SÜNNET GÖLÜ - GÖYNÜK


30 Kasım 2009

Kurban Bayramı'nın son günü. Bayramın ilk üç günü gerçekleştirdiğim Çanakkale Gezimin hemen üzerine, doğu seferine çıkıyorum. Yoldaşlarım peynir oğlanlar Alp ve Selçuk. Bir gün önce ben Çanakkale dönüş yolundayken İstanbul'u sel almış. Fakat bu sabah süper bir hava var. Saat yedi buçukta Anadolu Otobanı gişelerinde buluşup, üç atlı yola koyulduk. İlk hedefimiz Akyazı çıkışından önce, TEM Berceste tesisleri.

 

Rotamız: Erenköy - TEM Berceste - Akyazı - Dokurcun - Hacıayaz Geçidi - Göynük - Taraklı - Sapanca - Erenköy

 


Büyük peynir oğlan yine en son geliyor

 


Küçük peynir oğlan GPS cihazıyla haşır neşir

 


Berceste

 

Selçuk en önde gitmesine rağmen oldukça sakin bir şekilde Berceste'ye giriş yaptık. Yol boyunca "Herhalde karnı aç, ondan gitmiyor" diye düşündüm. Açık büfeye yakın stratejik bir masada yerimizi aldıktan sonra taaruza geçtik. Savulun peynirler, tereyağları, kaymaklar, ballar, reçeller... Mahşerin atlıları hepinizi çiğ çiğ yiyecek. Nitekim bir saat on beş dakikada geldiğimiz Berceste'den bir saat on beş dakikada ancak ayrılabildik. Yoldaşlar benim bal-kaymak tabağıma taktılar. Neymiş çok yiyormuşum. Gerçi biraz hararet yaptı ama gayet tadında bıraktım zatı şahanelerim. Kolay değil bir günde atın üzerinde 470 km yol tepmek ki zaten 1000 küsur km yol tepmişim önceki üç gün. Eh aç Kayı da oynamayacağına göre...

 


Selçuk açık büfeye karşı. Round 1

 


Süt ürünleri
dünyasında mutlu yüzler

 


Sonbaharın renkleri

 

 

Atlara binip tekrar yola koyulduğumuzda içten içe bir sıcaklık dalgası bütün bedenimi sarıyordu. Neyse ki otoban biraz ateşimi aldı. Yaklaşık 20-25 km sonra Akyazı çıkışından otobanı terkettik. Şimdi önümüzde manzarası ve virajı bol Dokurcun yolu vardı. Ben  3 yıl önce eski atım Deli Bekir ve yoldaşlarım Tahir ve Uygar ile bu rotayı yapmıştım. Arkadaşlarda spor motor olduğu için de bunları bir güzel bayıltmıştım. İlgili gezi için tıklayın.

Bu sefer yoldaşlarım daha donanımlıydılar. Zaten Selçuk ZX12 ile de gelse farketmezdi. Az taş toprak üzerinde gitmedik spor motorlarla. Ah ah Kara Kızımı hatırladım bir an. Tabi bu yollar Buke için otoban kıvamında. Sevgili aygırım virajları yutar, çukurları düzlerken bana da muhteşem manzaranın keyfini sürmek kalıyor.

Bu arada Dokurcun civarında yavru bir köpek yolun ortasında kalmıştı. Ben nereye kaçacağını kestiremediğim için sert fren yaptım. Sol aynamda Selçuk'u gördüm bir anda. O, eniği değil beni görmüş haliyle sert frenajıma bir anlam verememiş. Alp ise ikimize birden giriyormuş. Neyse ki takip mesafesi olası bir tokuşmayı önlemişti. Bu, bugün yaşayacağım köpek vakalarından ilkiydi.

 


Alp'in vizöründen

 

 


Güzel virajlar

 


Selçuk yoldan çıktı

 

Dokurcun'dan sonra fotoğraf molası verdik. Manzara süperdi. Selçuk dayanamayıp atını bozkıra vurdu. Ama sonra yol bitmiş olacak ki gerisin geriye yanımıza döndü. Tekrar yola koyulduk. Bu arada en önde giden ben ikinci köpek vakamı yaşadım. Yolun solundan fırlayan köpekler yüzünden, karşıdan gelen otomobiller benim şeridime girdiler ama ben yeterli uzaklıkta olduğumdan önemli bir tehlike yaşamadım.

Mudurnu yolundan çıkıp Hacıayaz Geçidi'ne doğru döndük. Yol burada yarı stabilizi yarı topraktı. Az sonra Sünnet Gölü ayrımına gelip soldan göl yoluna girdik.

 


Nire gidiyon keloğlan

 

 


Hacıayaz - Göynük yolu

 


Alp'in vizöründen durum değerlendirmesi yapan ben ve Selçuk

 


Alp'in vizöründen

 

Sünnet Gölü'ne çıkan dik ve virajlı yol oldukça kaygandı. Yükseldikçe sis etkisini göstermeye başlamıştı. Zaten buraya ilk defa Sonbahar'da geliyordum. Ve ilk defa gölü sisler arasından fotoğrafladım. Fotoğraf işleri, çay keyfi (bu sefer özüme dönüp ben içmedim ki zaten kötüymüş) derken vakit su gibi aktı. Akşama kalmak istemiyorduk ve önümüzde daha Göynük vardı. Sis yavaş yavaş dağılırken tekrar yola koyulduk.

 


Alp'in vizöründen

 

 


Saçlı ve saçsız peynir oğlanlar ile Sünnet Gölü hatırası

 


Yöredeki tesisler

 

 


Sis yavaş yavaş dağılıyor

 


Cins cins kümes hayvanları

 

 

 

 

 

 

Sünnet Gölü ile Göynük arası oldukça keyifli bir yol. Hacıayaz Geçidi'ni döne döne çıkıp döne döne indik. Bu arada aşka gelip viraj yapan Selçuk'un peşine takıldım. Bir kaç yerde viraja ondan hızlı girmiş olacağım ki kuyruğunda bitiverdim. Hatta bu yakın takibin birinde sert frenajdan sonra sağdaki hendekle selamlaştık ise de ben atımın kafasını diğer tarafa çevirip topukladım. Hendeğin tipi hoşuma gitmediydi. Sonra da üçüncü köpek vakamı yaşadım. Çekirge üç kere zıplar mı, zıpladı valla. Bu sefer de köyün birinde virajda karşılaştık köpeğin biriyle. Kornaya bastım beni görünce geldiği yere kaçar gibi yaptı, ben de gazı çevirdim ama karşıdan araba gelince bu sefer ondan kaçıp benim önüme atladı. Fren fren derken son anda sağından geçtim. Bütün sene geçirmediğim kadar çok köpek vakasını 4-5 saat içinde yaşamıştım.

Göynük yani "Diyar-ı Akşemseddin" (Fatih Sultan Mehmet Han'ın lalası) girişinde Alp'i biraz bekledikten sonra üç motor şehrin caddelerini dolaşmaya başladık. Göynükle ilgili ansilopedik bilgiye yukarıda linkini verdiğim bir önceki Göynük yazımdan ulaşabilirsiniz.

 


Göynük girişi

 

 


Göynük evleri

 


Akşemseddin Türbesi

 

 


Peynir kardeşliği Göynük'te

 

 

Göynük'ü dolaştıktan sonra yöresel yemekler yapan Paşazade isimli lokantaya gittik. Eski yerlerinden taşınmış, derenin karşısına geçmişler. Ama yemeklerin lezzetleri düşmüş. Mantı soğuk geldi, sarma etsiz. Kabak tatlısını hiç sormayın. Arkadaşlarım adına ben utandım valla. Geçen geldiğimizde herşey daha güzeldi.

 


Paşazade yeni yerinde

 


Hayvanları da suladık

 


Göynük

 

Göynük'te atlarımızın da susuzluğunu giderdikten sonra Taraklı tarafına doğru yola koyulduk. Yol yine virajlı, yine bol manzaralıydı. Dağ geçişlerinden sonra Taraklı civarında bizi bir sürpriz karşıladı. Taraklı'nın üstüne komple sis çökmüş yukarıdan harika bir manzara oluşmuştu. Çeşitli açılarda bu manzarayı fotoğrafladıktan sonra yavaş yavaş alçalmaya, sisin içine doğru yol almaya başladık.

 


Alp'in vizöründen

 


Yörenin üstüneki sis perdesi

 


Yorgan gibi sarmış Taraklı'yı

 


Sislerin arasından çıkan bir ayı aman Kayı

 

 

Bir anda heryerimizi sis kapladı. 30 metre önümüzü göremiyorduk ve stabilize bir yoldan dağ inişi gerçekleştiriyorduk. Selçuk en önde ben en arkada, dörtlülerimiz açık, yavaş yavaş yol alıyorduk. Sis yüzünden aynalar ve kasklar buğu olmuştu. Vizörü kaldırınca ısıran bir soğuk yüzüme iğneler batırıyordu. Aslında durup fotoğraf çekmek istedim ama hem arkadan gelen beni göremez diye hem de grubu kaybederim diye vazgeçtim. Neden sonra düze inip sisten kurtulduk.

Artık ev ile aramızda Sapanca ve otoban kalmıştı. Otobana çıkınca trafik durdu. Bayram dönüşü çilesi işte diyerek atları emniyet şeridine sürdük. Ama şerefsiz araçlar burayı bile kapatmış. Yol isteyince de el kol hareketi yapıyorlar. Bir ikisiyle epey haşır neşir oldum. Çeşitli hareketlerle sevgilerimi ilettim şerefsizlere. Ulen bir kaza olsa ambulans nereden gidecek, polis nereden geçecek. Şuursuz, vurdum duymaz halk.

Selçuk sıkılınca otobanı terkedip E5'ten yol almaya başladık. Sonra o da tıkandı. Bir baktık yukarıda otoban akıyor. Tekrar otobana döndük. En komiği de biz çıkarken emniyet şeridinde sıkışmış olan BMW RT'yi otoban girişinde tekrar görmemizdi. Neyse maksat aksiyon olsun.

Akşam altı civarı evime ulaşmıştım. Bugünkü 470km ile baraber bu bayramda Buke'nin tepesinde 1500km geçirmiştim. Eh biraz kaba etlerim ağrıyordu ama gülü seven dikenine katlanır artık. Hem sıcak banyo ne güne duruyor.

Share |

 

Diğer gezi hikayeleri için buraya tıklayın
YayınTarihi: 8 Aralık 2009

Copyright © Kayıhan Zeybek.
 Her hakkı saklıdır. Bu sitedeki
fotoğraf ve yazılar izin alınmadan ya da kaynak gösterilmeden kullanılamaz.