüştü. Yolun Gümüşhane tarafı daha yeni yapılmış. Asfalt o kadar güzel ki insanın lastik olmadığına yanası geliyor :). Motorların kahvaltı molası vermek istememesine hak verdim. Grubu geciktirmemek için fotoğraf molası vermeden dağdan indim. Önce Harşit Çayı sonra da Torul uzakta belirdi.

 


Harşit Çayı, Torul civarı

 


Torul'da kahvaltı

 

Ekibi bir çay bahçesinde kahvaltı ederken buldum. Yakındaki bir fırından taze köy ekmeği alınmış. Yanında peynir, domates, salatalık, üzüm... Ben de bir çay söyledim kendime. Kurt gibi de acıkmışım. Nasıl güzel geldi kahvaltı. Biraz burada Ender Ağabeyi çekştirdikten sonra tekrar yola koyulduk. Kürtün'e doğru gaz açtık.

 


Torul Çıkışı

 


Torul - Kürtün Yolu

 


Kirazlı Baraj Gölü

 

Torul - Tirebolu yolu tahmin edersiniz ki oldukça manzaralı bir yol. Asfalt kalitesi de fena değil ama yol kenarlarında mıcır var. Kurtulamadık şu mıcırlı yollardan. Neyse ki artık duble yollar otoban kıvamında yapılıyor. Böyle güzel bir motor yolunda olduğumuzdan onlar uzadı gitti. Ben de fotoğraf çeke çeke bu yolun keyfini çıkarmaya çalıştım. Zira benim eşek bu yollarda tat vermiyor. Hoş hangi yolda tat verir o da ayrı konu.

 
 


Kürtün Baraj Gölü

 

Kirazlı ve Kürtün Baraj Göllerinin yanından geçtim. Sonra tabiat bir kere daha döndü. Yine dağların öte yanına, yeşil denizine geçtim. Az sonra da grubu yol kenarında beni beklerken buldum. Tirebolu'ya az bir mesafe kalmıştı. Orada buluşup, vedalaşmak üzere tekrar yola koyulduk.

 
 


Tirebolu'ya doğru

 

Hafiften yağmur çiseliyordu. Zaten iki gündür Karadeniz tarafı bulutlu. Ara ara yağıyor ama önemli değil. Anadolu tarafı ise günlük güneşlik. 4 günlük seyahatim boyunca hesapladım da 11 kere mevsim ve tabiat değiştirmişiz. İşte Tirebolu'ya da geldim. Grup beni bir çaycının önünde bekliyor. Çayları içerken gruba katılacak olan Nurkan'a Fatsa için mesaj atıyoruz. Ve ayrılık vakti; vedalaşıp onlar Fatsa'ya ben Trabzon'a doğru yola koyuluyoruz. İçimde bir burukluk var.

 


Tirebolu'da ayrılık

 


Tirebolu - Trabzon arası

 

Sahil yolundan Trabzon'a doğru yol alıyorum. Hava biraz daha bulutlandı buralarda. Hiç sıkılmayacağım bir yol bu sahil yolu. Hatta bu eşekle bile... Trabzon'da döner yemeyi düşünüyorum. Geçen sene GSA ekibi olarak Trabzon'a geldiğimizde Akçay Lokantası, ki İsocana'a göre en güzel döner orada, kapalıydı. Ben de Google'dan lokantanın adresini bulup Garmin'e girdim. Arabayı yakındaki bir otoparka çekip lokantaya girdim. Tipik bir esnaf lokantası. Hani üst katında aile salonu olanlardan. Çek bakalım usta bana 250gr döner. Et gerçekten güzeldi. Biraz sulu getiriyorlar. Aslında benim için daha iyi. Bizim buralarda çok kurutuyorlar eti. Karnım tok mutlu bir şekilde kendimi Trabzon sokaklarına attım. Ama o da ne, nem ve sıcaklık beni bir anda boğdu. Yaylam gelmişti. Arabayı alıp Akçaabat yönüne doğru yola koyuldum. Tirebolu'dan gelirken sapağını gördüğüm Sera Gölü'ne gidecektim.

 


Döner keyfi @ Akçay Lokantası, Trabzon

 


Sera Gölü

 

Trabzon'da dağlar denize oldukça yakın. Sapaktan sapar sapmaz bir kaç kilometre içinde yayla yoluna girmiştim bile. Az sonra da Sera Gölü göründü. Hmm çok yakınmış. Üstelik fazla bir özelliği de yok. Anladığım kadarıyla yöre insanın piknik yaptığı yerlerden biri. Bir kaç fotoğraf çekip tekrar yükselmeye başladım.

 


Orman yollarında kayboldum

 

Navigasyonda arka bir yoldan Maçka'ya gidebildiğimi gördüm. Orman yollarında kayboldum. Bir köyün kıraathanesine yol sordum. "Delikanlı hele gel bir çayımızı iç sonra tarif ederiz, nerden geliyorsun, nerelisin?". Yörenin misafirperverliği işte. Daha önce de bunu yaşamıştım: "Önce bir çayımızı iç". Nazik bir şekilde acelem olduğunu söyledim. "Şu karşı dağdaki yol var ya ha ona gidecen, o seni Maçka'ya çıkarır. Ama Trabzon'dan gitsen daha kolay olur" diye yol tarifimi aldım. Onlara gezdiğimi ve fotoğraf çekmek istediğimi anlatıp eyvallah dedim.

 


Hala Maçka yolunu arıyorum :)

 

Karşı dağa bir şekilde geçtim ama toprak orman yollarına girmiştim. Sürekli sapaklar önüme çıkıyordu. Kah sora sora, kah navigasyon haritasından Maçka yolunun konumuna baka baka yolumu buldum. En sonunda asfalta inmiştim. Hedef sabah çekemediğim fotoğraflar için Zigana.

 


Maçka Yolunda tül efekti

 

Şansıma koyu bir sis çöküyordu. Zigana'ya gitsem de fotoğraf çekemeyecektim. Ben de geri döndüm. Hamsiköy civarında sütlaç molası verdim. Buraya sis henüz ulaşmamıştı. İki tane sütlacı bir güzel hüplettim. Gerçekten yerinde yemenin keyfi bir başka oluyor. Bu arada GSA elemanlarının kulaklarını çınlatmayı da unutmadım. Uşak Amerika'da olduğundan ona fotoğraf yollamadım. Şimdi canı falan çeker gurbet ellerde :).

 


Zigana yolunda sis

 
 


Hamsiköy civarı ve yörenin adıyla anılan sütlacı

 


Maçka Tüneli

 

Hamsiköy'den Trabzon Hava Limanı'na yarım saatte ulaştım. Arabayı kiralama şirketine teslim edip, Exit biletimi aldım. Uçağın kalkmasını beklerken çektiğim fotoğraflara daldım. 4 günde 1600km yol yapmıştım.  4 gün, turu o kadar dolu dolu geçirmişiz ki, 10 gün gibi geliyordu. Hoş, sevgili yoldaşlarım tura devam ediyorlardı. Bu satırları yazdığım sırada turu Fatsa-Sinop-Safranbolu-İstanbul ayaklarıyla tamamladılar. Üstelik Ender Ağabey tamir edilen motorunu Ankara'dan almış ve Safranbolu'da grubu yakalamış. 5 motor İstanbul'a dönmüşler. Ve yine aldığım duyumlara göre otoban yolculuğundan sonra GT'lere devam kararı almışlar. Tabi Fatih Ağabey 1300GT'ye geçer mi yoksa 1600GT'yi bekler onu mu alır bilemem :).

 


İstanbul uçağım

 

Macera dolu güzel bir geziyi daha arkamda bıraktım. Yeni dostlar edinip (beni davet ettikleri için tekrar teşekkür ediyorum) onlarla yeni yerler gördüm. Bol kepçe yöresel yemekler yedim, bir günde 4 kere iklim ve tabiat değiştirdim, 3200 metrede kar kümelerine bakarak göle girdim, bir birinden güzel fotoğraflar çektim... Evet bir sonraki gezi nereye?  Ama bu sefer Bukefalos ile...

 

Bitti (Ne yazık ki)

Share |

 

1. Gün

2. Gün

3. Gün

 

Yayın Tarihi: 02 08 2010

Diğer gezi hikayeleri için buraya tıklayın

Copyright © Kayıhan Zeybek.
 Her hakkı saklıdır. Bu sitedeki fotoğraf ve yazılar izin alınmadan ya da kaynak gösterilmeden kullanılamaz.