Münih - Viyana

14 - 21 Nisan 2010

1. Bölüm 2. Bölüm

18 Nisan Pazar

Dünün yorgunluğu mu yoksa günlerden Pazar olması mı  bilemiyorum,  bu sabah geç kalktık. Hava da yağdı yağacak tadındaydı. Kahvaltı etmeden otelden ayrıldık. Arabada dün aldığımız ekmeği tırtıkladım biraz. Neden bu ekmeklerden,  belli başlı bir kaç fırın haricinde, bizde bulunmuyor?


Doğa ve Tarih Müzesi

Şehir merkezine girince karşıma çıkan ilk meydan bana Taksim Meydanı'nı anımsattı. Polis bir çok yolu kesmiş. Herhalde bir etkinlik var diye düşündüm. Arabayı Leopold Müzesinin otoparkına bıraktım. Dışarı çıktığımızda sokakları bomboş gören Didem'in biraz morali bozuldu. Yolun karşısındaki Theresien Platz'ın sağında ve solunda, günümüzde Doğal Tarih Müzesi ve Sanat Tarihi Müzesi olarak hizmet veren görkemli ikiz binalar yer alıyor. Ön bahçelerinde itina ile şekillendirilmiş çalılar var. Ortada ise meydana adını veren Maria Theresia'nın kocaman bir heykeli var. Zat-ı şahaneleri meşhur Hapsburg Hanedanlğı'nın tek kadın yöneticisi yani imparatoriçe.


 Maraton organizasyonu @ Heldenplatz

İşte bu ünlü meydanı geçip Hapsburgların evi  olan Hofburg Sarayı'nın önüne çıkınca mahşeri bir kalabalıkla karşılaştık. Polisin de neden yolları kestiğini böylece anlamış olduk. Meğer bugün Viyana Maratonu varmış. Didem de ben de hemen Runtalya'yı hatırladık. Yarışı bitirenlerin ellerinde aynı bizim gibi torbalar vardı. Tabi torbanın içi görebildiğim kadarıyla daha zengindi o ayrı :). Didem "Bilsek bu organizasyona katılırdık" dedi. Eh katılırdık tabi neden olmasın, bir 10k da Viyana'da koşardım. Nasıl olsa buraya kadar gelmiştik. Acaba bu yüzden mi Viyana Otelleri hep pahalıydı ve biz şehrin 11km dışında otel bulmak zorunda kalmıştık.


Viyana Şehir Maratonu, 18 Nisan 2010


Heldenplatz

Biz de kalabalığa karıştık. Koşuyu bitirenler çimlerin üzerinde soluklanıyor, aileleri ve arkadaşlarıyla sohbet ediyorlardı. Organizatörlerin ve sponsorların çadırlarında çeşitli ikramlar yapılıyordu. Biraz vakit geçirdikten sonra Ring Caddesine çıkıp şehri dolaşmaya başladık. Ring caddesi adı gibi şehrin göbeğinde ring yapıyor. İki tarafında kocaman çınarlar var. Caddenin ismi değişiyor ama sonunda hep ring  var: Burg Ring, Opern Ring, Kaerntner Ring vs. Caddenin sağında ve solunda bir sürü tarihi yapı var.


Parlamento Binası


Rathaus Park


Rengarenk Laleler

Parlamento Binasının önünden geçip Rathuaspark'a girdik. Burada rengarenk laleler karşıladı bizi. Ben de bu Nisan Sultan Ahmet'e Lale Festivaline gidemedim diye hayıflanıyordum. Daha çoğunu burada ve daha sonra gideceğim Baden'de görmüş oldum. Ha, makro objektifim yanımda yoktu o ayrı.


Rathaus

Rathausplatz tıpkı Heldenplatz gibi ana baba günüydü. İğne atsanız yere düşmez kıvamındaki bu kalabalığa karıştık. Anladığım kadarıyla bir festival vardı. Yöresel kıyafetler içinde insanlar çalıyor, oynuyor, yiyor, içiyordu. Kurulan tezgahların arasında adeta bir semt pazarı geziyorduk.


Avusturya Halk Oyunları Ekibi :)


Rathaus Park

Bu karnaval alanını da arkamızda bırakıp Schotten Ring'den Donaukanal'a doğru yürümeye başladık. Şehir merkezinin kuzey doğusunda bulunan bu kanal büyük Donau Nehri ile bağlantılı. Biz büyük olanı yarına bırakıp kanala paralel Franz Josefs Kai üzerinde yürüdük. Şehrin alışveriş caddelerinden biri olan Roten Turn Str. den içeri girdik. Mağazalar kapalıydı ama  markaları gören Didem'in keyfi yerine geldi. Anlaşılan o ki yarın için kafasında alışveriş planları yapıyor.


St Stephan Katedrali

Rotenturm Str. bizi kentin simgelerinden biri olan St Stephan Katedralinin önüne getirdi. 12.yy'dan kalma bu gotik yapı aynı zamanda Viyana Piskoposunun (yoksa kardinal mi demeliyim tam bilemiyorum) makamı. Oldukça görkemli bir yapı. Avrupa'da gördüğüm çoğu büyük katedral gibi bu da restorasyon geçiriyor. Katedralin adıyla anılan Stephanplatz'da mola verdik. Yol burada ikiye ayrılıyor. Sağa doğru giderseniz Graben Caddesi sola giderseniz Singer Caddesi. İkisi de alışveriş ve gezinti caddesi. Biz Graben'e doğru dönüp meydandaki lokantalardan birinde Viyana'nın meşhur şinitzelinin tadına baktık. İkimiz de beğenmedik. Çok yağlı geldi. Annemim şinitzelleri çok daha güzel oluyor. Ama yanındaki patates salatası çok güzeldi. Zaten bu Orta Avrupa patatesi çok seviyor. Her yemeğin yanında mutlaka patates oluyor. Ya salatası, ya kızartması ya da fırınlanmışı...


Viyana'ya gelip de şinitzel yememek olur mu?


Bu ağacın çiçeklerini çok sevdi Didemim


Müze meydanı


Volksgarten

Akşama kadar şehrin sokaklarında gezdik dolaştık. Arada, parklarda şehrin içindeki doğayı dinledik. Sonra kendimize bir kahve molası verdik. Hava kararana kadar vakit geçirip gece fotoğrafları için tekrar yola koyulduk. Aslında umduğum kadar ışıl ışıl değildi şehir. Bu konuda Madrid'i tek geçiyorum. Yine de Almanya'dan daha iyiydi :).


Opera Binası


Rathaus

Saat ona doğru otelimize geri döndük. Uçaklar hala çalışmıyordu. Hava trafiğinin ne zaman açılacağı da belli değildi.  Budapeşte'ye gitmekten vazgeçtik. Son plana göre Viyana otelini bir gün uzatacak son gün de Münih'te kalacaktık. hotels.com neyse ki zorluk çıkarmadı. Geri iadesiz oda olduğu halde bu kül bulutu yüzünden doğal facia olduğu için paramı kredi kartıma iade edeceklermiş. Eh bu da bir ay önce San Francisco otelinin rezervasyonunu iptal eden ve parasını alamayan benim için iyi bir haber.


Sanat Tarihi Müzesi ve Maria Teresia
Heykeli

19 Mart Pazartesi

Güne erken başladık. Hava bugün açmıştı. Odaya kuş sesleri geliyordu. Resepsiyona inip görevliye odamı bir gün daha kaldığım fiyattan uzatmak istediğimi söyledim. Yok o fiyattan olmazmış. Oda mı yok dedim varmış. Sorun ne o zaman. Yok efendim ben onu hotels.com'dan almışım o fiyatı veremezlermiş. O zaman çıkış yapayım tekrar bilgisayardan alayım dedim. Biraz aptallaştı. Amirimi arayacağım dedi. Sonuçta benim dediğime geldi de neden bu adamların kafaları pratik çalışmıyor anlamıyorum :).

Altsdat'ın kuzey doğusunda yer alan Prater Parkı'na gittik. Değişik bir park yeriydi. Cadde gibi üzerinde cepler vardı. Ben de dönme dolaba yakın olan bir cebe arabayı park ettim. O zaman başıma gelecekleri bilmiyordum yoksa hiç buraya park eder miydim?

Dönme dolap da şehrin simgelerinden biri. Burayı  dönüşte, akşam serinliğinde, ışıl ışılken gezeriz dedik ama dönme dolaba da binmeden gitmedik.


Dönme dolap manzarası

İlk hedefimiz Donau Nehri. Uygun saatte tur bulabilirsek bir de tekne turu yapmak istiyorduk. Nehir kocamanmış. Üzerinde kendi gibi kocaman mavnalar, gezi tekneleri yol alıyor. Nehir limanına kadar su kenarında yürüdük. Nehrin karşısı kıyısında gökdelenler yükseliyor.


Donau Nehri


Trafik durduğunda ne yapıyor çok merak ediyorum


Donaukanal

Prater Caddesi üzerinden Donaukanal'a oradan da Rotenturm Caddesine yürüdük. Haliyle alışveriş olayları da başladı :).  Neyse ki fotoğraf çekmek gibi beni oyalayan bir hobim var. Kızın karnı da mı acıkmıyor? Ah evet acıkıyormuş. Yol üstünde şirin bir İtalyan lokantasına kendimizi attık. Garson Türk olduğumuzu duyunca şaşırdı. Sarışın Türk mü olurmuş? Aha dedim yine zevzek, ön yargılı Avrupa köylüsüne denk geldik. Amerika'dayken de eve gelen tesisat ustası İsmail'e "Geceyarısı Ekspresini" anlatıyordu. İsocan da garibim kendince filmin hatalarını anlatmaya çalışıyordu.


Graben Caddesi


Çok güzeldi makarna


Burggarten

Hofburg Sarayının arkasında Burggarten (Burg Bahçesi) bulunuyor. Çok güzel bir park. İnsanlar sere serpe çimlere yayılmış, kah güneşleniyor, kah şarkı söylüyorlar... Burada biraz vakit geçirdik. Bahçenin içindeki Mozart Heykelini fotoğrafladık. Dün Viyana Maratonu olduğu için avlusu çok kalabalık olan Hofburg Sarayını güzel fotoğraflayamamıştım. Hala maratonun bazı kalıntıları durmakla beraber daha temiz kareler yakaladım. Üstelik şansımıza bir de davet varmış. Davetliler bando ile karşılanıyor ve sarayın içine giriyorlardı.


Mozart Heykeli @ Burggarten


Hofburg Sarayı


Bir de davete denk geldik, hem de bandolusundan

Bütün fotoğraf işlerini hallettikten sonra Burggarten'a geri döndük. ve burada bulunan Paumenhaus'da kahvelerimizi içtik. Artık güneş iyice alçalmıştı. Arabaya doğru geri dönüş yoluna koyulduk. Hava karardıkça uzaktan dönme dolabın ışıkları daha belirgin hale geliyordu.

Elimizdeki torba ve paketleri arabanın bagajına koyup lunaparkta hız trenlerine binmeyi planlamıştık. Fakat evdeki hesap yine tutmadı. Arabayı park ettiğim yerde kocaman bir boşluk vardı. Birden başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Nasıl yani otoparkın içinden arabayı mı çekmişlerdi? Çevreye bakınmaya başladım. Gördüğüm levha üzerine mideme kramplar girdi. Arabayı park ettiğim cebin önündeki levhada engelli park yeri yazıyordu. Ama ben arabayı sabah tersten koyduğum için levhanın önünü görememiştim. Şimdi gece gece  arabanın nereye çekildiğini nasıl bulacağım?

Hemen lokantalardan birine daldım. Çalışanlardan birine baktım Türk. Derdimi ona anlatınca çok yardımcı oldu sağ olsun. Bizi parkın bilgi merkezine götürdü. Oradan aracın nereye çekildiğini öğrendik. Plaka ile onay aldıktan sonra taksi ile 20km uzaklıktaki araç çekme merkezine gittik. Bir tabelayı es geçmem bana 20 Avro taksi + 240 Avro araç çekme masrafına mal oldu. Söylene söylene cezayı ödeyip arabayı teslim aldım. Üstelik Didem ile lunapark eğlencemiz de yalan olmuştu. Halbuki ne çok istiyordum onunla hız trenlerine binmeyi...

Otele gelince hemen internetten havaalanlarını kontrol ettim. Uçuşlar pek açılacak gibi değildi. THY ve Pegasus'un internet sitelerinde iptal olan uçuşlarla ilgili bilgiler vardı. Almanya uçuşlarının hepsinin Çarşambaya kadar iptal olduğunu görünce telaşlandım. Yoksa biz de mi mahsur kalacaktık? İşin komiği Münih otellerinde yer yoktu. Olan yerler de fahiş fiyatlara satılıyordu. Şöyle ki bizim otel 80 Avro'dan 350 Avro'ya fırlamıştı. Üstelik Çarşamba uçamazsak Perşembe ya da Cuma günü biletler 350 Avro'ydu. Hesapta ucuz bilet bulmuş, ucuza araç kiralamıştım. Bakalım ne olacak. Münih yerine geceyi ikimizin de çok sevdiği Salzburg'ta geçirme kararı aldık. Sabah erken kalkıp Münih'e gidecek ve uçağın havalanması için dua edecektik.


Gece binemedik dönme dolaba

20 Nisan Salı

Saat on bire doğru otelden ayrıldık. İstikamet Viyana'nın sayfiyesi Baden. Navigasyona göre 30km yolumuz var ve hepsi otoban. Yarım saat sonra bu şirin kaplıca kasabasına ulaşıyoruz. Arabayı park edip çevreyi keşfe çıktık.


Baden

Bölge daha Roma öncesi dönemde bir yerleşim bölgesiydi. Bölgenin kaplıcası çok eski dönemlerden beri bilinmektedir. Romalıların Aquae olarak adlandırdıkları kükürtlü termâller, imparatorluk zamânında da yaygın olarak kullanılmıştır. Ludwig van Beethoven ve Wolfgang Amadeus Mozart gibi isimler, bu kaplıcaların ziyâretçileri arasındaydı. 1480 yılında şehir statüsü kazandı.

Baden, II. Viyana Kuşatması'nda çok zarar gördü. 1683'ten önce 1.700 kadar olan nûfus, kuşatmayı yapan askerlerin çekilmesinden sonra 300'e indiği ve şehrin kuzeydoğu duvarı kıyısında bulunan Sankt Stefan Kilisesi'nin (muhtemelen kulenin savaşta kullanılmasından dolayı) çok hasar gördüğü yazılı kaynaklarda vardır.

19. yüzyılda saray halkının yazlık yerleşim yeri oldu. 1812'de kentin önemli bir kısmı bir yangında zarar gördü. 19. yüzyılın silâhlarına karşı savunma imkânı veremeyen şehrin duvarları, artık eski ve gereksiz görülmeye başlandığından birçok Avrupa kentinde de olduğu gibi Baden'in duvarları 1805'te yıkılmaya başlandı; 1814'te son kent kapısı yıkıldı. Duvarın artan birkaç bölümü, 19. yüzyılın sonuna kadar mevcuttu. Eskiyi hatırlatan ve üzerinde 1567 yılı yazılı olan bir mazgal, Batzenhäusl ile kent tiyatrosu arasında bulunan bir köprüde bırakıldı.

1945-1955 yılları arasında Baden'de Sovyet işgâl bölgesinin ana askerî karargâhı bulunuyordu. O yıllardan kalma Martinek kışlası, 2008'e kadar Avusturya Silâhlı Kuvvetleri'ne hizmet etmeye devâm edecektir.

Kaynak: Vikipedi


Kaplıcalardan biri


Her yer rengarenk çiçeklerle bezeli


Rathaus

Şehir merkezi oldukça küçük. Bir saat içinde bütün önemli yerleri görebiliyorsunuz. Biz de buraları dolaştıktan sonra esas oğlan olan parkları gezmeye çıktık.

Ormana sırtını vermiş olan bu şirin beldede şansımıza da çiçek festivali varmış. Bütün her yer çeşit çeşit rengarenk çiçeklerle süslenmiş. Biz Kurpark denen bahçeyi ziyaret ettik. Ormanın içine bahçe yapmışlar. Güzel yürüyüş parkurları var. Parkur içinde dinlenme noktaları var. Buralara bank koyup çiçeklendirmişler.


Tiyatro Meydanı


Kurpark


Rengarenk çiçekler


Didem, çiçekli ağacını burada da buldu

Parkta güzel manzaralı bir bank bulup mekanın keyfini çıkardık. Tek duyduğumuz tabiatın sesiydi. Tepemizde ilkbahar güneşi içimizi ısıtırken, hafifçe esen rüzgar da saçlarımızı yalıyordu. Sağdan soldan gelen kuş sesleri de kompozisyonu  tamamlıyordu.


Baden giriş meydanı

Rathaus'un bulunduğu meydanda yemeğimizi yiyip yine bu meydanda kahvemizi içtikten sonra Baden'den ayrıldık. İkimiz de burayı çok beğenmiştik. Yeni rota yeniden Salzburg. Otobana yaklaşık 20 km'lik ara bir yoldan geçerek çıktık. Ama ne manzaralı yoldu. Hayatımda geçtiğim en güzel yollardan biriydi. Zaten bir sürü motor görüp heyecanlandım.  Tam o sırada Alp aradı. Heyecanla ona yolu anlatırken sapağı kaçırdım. Sorun yok ilerden döneriz.

Otobana çıkar çıkmaz hava kapadı. Ardından da oldukça şiddetli bir sağanağa yakalandık. Öyle ki bazen silecek hızı yetişmedi. Neyse ki Salzburg'a girerken yağmur hafiflemişti. Arabayı geçen sefer bıraktığımız otoparka bıraktık. Yağmur durmuştu ama Salzburg Kalesinin başı dumanlıydı. Gri bulutlar ve kale güzel bir kompozisyon oluşturmuştu. Ardı ardına bastım ben de deklanşöre.


Yeniden Salzburg

Üç gün içinde ikinci gelişimiz olduğu için şehri artık iyi tanıyorduk. Bu arada geçen sefer bulamadığımız Mozart'ın doğduğu evi de bulduk. Hava artık  kararmaya başlamıştı. İsteyip de çekemediğim gece manzarasını az sonra fotoğraflayacaktım. Ama önce karnımızı doyurmak lazım. Malum aç Kayı oynamıyor. Yakınlardaki bir Hint lokantasına girdik: Saran. Oldukça şirin bir lokantaydı. Bizi lokantanın en güzel masasına buyur ettiler. Tam bir aile işletmesi. Biz Gulaş istedik. Macar Gulaşı gibi değil daha değişik yapıyorlar. Bizim tas kebabına yakın. Üzerine de nefis elmalı, dondurmalı tatlı yedik.


Mozart'ın doğduğu ev


Şirin lokantamız: Saran

Gece her yer ışıl ışıldı. Bütün tarihi eserleri ışıklandırmışlar. Bazı yerlerde üç ayak sıkıntısı yaşasam da genel olarak güzel karelere imza attım. Bakalım Salzburg'un gece halini beğenecek misiniz?

Arabaya dönüp oteli Garmin'den seçtim. 10 dakika sonra otelin önündeydik ama otel yok. Nasıl olur demeyin caddeyi numarayı tekrar girdim yok yok. Yarım saat çevrede döndüm başka otele sordum kimse bilmiyor. Acaba otel kapandı mı diye düşündüm. En sonunda gidip civardaki bir benzinciye sordum. Onun tarifiyle oteli bulduk. Ulen Garmin yapılır bu bana. Haritada yine sorun olmuştu. Enteresandır ki kaldığımız üç oteli de problemli bir şekilde bulduk.

Otele yerleşince hemen bilgisayarı açıp uçuşlara baktım. Bugün de uçuş olmamıştı. Alp benim için Pegasus'u arayıp yarınki uçuşun durumunu soracaktı.  İnternet sitelerinde yarınki uçuşlarla ilgili kesin bir şey yazmıyor. Biraz TV izledim. Yarın için bazı havaalanlarının açılacağı ve sınırlı da olsa uçuşların yapılacağını anlatıyordu.


Salzburg

21 Nisan Çarşamba

Sabah mesaj sesine uyandım. Mesaj Alp'ten geliyordu. Pegasus'a ulaşmış, uçuşta bir sorun yokmuş. O an o kadar mutlu oldum ki... Yine de içim uçak tekerlerini Sabiha Gökçen'e koymadan rahat etmeyecekti. Kahvaltıyı otelde yapıp Münih'e doğru yola koyulduk.


Otel odamızın manzarası, Salzburg

Sakin (ve bazılarımız için bol rüyalı) bir yolculuktan sonra Münih Havalimanına ulaştık. Havalimanı girişinde havada uçakları görünce "Tamam herhalde artık sorun yok uçacağız" diye düşündüm. Arabayı kiralık otomobil parkına bırakıp Terminal 1'e, oradan da uçağa bineceğimiz kapı olan B15'e ulaştık.


Seyahatin son karesi, Münih Havalimanı Hatırası

Yaklaşık bir saatlik rötar varmış. Olsun dedim yeter ki kalkalım da iki saat rötara razıyım ben. 14:20 itibariyle havalandık. Çıkış koltuklarında yaptığımız rahat yolculuk sonrası SAW'a iniş yaptık. Oh be İstanbul'dayım. Zaten TEM'e çıkar çıkmaz da İstanbul trafiği merhaba dedi. Bir saat on beş dakikada eve ulaşabildim. Duştu bavuldu derken Didem'i alıp caddeye indim.  Çek ustam oradan duble eti bol, yanında da şıra... İskender Kebap gibisi var mı? :)

 

Share |

 
Diğer gezi hikayeleri için buraya tıklayın
Yayın Tarihi: 13 Mayıs 2010

Copyright © Kayıhan Zeybek.
 Her hakkı saklıdır. Bu sitedeki fotoğraf ve yazılar izin alınmadan ya da kaynak gösterilmeden kullanılamaz.