Kuzey İtalya Turu ve Rimini Wellness Fuarı

11-18 Mayıs 2011
 

1. Bölüm 2. Bölüm 3. Bölüm

16 Mayıs Pazartesi

Yağmurlu geçen Pazar gününden sonra yeni haftaya, yeni bir şehirde, güneşli bir havada merhaba dedik. Kahvaltıya indiğimizde kendimi 70'lerde hissettim. Artık otel kaç modelse hiç değişiklik yapılmamış. Odalar da eski görünümlüydü ama kahvaltı salonu olaya son noktayı koydu. Riminideki otelimizin kahvaltısını aradıysak da Milano kahvaltısı da fena sayılmazdı. Taze ananas olmasa da konservesi büfede yerini almıştı. Kahvaltıdan sonra otelden Milano haritası edinip dışarı çıktık. İlk işim arabayı kontrol etmek oldu. Önüne ve arkasına iki tane Smart'ın boylamasına park ettiğini görünce neşe içinde işte gerçek İtalya diye düşündüm. Hava hafiften serindi.

Otelin hemen elli metre ilerisindeki Porto di Mare isimli metro istasyonuna inip, gidiş dönüş biletlerimizi (1 Euro/adet) aldık. Yedi durak sonra da Duomo'da indik. Araba parketme derdi olmadan, trafiğe girmeden 15 dakikada şehir merkezine ulaşmıştık. İşte metroyu bunun için çok seviyorum.

 


Milano Otelimiz

 


İtalyan usulü akıllı (Smart) park

 


Statuo Equestre di Vittorio Emanuele II

 

Metrodan dışarı çıkar çıkmaz sizi Duomo (Milan Katedrali) tüm haşmetiyle karşılıyor. Gotik tarzın en güzel örneklerinden olan Duomo gerçekten nefes kesici bir yapı. Yapımına 1386 yılında başlanmış ve 1965 yılında tamamlanmış. Evet yalnış duymadınız yapımı altı yüzyıla yakın sürmüş. Bu yüzden de Milanolular bitmeyen işler için "lungo come la fabbrica del duomo" (Duomo gibi bitmeyen) deyimini kullanıyorlarmış.

Duomo Dünyanın  beşinci büyük katedrali. Vatikan'ı devlet olarak düşünürsek İtalya'nın en büyük katedrali. Şimdi en büyük katedral hangisi peki diye soranlar olabilir. Onu da bir önceki İtalya seyahatimde görmüştüm: St Peter Basalica, Vatikan. Bu sıralamada Ayasofya ise yirminci sırada yerini alıyor.

 


Didem @ Piazza del Duomo

 


Duomo (Milano Katedrali)

 

Güneş tersten geldiği için katedralin fotoğrafını öğleden sonra çekmeye karar verdim. Daha doğrusu çektim ama güzel çıkmadığından siteye koymuyorum. İçine girip bu dev yapıyı gezdik. Dışı gibi içi de görkemli ve süslü. Bir müddet burada vakit geçirdikten sonra tekrar güneşe çıktık. Arkanızda Statua Equestre di Vittoria Emanuele II (Atlı heykel) kalacak şekilde yüzünüzü katedrale döndüğünüzde solunuzda Dünyanın en eski alışveriş merkezi sayılan Galleria Vittorio Emanuele II'yi görebilirsiniz. Peki bu görkemli meydana heykeli dikilen hatta Galleria'ya adını veren Vittorio kim? İtalya tarih boyunca krallıklardan oluşmuş. Vittorio Emanuele II de Sardunya Kralı. İtalya'nın birleştirilmesinde önemli rol oynamış ve Birleşik İtalya'nın ilk kralı olmuş. Yani oldukça önemli bir şahsiyet İtalya için.

 


Duomo

 


Duomo

 


Piazza del Duomo (Katedral Meydanı)

 


Galleria Vittorio Emanuele II

 


Galleria Vittorio Emanuele II

 

Galleria'nın içinden başlayarak Milano'yu gezmeye başladık. Galleria önemli moda markalarına ve lüks lokantalara ev sahipliği yapıyor. Dünya modasına yön veren şehirlerden biri olan Milano'da insanlar gösterişli olmayan bir şıklık içindeler. Hatta erkekler bana daha süslü ve şık geldiler. Yanlarında, spor ayakkabım ve şortumla turistim diye bağırıyordum.

Kuzeyde, Lombardiya Bölgesinde, yer alan ve İtalya'nın Roma'dan sonra ikinci büyük kenti olan Milano; modanın yanında sanayisi, mimarisi, operası, risottosu, futbol takımlarıyla da ünlü. Bu özellikleri sayesinde oldukça turist çekiyor. Tabi bütün bunlar beraberinde refahı da getiriyor ki Milano, Avrupa'nın en zengin şehirlerinden biri sayılıyor.

 


Teatro alla Scala (Opera Binası)

 

Şehrin dünyaca ünlü operası olan La Scala'nın önünden geçtikten sonra Giardini Pubblici parkına uğradık. Orada biraz doğanın sesini dinleyip diğer parka doğru yola koyulduk. Hedef Castello Sforzesco (Milano Kalesi) ve onun hemen arkasındaki Parco Sempione. Hava yavaş yavaş ısınıyordu.

 


Giardini Pubblici

 
 


Castello Sforzesco

 

Castello Sforzesco'ya (Milan Kalesi) ulaştığımızda öğlen olmuştu. Bu kale Avrupa'nın en büyük kalelerinden biri. Düz bir ovaya kurulduğundan olsa gerek hem çok yüksek duvarlara hem de surları çevreleyen bir hendeğe sahip. İlk inşa çalışmaları 14. yy'da başlamış, 1450 yılında ise adını aldığı Sforzesco tarafından yenilenmiştir. Zaman içinde bir çok savaşa tanıklık ederken askerleri içinde barındırmış. Günümüzde ise müzelere ve sanat koleksiyonlarına ev sahipliği yapıyor.

Kaleyi dolaştıktan sonra hemen arkadaki şehrin en büyük ve en güzel parklarından biri olan Parco Sempione'ye girdik. Şehrin kalabalığından ve gürültüsünden bir anda uzaklaştık. Bir çok insan çimenlere serilmiş güneşleniyordu. Gazete-kitap okuyanlar, bebeğini uyutanlar, çocuklarıyla oynayanlar, piknik yapanlar bu güzel manzarayı tamamlıyorlardı.

 


Castello Sforzesco

 


Parco Sempione

 


Parco Sempione

 

Parkı bir baştan diğer başına kadar yürüdükten sonra  Arco della Pace'de mola verdik. Bu zafer takı Napolyon'un Milano'ya girişi anısına yapılmış. Zafer takı manzaralı bir banka oturup biraz soluklandık. Güneş tam tepemizde parladığından olsa gerek Didem'in uykusu geldi. Oturduğumuz banka, kedi misali kıvrılıp yarım saat kadar uyudu.

Dinlendikten sonra bu kez de karnımızın acıktığını hissettik. Parkın kuzey doğusunda yer alan stadın yanından geçerek kalenin önünde havuz olan girişine ulaştık. Kale meydanını geçip çarşıya çıktık. Gözüme kestirdiğim lokantalardan birine girip güzel pizzalarla karnımızı doyurduk. Sanırım daha çok iş çevresine hitap eden bir lokantaydı. Müşterilerin çoğu takım elbiseliydi.

 


Arco della Pace (Barış Takı)

 


Atletica Riccardi Milano

 
 


Farinella Ristorante

 


Duomo

 


Duomo

 

Yemekten sonra tekrar Piazza del Duomo'ya geldik. Evet güneş tam istediğim gibi dönmüş, bu muhteşem yapının mermer yüzeylerini selamlıyordu. Didem alış verişe giderken ben de bol bol fotoğraf çektim. Sonra da katedralin tam karşısındaki atlı heykelin altına oturup bir müddet Duomo'yu ve meydandan gelip geçenleri seyrettim, ortamın keyfini çıkardım. Ayrıca hava karardığında çekeceğim fotoğrafları kurguladım.

 


Duomo

 


Yoruma gerek var mı? :)

 
 

Sırada Milano'nun ünlü markalarının bulunduğu alışveriş caddeleri var. Burası Duomo'nun kuzey doğusunda yer alıyor. Via della Spiga, Via Sant' Andrea, Via Manzoni önemli alışveriş caddeleri. Vitrinlerdeki fiyatları görünce insanın pek içeri giresi gelmiyor. Hangi mağazaydı unuttum ama vitrininde 80000 Euro'luk çanta sergiliyordu. Çanta değil son model otomobil sanki. Bol sıfırlı turumuzu tamamladıktan sonra akşam üzeri metro ile otelimize geri döndük.

 


Via Sant' Andrea

 


Leonardo Da Vinci Heykeli

 


Duomo

 

Otelde biraz dinlenip yemek için hazırlandıktan sonra tekrar meydanın yolunu tuttuk. Ben bir kaç poz fotoğraf çektikten sonra kaleye yakın lokantalardan birinde akşam yemeğimizi yedik. Bu sefer değişiklik yapıp kapalı pizza denedim. Didem de deniz mahsüllü makarna yedi. İkimiz de memnun kaldık yemekten ama Rimini ve Parma'daki pizzaların yeri ayrıydı. Milano büyük ve turistik olduğundan mahalle pizzacısı bulamadık. Eminim çok güzel lokantalar da vardır ama onlar başka bir sefere artık.

 


Calzone

 


Acıkmışız galiba

 


Ristorante il Castello

 


Kale dibinde top oynayan çocuklar @ Castello Sforzesco

 
 
 

Yemekten sonra şehrin sokaklarını dolaşıp, fotoğraf çektik. Kalenin hendeğinde gece maçı yapan çocukları  seyrettik biraz. Biraz da havuzun yanında oturduk. Bu arada  İtalya'nın birlik haline gelişinin 150. yıl dönümü şerefine ışıl ışıl aydınlatılmış bir tramvay önümüzden geçti. Milano'daki ilk ve son gecemize  Duomo metro istasyonunda nokta koyduk. 

 


Işıl ışıl tramvay

 


Galleria ve ışıkları

 
17 Mayıs Salı

Sabah kahvaltıdan sonra Como Gölüne gitmeyi planlamıştık. Ama Didem Hanım bir kez daha H&M'i ziyaret etmek istiyormuş. Otelden çıkışımızı yapıp bavulları arabaya yerleştirdikten sonra metro ile Duomo'ya gittik. O alış verişini yaparken ben de tekrar katedrali gezdim. Sonra da dün gezip beğendiğim sokakları hatim ettim. Didem geldikten sonra arabayı alıp saat bir buçukta Como Gölü'ne doğru yola koyulduk. Hava ne yazık ki kapamaya başlamıştı.

 


Milano - Gravedona - Bergamo

 

Otelimiz Como Gölü'nün kuzey batı tarafında yer alıyordu. Amacım Como üzerinden batı yolunu takip etmek ve dönüşte de İstanbul uçağımızın kalkacağı Bergamo için doğu yolunu kullanmaktı. Ancak kafamdaki bu hesap navigasyona uymadı. Yol numaralarına bakmadığım için kendimizi Lecco yoluna bulduk. Böylece doğu tarafındaki yoldan gidecek ve göl solumuzda kalacaktı.

Yolun batı tarafını bilemiyorum ama doğu tarafında oldukça yukardan gidiyor ve bir sürü tünel var. Üstelik çoğu bizim Bolu tünelinden daha uzun. Yol iki şerit gidiş, iki şerit dönüş bölünmüş yol olduğundan umduğumdan daha süratli yol alıyorduk. Zaman zaman gölün muhteşem manzarasını tepeden görüyorduk.

 


Bellano, Como Gölü

 

Manzarayı bir de aşağıdan görmek için Bellano sapağında dağ yolundan ayrılıp döne döne aşağı indik. Arabayı park ettikten sonra bir müddet yürüdük. Park metreyi çalıştıramadığımız için arabanın çevresinden fazla ayrılamadık. Aslında burada yemek işini halledebilsek güzel olacaktı. Gravedano'ya yarım saatlik mesafede olduğumuzdan yola devam ettik. 

 


Gravedona, Coma Gölü

 
 

Gölün en tepe noktasında büyük bir alışveriş merkezinin önünden geçip bu sefer güneye doğru yol almaya başladık. Yol artık daralmış, göl kenarından gidiyordu. Bu arada her yerde Almanca tabelalar görmeye başladık. Yine Alman plakalı araçlar oldukça fazlaydı. İkindi vakti otelimize ulaşmıştık. Otelin parkı Alman plakalı arabayla doluydu. Hatta İtalyan plakalı araba iki, üç taneyi geçmiyordu. Kendimi bir an Alp'in deyişiyle ikinci vatanımda gibi hissettim :).

 


Gravedona Kordonu

 
 

Otelimiz hemen gölün kenarındaydı. Hatta küçük bir de plajı vardı ama bu havada hem de göle Almanlar bile girmez diye düşünüyorum. Otele yerleştikten sonra hemen karnımı doyurabileceğimiz bir yer aramak için şehir merkezine yürüdük. Sezon henüz açılmadığından olsa gerek lokantaların hemen hepsi kapalıydı. Dondurmacıdan başka açık yer bulamayınca otele geri dönüp arabayı aldık. Buraya yakın diğer yerleşim merkezleri de aynı durumdaydı. Göl manzarası eşliğinde romantik bir yemek beklerken son çare olarak 20km ötede bulunan ve otele gelirken önünden geçtiğimiz alışveriş merkezine gidip Burger King'e talim ettik.  Marketten de akşam için meyve aldık.

 
 
 


Şirin bir ev

 
 


Masalsı bir yer

 

Akşam göl kenarında yürüyüşe çıktık. Alaca karanlıkta Gravedona merkezine geldik. Göle nazır bir banka oturup havanın iyice kararmasını bekledik. Gölün diğer yerleşim yerlerinin ışıkları da yanınca ben fotoğraf çekmeye başladım. Mis gibi serin havayı içime çekerken oksijen sarhoşu olduğumu hissediyordum. Zaten Alpler hemen yanı başımızda. Boşuna değil tabi George Clooney'nin Como Gölü'nden ev alması.

Otele geri dönüş yolunda dondurma aldık. Böylece en azından dondurmalarımızı göle karşı yemiş olduk. Como Gölü'nde yemek işi başka bahara kaldı.

 
 
 

18 Mayıs Çarşamba

Sabah yine puslu ve kapalı bir hava bize günaydın dedi. Kendisi vasat, manzarası muhteşem kahvaltıdan sonra hazırlanıp otelden ayrıldık. Uçağımız öğleden sonra kalktığı için acelemiz olmadan, manzaranın tadını çıkara çıkara yol alıyorduk ki Domaso çıkışında "Carabinieri" tarafından durdurulduk. Jandarma amca benimle İtalyanca konuşurken ben de anlıyormuş gibi kafamı sallıyordum. Ehliyeti verince şaşırdı. Bu sefer ben İngilizce konuşmaya başlayınca o kafasını sallamaya başladı. Pasaportlarımızı alıp işlem yapmaya başladı. Bu arada aracın plakasını da kocaman bir deftere kaydediyordu.  Yaklaşık on dakika kadar bizi beklettikten sonra iyi günler dileyerek bizi saldılar. Aklıma Kemal ile İspanya-Fransa sınırında yaşadıklarımız geldi. Orada da Fransız Polisi bizi durdurup kimlik kontrolü yapmıştı.

 


Otelden Gravedona sahili

 


Gravedona Otelimiz (Hotel Regina)

 

Polis kontrolünden sonra rahat bir yolculukla Bergamo'ya ulaştık. Benzin alıp depoyu doldurduktan sonra havalimanına gidip arabayı teslim ettik. Koltukları da Exit alınca değmeyin keyfime.  Didem Free Shopta gezerken ben de tatil fotoğraflarıma baktım. En güzel tatillerimden birini arkamda, kalbimi de Como Gölü'nde bırakarak kolumda sevdiğim, uçağa yürüyordum...

 

Share |

Yayın Tarihi:   17 Haziran 2011

Diğer gezi hikayeleri için buraya tıklayın

Copyright © Kayıhan Zeybek.
 Her hakkı saklıdır. Bu sitedeki fotoğraf ve yazılar izin alınmadan ya da kaynak gösterilmeden kullanılamaz.