Kuzey İtalya Turu ve Rimini Wellness Fuarı

11-18 Mayıs 2011
 

1. Bölüm 2. Bölüm 3. Bölüm

Mayıs sonu,  sevgili doktorlarımla, motor üzerinde yapacağım, Dolomitler gezisine hazırlanırken değişen planlar nedeniyle, kendimi İtalya'da bir hafta önce buldum. Yanımda Didemim, altımda da kiralık araba vardı. Didem Rimini Wellness 2010 fuarına katılmak istemiş ama iş yerinden izin alamamıştı. Ben de ona geçen sene söz verdim: "Sen iznini ayarla, 2011 fuarına Hillside götürmezse ben götürürüm". Didem Mayıs başında Hillside'ın fuar kadrosuna dahil edilmeyince, İtalya maceram erken ve planladığımdan farklı bir şekilde başlamış oldu.

 


Bergamo - Bologna - Rimini

 

11 Mayıs Çarşamba

Sabah Sabiha Gökçen'den kalkan uçağımız, öğlen Bergamo'ya indi. Aslında Bologna, Rimini'ye daha yakın, ama uçak biletleri tam iki katıydı. Zaten araba kiralayacağımız için iki saat fazla araba kullanırım, 300 Euro da cebimde kalır diye düşündüm. Pasaporttan geçtikten sonra ilk iş arabamızı teslim aldık. Anahtarın üzerinde Alfa Romeo yazısını görünce heyecanlandım. Acaba Giuletta mı verdiler? Havaalanından otomobil parkına shuttle ile vardığımızda anahtarın siyah bir Mito'ya ait olduğunu gördüm. Biraz hayal kırıklığı oldu tabi ki. Ben Golf sınıfı bir araba istemiştim, onlar küçük sınıf bir araba vermişlerdi. Neyse ki bavullarımız bagaja sığdı. İkinci hayal kırıklığımı arabanın içine binince yaşadım. Audio in girişi yokmuş, KYiPHN'u müzik sistemine bağlayamayacaktım. Neyse en azından dizel çıktı. Hem çekiş hem de yakış sarfiyatı yönünden avantaj sağlamış olduk. Garmin'i takıp istikamet verdik.

Bergamo çıkışında Garmin'in kafası karıştı. Bizi getirdiği yol çıkmaz sokaktı. Garmin bizden önümüzdeki tarlayı aşıp otobana çıkmamızı istiyordu. İşin komiği iphone'dan iGo navigasyon programını çalıştırdık ama o da aynı yerden gitmeye çalışıyordu. Kasabadan bir türlü çıkamayınca geldiğim yoldan geri döndüm. Otoban tabelası görünce sevindim. Telefonumdaki  Avrupa haritasına bakıp hangi girişi kullanacağımı buldum ve bu eziyetten kurtulduk. Otoban girişlerinde aynen bizde olduğu gibi bilet alıyorsunuz ve çıkışta ödemeyi yapıyorsunuz. Ayrıca bizim OGS'ye benzeyen bir sistemleri de var. Otobandaki hız sınırı ise 130km/sa.

 


Bologna'dan turumuz başlar...

 


İki Kule

 

İkindi vakti "Kızıl Şehir" Bologna'ya ulaştık. Burası Kuzey İtalya'da yer alan Emilia - Romagna bölgesinin, ki Rimini de bu bölgede yer alıyor, baş şehri. Bilmeyenler için İtalya'nın bunun gibi 20  bölgeden oluştuğunu belirteyim. Kızıl Şehir ismi ise kırmızı tuğlalı evlerden geliyor. Şehir merkezinde Orta Çağ mimarisine sahip önemli yapılar var. Bunlardan biri de 1088 yılında kurulan ve Avrupa'nın en eski üniversitesi sayılan Bologna Üniversitesi. Bologna sahip olduğu kızıl lakabına gönderme yapacak kadar da solcu bir şehir olarak biliniyor. Yine kırmızı olan "Bolonez Sos" (çok severim makarnamın üzerinde) adını bu şehirden almış. Bizzat benim de gördüğüm üzere hem karayolu hem de tren yolu açısından önemli bir kavşak noktası olması, şehrin endüstriyel olarak gelişmesinde önemli bir rol oynamış.

 
 
 


Piazza Maggiare

 
 


Bologna Üniversitesi

 
 

Şehrin önemli caddesi olan Via Francesco Rizzoli,  Old Town'a doğru  uzanıyor ve alışveriş mağazalarına ev sahipliği yapıyor. Biz de turumuza bu caddeden yürüyerek başladık. Yine bu cadde üzerinde bulunan Bologna Üniversitesinin tarihi merkezine de girdik. Dolaşmaktan yorulunca kendimizi bir mahalle Pizzacısına attık. Lazanya, salata ve pizza siparişi verdik. Hepsi de çok güzeldi. Pizzayı memleketinde yemenin keyfi bir başka oluyor.

Gün batımında daha da kızıl olan bu şehirden ayrılıp yeniden yola koyulduk. Bir saat sonra Rimini'ye ulaşmıştık. Garmin yolda yine kelek yaptı. Bir türlü uydu bulup gidiş yolunu çizemedi. Acaba içine attığım yeni Avrupa Haritasından mı kafası karışmıştı anlayamadım. Tam Rimini girişinde kendine geldi. Otelimiz sahile oldukça yakın, yeni ve temiz bir oteldi. Üstelik oldukça da sessiz. Geçen hafta  Barselona'da kaldığım otel oldukça gürültülüydü. 

 


Re Enzo

 


Nefis pizza @  Re Enzo, Bologna

 


Piazza Maggiare

 
12 Mayıs Perşembe

Sıcak ve güneşli bir güne merhaba dedim. Bugün Rimini Wellness fuarı açılıyor. Kahvaltıdan sonra Didem fuara giderken ben de Siena için hazırlandım. Bu arada otelin kahvaltısı oldukça iyiydi. Hatta Avrupa'da gittiğim oteller içinde en iyisiydi diyebilirim. Kahvaltıda telefonumdan kontrol ettim, Miami Boston'u yenmiş ve seriyi 4-1 ile sonlandırarak Doğu Finaline çıkmış.

Saat ona doğru siyah Mito'ya atladığım gibi yola koyuldum. Manzaralı yollardan gitmek adına navigasyonu otobanlara kapadım. Hem Garmin'i hem de telefondan iGo'yu önüme koydum. İyi ki gelmeden önce programı satın almışım. Zira Siena'ya giderken Garmin beni yine ara yollara sokmaya çalıştı. Muhtemelen bir ayarı bozuldu.

 


Rimini - Siena

 


Siena'ya doğru yola koyuldum

 


Yemyeşil tepeler

 

Rimini'den ayrılırken bana bisikletliler eşlik etti. Bizim bulunduğumuz tarihlerde İtalya Bisiklet turu düzenleniyordu. Hatta tur, 19 Mayıs Perşembe günü Rimini'den de geçecekmiş ama o tarihe ben İstanbul'a dönmüş olacağım. Bu önemli organizasyonun gazıyla olsa gerek yollarda bir sürü bisikletli vardı. Zaten bisiklet sporu İtalya'da oldukça popüler. Bir çok önemli sporcu yetiştirmişler. Bu sporcuların en başarılısı olan Marco Pantini'ye ve trajik sonuna Rimini'yi anlatırken ayrıca değineceğim.

Toskano bölgesine yaklaştıkça manzara daha da güzelleşti. Zaten bu bölge manzarası ile meşhur. Bir önceki İtalya gezimde Toscano'nun baş şehri olan Floransa'yı ziyaret etmiştim. Şimdi yine bir Toskano şehri olan Siena'ya doğru yol alıyordum. Aynen Floransa gibi Siena'nın tarihi meydanı da Dünya Mirası (World Heritage Sites) sayılıyor. Toskano bu yönden zengin bir bölge. Bölgenin diğer Dünya Mirası şehirlerini şöyle sıralayalım: Pisa, San Gimignano, Pienza ve Val d'Orcia.

 


Kiralık arabam: Alfa Romeo Mito (Dizel)

 
 


Şarap bağları

 

Kah bölünmüş yollardan, kah dağ yollarından geçerek öğlene doğru Siena'ya ulaştım. Bu arada şehirler arası bölünmüş yollardaki hız limiti 90 km/sa ki bizim otobanlardan daha bakımlı bu yollar. Bazen 100 km/sa hıza da izin veriliyordu. Ben de hız sınırlarına (sabıkalı olduğumdan) oldukça dikkat ettiğimden navigasyonun ön gördüğü sürede yolculuğumu tamamladım. Şehre girmeden önce benzin de aldım. Sistem Almanya'daki gibi: Depoyu kendiniz doldurup, içerde ödemeyi yapıyorsunuz. Bazı pompalarda kredi kartı ile kendiniz de ödeme yapabilirsiniz.

Şehri arabayla gezdikten sonra uygun bir yere park ettim. Gerçi otoparkın içindeki park yasağını görünce kıllanmadım değil. Malum, Viyana'da arabayı otoparktan çekmişlerdi. Bulduğum bir görevliye derdimi anlatmaya çalıştım ama genel olarak İngilizceleri çok kötü. Neden sonra telefonuma yüklediğim İtalyanca sözlükten sadece Çarşamba günleri belirtilen saatlerde park yasağı olduğunu öğrendim.

 


Kaleden Siena manzarası

 


Siena Kalesi

 

Gezintime, arabayı park ettiğim yerin hemen yakınındaki Siena Kalesi ile başladım. İçeride fazla bir şey yok. Bir tane lunapark ve bahçelerden ibaret. Buradan şehrin esas gezeceğim kısmını gördüm. Uzun kuleleri ile Duomo ve Hükümet binası beni çağırıyorlardı. Ben de bu davete hemen icabet edip tarihi Siena sokaklarından geçerek Piazza del Campo'ya ulaştım. Oldukça büyük ve güzel bir meydan. Burada, 2 Temmuz ve 16 Ağustos tarihlerinde Palio denen geleneksel at yarışları yapılıyor. Sadece 3 dakika süren bu tarihi yarışlar oldukça fazla turist çekiyormuş. Zaten Siena'nın ana gelir kaynaklarının başında turizm geliyor.

 


Siena sokakları

 
 
 


Hükümet binası (Town Hall)

 


Piazza del Campo

 


Piazza del Campo

 

Güneş tepede iyice yükselmiş, benim de karnım acıkmıştı. Meydana bakan turistik lokantalardan birine oturup pizza söyledim. Ne yazık ki buranın pizzası dün Bologna'da yediğim pizzanın yanında epey zayıf kaldı. Aradaki açığı manzara ile gidermeye çalıştım ama manzara da bir yerden sonra karın doyurmuyor. Yemekten sonra kendimi ara sokaklara attım. Her sokakta yeni bir sürprizle karşılaştım.

 
 


Balkon
un güzelliği

 
 

Turumu tamamladıktan sonra hükümet binasının önüne geri döndüm. Buranın kulesine bin bir zahmetle çıkıp yukarıdan güzel panoramik fotoğraflar çektim. Bu tarihi ve güzel şehri uzun uzun seyrettim. İniş ise daha sıkıntılı oldu. Bir grup yukarı çıkmaya çalışıyordu. Merdivenlerden yan yana iki kişi geçemediğinden sürekli yol verme alma durumu ile karşı karşıyaydım. Ayrıca kafamı da alçak pervazlardan korumam gerekiyordu.

 
 


Siena

 

Sokaklarda biraz daha dolaşıp Siena Katedrali'ni fotoğrafladıktan sonra arabamı park ettiğim yere doğru yürümeye başladım. Aslında bu güzel şehri gece de fotoğraflamak isterdim ama bu mevsimde güneş dokuz buçuktan sonra batıyor. Geri dönüş saatim çok geç olacağı için bir başka sefere deyip yola koyuldum. Bu arada dönüş yolunu da az otobanlı seçtim. Yine manzaralı yollardan dönüyordum ki bir yerde yol çalışması varmış. Viyadük bakıma alındığından trafiği eski dağ yoluna vermişler. Hayatımda geçtiğim en güzel motor yollarından biriydi ama hem güneş oldukça alçaldığından hem de duracak yer bulamadığımdan fotoğraflayamadım. Dört saate yakın direksiyon salladıktan sonra gece on birde Rimini'ye ulaştım.

 


Siena Katedrali

 


Siena Katedrali

 
 


Rimini'ye dönüş yolu

 
13 Mayıs Cuma

Güneşli bir Rimini sabahına daha merhaba dedik. Meteoroloji siteleri bugün ve yarın için yağmur vermişti halbuki. Kahvaltıdan sonra Didem yine fuarın yolunu tuttu. Ben otelde e-postalarıma bakarken Yoncimik Harun'dan gelen bir posta dikkatimi çekti. Meğer sevgili takım arkadaşım Rimini'de bir sene yaşamış. Ondan gelen Rimini ve çevresi ile ilgili tüyoları internetten araştırdım. Kafamda hemen yeni bir plan oluşturdum. Bugün zaten Rimini'yi gezecektim ama yarınla ilgili bütün planlarım değişmişti.

 


Viale Pirincipe Amedeo

 
 


Tiberius Köprüsü

 

Otelden çıkıp Viale Principe Amedeo isimli, iki yanı uzun ağaçlarla süslü, geniş caddeye çıktım. Bu caddenin üzerinde çok güzel müstakil evler var. Rimini'deki favori caddelerimin arasına aldım bu huzur dolu yolu. Buradan dolaşa dolaşa tarihi Tiberius Köprüsü'ne ulaştım. Köprüden sola dönüp Corso d'Augusto üzerinden şehir merkezine yürüdüm. Şehrin iki büyük meydanı olan Piazza Cavour ve Piazza Tre Martiri bu yol üzerinde. Yolun sonunda ise Augusto Zafer Takı yer alıyor. Tiberius Köprüsü ve Augusto Takı Roma döneminden kalma eserler. Kenti gezerken bir yandan da Harun'un bana tarif ettiği pizzacıya bakınıyordum. Gerçi adını hatırlayamamıştı ama tarif etmişti.

 


Corso d'Augusto

 

Rimini, İtalya'nın önemli tatil şehirlerinden biri. 20 km'ye yakın plajı Avrupa'nın en büyük plajlarından biri. Bu plaj uzun olduğu kadar geniş de. Kendinizi Okyanus kıyısında zannedebilirsiniz. Bu sahilde 250 tane tesis (beach) varmış. Sezon henüz tam açılmadığından plaj boştu ama şemsiye yerlerinden anladığım kadarıyla sezonda oldukça kalabalık oluyor.

 


Piazza Tre Martiri

 

Rimini ayrıca ünlü sinemacı Federico Fellini'nin de doğduğu şehir. İtalyanların 5 Oscar'lı bu büyük yönetmeni bir çok filminde, Rimini'ye de yer vermiştir. Bu arada Rimini havalimanı da adını bu ünlü sinemacıdan alıyor.

 


Roma surlarının yanında bir park

 
 

Şehri ve parkları gezerken bir çok bisikletliye rastlayabilirsiniz. Bisiklet ve scooter kültürü bu şehre damgasını vurmuş. Bisiklet demişken İtalyanların  en ünlü bisiklet sporcusu olan Marco Pantani'yi anmadan geçmek olmaz. Rimini'nin 40km kadar kuzey batısında yer alan Cessena doğumlu bu büyük bisikletçi, 1998 yılında hem İtalya Bisiklet Turunu hem de Fransa bisiklet Turunu kazanarak tarihe geçmiştir. Aynı yıl içinde bu turları kazanan sadece 3 sporcudan biridir ve ondan sonra bunu başarabilen olmamıştır. Ben bu sene İspanyol bisikletçi Contador'un da aynı başarıyı tekrarlamasını bekliyorum ki ilk ayak olan Giro'yu rahatça kazanırken Tour için rakiplerine göz dağı verdi. Biz Pantani'ye geri dönelim. Bu büyük sporcunun sonu çok trajik oldu. 14 Şubat 2004 yılında Pantani, Rimini'de kaldığı otel odasında aşırı dozdan ölü bulundu. Ölümü hakkında çok şey yazıldı çizildi. Benim düşüncem üzerine atılan doping çamuru yüzünden bu dünyadan erken (34 yaşında) göçtü gitti. Bana  bisiklet sporunu sevdiren isimlerin başında gelen bu büyük sporcuyu saygıyla anıyorum.

 


Tempio Malatestiano

 
 


Merkez Tren İstasyonu

 


Dört At Çeşmesi (The Fountain of The Four Horses)

 


The Grand Hotel @ Marino Centro

 


Rimini Sahilleri

 
 


Dört At Çeşmesi

 


Otelimiz (Aqua Hotel)

 

Öğlene doğru otele geri döndüm. Arabayı  Rimini Wellness için  fuar alanına (Rimini Fiera) doğru yola koyuldum. Arabayı yakındaki alışveriş merkezine park edip biraz yürüdüm, böylece fuar alanın karmaşasından ve otopark ücretinden muaf oldum. Fuar alanı umduğumdan büyükmüş. İçerde Didem ile buluşup fuarı gezmeye başladık.

 


Rimini Fiera (Fuar alanı)

 


Rimini Wellness Fuarı

 

Düzenli olarak her sene düzenlenen Rimini Wellness fuarında, spor ekipmanları, grup dersleri, özel dersler, sporcu beslenmesi, kılık kıyafet üzerine sporla ilgili aklınıza gelebilecek her şeyi bulabilirsiniz. Ünlü eğitmenler burada dersleri ile ilgili hem bilgi veriyor hem de uygulama yaptırıyorlar. Didem'in favori dersi ise Zumba. Zumba, latin dansları eşliğinde yapılan bir grup dersi. Özellikle kadınlar bayılıyorlar. Eğlenirken spor yapmak güzel bir fikir.  Zumba'nın fikir babası olan Beto Perez de bu fuarda yerini almıştı. Didem de kendini geliştirmek adına bütün Zumba dans etkinliklerine katılıyordu. Biraz onun dansını izleyip, fotoğrafladıktan sonra fuarın diğer kısımlarını gezmeye koyuldum.

 


Bisiklet grup dersi

 


Quemax Traning Systems (2011 Yenilik Ödülü sahibi)

 


Havuzda bisiklet

 


Didemim Zumbada

 


Beto Perez (Zumba'nın mucidi)

 


Striding

 


Bootcamp Dersi

 

Fuarda Bootcamp derslerine rastlayınca çok sevindim. Son iki aydır Hillside'da Erhan Hoca'nın verdiği Bootcamp derslerine katılıyordum. Havuz başında, yağmur çamur demeden çeşitli istasyon çalışmaları yapıyorduk. Tabi burada ekipman kalitesi çok iyiydi. Hocaların hepsi asker gibi giyinmişti. Kum torbaları, sahra çadırları, kamuflajlar ile oldukça güzel bir parkur hazırlanmıştı.

Diğer ilgimi çeken bir grup dersi de trambolin oldu. Bu ders 60-70cm çapında trambolinlerle yapılıyor. Bir nevi step dersi ama çok daha keyifli görünüyor. Didem bu derse de girmiş ve çok beğenmiş. Kim bilir belki yeni sezonda Hillside'da da görürüz bu dersi.

 


Bootcamp

 


Trambolin dersi

 


Didemim @ Dört At Çeşmesi

 

Fuardan saat üçe doğru çıkıp otele geri döndüm. Kaldığımız otelin bedava bisiklet hizmeti var. Oda numaranızı söyleyip beğendiğiniz bisikleti alabiliyorsunuz. İşiniz bitince de kilitleyip anahtarı resepsiyona geri bırakıyorsunuz. Ben de bu hizmetten yararlanarak bisiklete atladığım gibi soluğu şehir merkezinde aldım. Sabah gezdiğim yerleri bir de bisikletle dolaştım. Ayrıca gidemediğim uzaktaki parklara da gittim.

Akşam üzeri Didem'e, Rimini şehir merkezini gezdirdim. Ne de olsa hem yürüyerek hem de bisikletle gezip, şehri ezberlemiştim. Akşam yemeğimizi de yine bisikletle keşfettiğim Pic Nic adlı lokantada yedik. Yaklaşık 50 yaşında olan bu işletmenin çok güzel bir iç bahçesi var. Tam istediğimiz gibi, yerel halkın rağbet ettiği, bir lokantaydı. Zaten bu seyahat boyunca hep yerel lokantaları aradık ve çoğu zaman da bulduk. Yemek, ortam, hava her şey çok güzeldi. Yarın Didem yine fuara gidecek. Ben de San Marino'yu ziyaret edeceğim.

 


Didemim @ Piazza Cavour

 


Piazza Tre Martiri

 


Saat Kulesi

 


Augusto zafer takı (The Arch of Augustus)

 
 


Pizza keyfi @ Ristorante Pic Nic

 
 


Tiberius Köprüsü

1. Bölüm 2. Bölüm 3. Bölüm

Share |

Copyright © Kayıhan Zeybek.
 Her hakkı saklıdır. Bu sitedeki fotoğraf ve yazılar izin alınmadan ya da kaynak gösterilmeden kullanılamaz.