Kaş Dalışı

29 Ağustos - 3 Eylül
 

İlk planımızda Kaş dalışından sonra Dalaman da rafting yapmayı düşünüyorduk. Fakat Selçuk'un işi çıkınca o geziye katılamayacağını bildirdi. Biz de uçakla gidip gelmeye karar verdik. Zaten o kadar yolu ufak arabada gitmeye niyetim yoktu.  Dalaman'da rafting yerine Cumartesi günü Meis adasına gidecektik. Hem Uluburun Batığı'na dalacaktık hem de vizesiz adayı gezecektik.

Uçağımız Salı günü gece yarısı kalkıyordu. Ahmet'i Bostancı'dan aldım, daha sonra Ahmet'in arkadaşı Özgür'ü evinden alıp yola koyulduk. Derken benim pasaportun evde kaldığını hatırladım. Meis Adasına vizesiz çıkacaktık ama pasaport sorabilirlerdi. Tekrar eve dönüp pasaportumu aldım.

Bahçelievler civarında ufak bir trafik sıkışıklığından sonra saat on bir civarı havaalanına ulaştık. Gişeden bilet işlemlerini tamamlayıp valizleri bagaja verdik. Uçağımız A340 çıktı. Demek epey talep var Dalaman'a diye düşündüm. Rahat bir uçuştan sonra Dalaman'a indik. Burada bizden yaklaşık iki saat önce inmiş olan iki arkadaşla buluşacak ve transfer aracına binip Kaş'a geçecektik ama bizi bir sürpriz bekliyordu. Otobüslerden inmemize izin verilmedi. Yolcu peronlarında güvenlikle ilgili bir sorun varmış. Daha sonra sahipsiz bir paketin olduğunu ve bomba inceleme uzmanlarının geleceğini öğrendik. Oldukça uzun gelen dakikalardan sonra otobüslerin kapısını açtılar fakat yolcu peronlarına girmek yasaktı. Bir on on beş dakika da öyle geçti. Sonra bizi uçağa biniş peronuna aldılar. Bavulların oraya geleceğini söylediler. Biraz da orada bekledikten sonra tekrar bavulların olduğu perona geçtik. Bavullar gelmeye başladı. Bomba sanılan şeyin sahibi bulunmuş. Meğer bizden önceki uçakla Dalaman'a gelen dalgıç arkadaşlardan biri (Yamaç) bavulundan reflektörlü su altı  fenerini düşürmüş. Havaalanı güvenliği de yanıp sönen bu feneri bomba zannetmiş. Yaklaşık 40-45 dakika da olayın aydınlatılması ve zabıt tutulmasıyla geçti. Ben VW Transporter olan transfer aracımızda bekledim.

En sonunda 5 kişi araçta yerlerimi almıştık. Biraz uyurum artık diye düşünüyordum. Normalde yolculukta hiç uyumam ama hem sabah erken kalkıp koşmuştum hem de bu belirsiz bekleyişler beni yormuştu. Tam dalmıştım ki kafamı cama çarpıp uyandım. Kaş'a yaklaştıkça yol virajlı bir hale gelmişti ve sürücümüz kendini ralli pilotu zannediyordu. O koca araçla viraj yaparak yol alıyorduk. Ben en arkada olduğum için virajı da iyi göremiyordum bir kaç kere "Tamam bu sefer yoldan çıktık" diye düşünmekten kendimi alamadım. En sonunda sağ salim otelimiz Aquapark Otel'e ulaştık. Saat dördü geçmişti.

Rezervasyondaki kızı Ahmet geçen seneden tanıdı. Hemen makaraya başladı. Allah'tan boş oda varmış ve bizi hemen yerleştirebilecekmiş. Ben tek kalacağımdan büyük yatak istedim. Ahmet ile Özgür ise beraber kalacaklardı. Karanlıkta söylene söylene odama vardım. Ertesi gün erken kalkacaktık. Hemen uykuya daldım.

30 Ağustos

Sabah yedi buçukta kalkıp kahvaltıya gittim. Tekne bu sabah dokuzda hareket edecekmiş. Öğrendiğime göre teknede yemek vermiyorlarmış. Otelin önünden kalkan minibüse binip limana indik. Teknemiz fena değildi. Orta büyüklükte, arkada dalış platformu olan, tepesinde güneşlenebileceğiniz klasik bir dalış teknesi.  Hava çok güzeldi. Rüzgar yok denecek kadar azdı. İlk hedefimiz Sakarya Batığı'ydı. İlk iş olarak BC'mi, regülatörümü tüpe bağladım. Sonra yukarı çıkıp uzandım. Biraz kestirmek istiyordum. Tekne hafif hafif sallanarak yol alıyor, rüzgar tatlı tatlı üzerimden akıyordu. Saat erken olduğundan güneş de rahatsız etmiyordu. Kulağımda da güzel ritimler olunca uyumam fazla zor olmadı.

Saat on bir civarı tekne durdu. Kalkan civarına gelmiştik. Dalış için hazırlıklara başlamamız gerekiyordu. Benim ekipman zaten başımın altındaydı. Çantayı açıp kısa elbisemi giydim. Patikleri ayağıma geçirdikten sonra maskemi ve paletlerimi alıp aşağı indim. Ahmet'e baktım ama göremedim. Midesi bulanmış tuvalete gitmiş. Tüpüm zaten hazırdı. Ağırlık kemerine 6 kg takıp belime bağladım. Tüpü, paletleri giyip kendimi Akdeniz'in masmavi sularına bıraktım. Birazdan Ahmet de göründü. Bizim ekip 4 kişiydi. Ben, Ahmet, Özgür, Kemal. Bizim gibi 3 tane daha grup vardı. Dalış liderinin işareti ile dalışa geçtik. Sakarya Batığına dalış başlamıştı.

Sakarya Batığı ile ilgili biliyi aşağıda bulabilirsiniz.

"THE DUCHESS OF YORK"

Hakan EĞİLMEZ


Kalkan’ın dalışa kapalı bölgesinde bulunan bu batık, dalış bölgelerinde ki yasakların kalkmasıyla aletli dalıcıların incelemesine açıldı. Bulunduğu derinlik, konumu, duruş pozisyonu, içine girilebilme (penatrasyon), görüş ve barındırdığı canlılar açısından dalgıçların her zaman dikkatini çekecek bir durumdadır.

Kısa Tarihçe: The Duchess of York 1893 yılında batmış saç-ahşap bir İngiliz yük gemisidir(1). Batmış olduğu yer Sakarya Taşlıkları yada Sakarya reef olarak adlandırıldığından çeşitli konuşmalarda Sakarya batığı olarak da geçiyor. Fırtınalı bir havada kayalara doğu istikametinde çarpıp bulunduğu konumu bir süre koruyor, daha sonra tahminlere göre iki yada üç parçaya ayrılıp batıyor. Batışını kolaylaştıran etmen olarak da, kayalara oturduğu kesimin ortadaki kazan dairesi olması,çarpma esnasında da içeri giren suyun ısınan bölümü aniden soğutması ve mukavemetin azalması, ayrıca yapım tekniği olarak perçin(2) teknolojisi kullanıldığından kırılmanın sanki bir testereyle kesilmiş gibi düz olmasına bağlayabiliriz.

Konum: Kalkan limanı terk ettikten sonra, Kalkan koyunun Kaş istikametinde, limandan yaklaşık 6-7 mil mesafede, Sakarya sığlığı mevkiinde, 39-67 metre arasında değişen derinliklerde iki parçaya ayrılmış olarak bulunuyor. Yaklaşık 40 metreye yaklaşan görüş sayesinde batığı bir bütün dahilinde algılamak mümkün Yapılan dalış sonucunda 39-45 metre arasında bulunan ilk parçaya rastlıyoruz. Muhtemelen geminin kazan ya da baca bölümünün olduğu bölüm gibi duruyor. İkinci parça 50 ile 67 metre arasında baş kısmı aşağı da olmak üzere sancak tarafına yatmış bir şekilde duruyor. Baş kısmında yaklaşık 1.5-2 ton arasında olabilecek çapalar, tik ağacından üst güverte kaplamalarını ve ırgatlarını görebiliyorsunuz 50 metre’de başlayan kırık bölümünden batığın iskele ve sancak ambarlarına geçiş mümkün.Üçüncü parça olarak batığın kıç kısmı, üzerinde düşünülen senaryolara göre kırılma esnasında yuvarlanıp ayrı bir yere battığı şeklinde ,ancak kayalığın diğer tarafı sığlık bir platform niteliğinde ve sığlık tarafında görülmüyor. Bir ihtimal sığlık üstünde kalıp daha sonra parçalara ayrıldığı yada söküldüğü şeklinde. Bir diğer senaryoya göre daha derine bir yere batmış olması, dolayısıyla batığın kıç tarafının akibeti yapılacak ilave dalışlarla netlik kazanabilir. Bu bilgiler dahilinde de batığın 70-90 metre boyutlarında olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü ikinci parça yaklaşık 40-55 metre boyutlarında. Genişlik olarak 6-7 metre,yükseklik olarak da 6-7 metre diyebiliriz.

Dalış sorunsuz başlamıştı. Grup liderimiz Ahmet'ti. Ben de ona budy olmuştum ama çok yakınından gitmiyordum. Bu batık için yavaş iniyorduk. Geçen seneki uçak dalışını yaparken oldukça hızlı inmiştik. Ben bir gözüm Ahmet'te bir gözüm dalış konsolunda aşağıya süzülüyordum. Bu arada kameraman arkadaşlar da bizi filme alıyorlardı. Derken batık göründü. Benim umduğumdan çok daha büyüktü. Büyüklüğünü daha iyi anlayabilmek için biraz açılmıştım. Bu sırada 55 metrede olduğumu gördüm. Batık 70 metreye kadar iniyormuş. Birden dalış lideri bana doğru gelmeye başladı. Havamı soracak zannettim ama yanıma gelip kolumdan çekiştirdi. Beni kolumdan tutup yukarı çıkmaya başladı. Diğer elemanları da haberdar edip çıkış işareti verdi. Ben de peşine takıldım adamın yukarı doğru palet vurmaya başladık. Ben BC lere hava basar 30 metreye kadar hızlı çıkarız diye düşünüyordum ama palet vuruyorduk. En sonunda teknenin altına geldik. Ahmet'in dalış saatine baktım 5 dakika deko süresi gözüküyordu. Zincirde bir müddet  ipteki çamaşır hesabı sallandık. Deko süresi dolunca yüzeye çıktık. Daha 60 bar havam vardı. Ahmet yüzeye çıkınca tekrar kustu. Haliyle çevredeki balıklar bayram etti. Tekneye çıktıktan sonra Ahmet'e meşhur çubuk kraker ve diet cola mönüsünü verdik. Ben de dalış liderine ne oldu aşağıda niye beni çekiştirdin diye sordum. Meğer ben narkoza girmişim, kendimde değilmişim, havam bitmiş. Çok tehlikeli dalmışız, çok kötü şeyler olabilirmiş. Adama sorsan hayatımı kurtardı. Ben tabi he he dedim geçtim. Cevap bile vermedim. Acaba kim narkoza girdi diye düşündüm. Biraz kraker atıştırıp üst kata, uyumaya çıktım.

 
 

Kaş dönüşü yazıma böyle başlamışım. Fakat gezi fotoğrafları elime geçen hafta geçince yarım kalan yazımı ne yazık ki tamamlayamıyorum. Bir çok şeyi unutmuşum.

Bu arada fotolar Bülent Hoca'nın kamerasından. Benim S50 ne yazık ki dalışta su alıp bozuldu. Aşağıdaki fotolar 30 Ağustos'ta çekilmiş.

 

Minik Yengeç

 
 
 
 

Kayı

 

Ben en soldayım

 

Kaş Korsanları: Şamataya Devam

 

Müren

 

Aşağıdaki vatosu 25-30 metre civarında gördük. Benim gördüğüm en büyük vatostu. Çapı üç metreye yakındı sanırım. Gruptan kovalayanlar oldu. Tabi bu sırada Timsah Avcısı hala hayattaydı. Gerçi bizim vatosun iğnesini kesmişler. Muhtemelen küçükken ağa takılmış ve balıkçılar suya atmadan önce iğnesini kesmişler.

 

Vatos

 

Kesik kuyruğa dikkat

 

Ahmet ve ben

 

Bizim kadro:  Özgür, Ahmet, Kayı,  Fatih, Kemal

 
 
 

Sayımız giderek artıyor, çok popüler bir kaya

 
 
31 Ağustos

Bugün de iki dalış yaptık. Dalış noktalarını hatırlamıyorum :). Dalış defterimde yazıyordur gerçi ama o da evde. Günün önemli olayı gördüğümüz su kaplumbağasıydı. O da epey büyüktü. Kovaladık ama yakalayamadık. Yakalasak sırtına binecektik.
1 Eylül günü ise ben dalışa gitmedim. Otel odamda Basketbol Milli Takımımızın maçlarını seyrettim.

 

Dalış öncesi OK veriyoruz

 

ve dalış başlar...

 

Grubun toplanması

 
 
 

Sevimli tosbağamız

 
 

Derine doğru kaçış

 

Bir müren daha

 
 
 

Ahtapot

 
 
 

Uluburun batığı maketi (bire bir ölçü)

 

Meis adasına yapacağımız gezi iptal olunca son günü otelde geçirdik. Kaydıraklarda tırtıl yapıp yedili sekizli kaydık. Bu fotoğrafları siteye koyup koymama arasında epey düşündüm. Hani ilerde ünlü olursam basının eline koz vermiş oluyorum. Sonra Ahmet'in gazına gelip koydum.

 

Ahmet, Özgür ve ben

 

Ahmet kolye denerken

 

Kaydıraklarımız

 

Açılın ben geliyorum

 

Arka taraftan denize girerken

 

Buradan koşup koşup atlıyordum

 

Yorulunca yelekle keyif yaptım

 

Tırtıl

 
 

Kaydırak sırası

 

Ahmet'in ayaklarını tutayım ki inerken açıp fren yapmasın

 
 

Bilmeyenler için Ahmet'in yaptığı dalış OK i

 

Fotoğraflardan da görülebileceği gibi son gün epey eğlendik. Akşam otelde yol için hazırlandık. Gecenin bir yarısı bizi Dalaman'a götürecek araba geldi. Yolda uyurum diyordum ama şoförün de uykusu varmış. Adamın gözler kapanıp duruyordu. Biz de ona mukayyet olacağız diye diken üstünde gittik. Zaten yolda durup kahve içti adam. Havaalanına ulaşınca ben rahatladım. Bir dalış macerasını daha geride bırakmıştık (4.5 ay önce :).

 

Diğer gezi hikayeleri için buraya tıklayın.
 

Haber Tarihi: 18 Ocak 2007


Copyright © Kayıhan Zeybek.
 Her hakkı saklıdır. Bu sitedeki fotoğraf ve yazılar izin alınmadan ya da kaynak gösterilmeden kullanılamaz.