Karabük - Safranbolu

31 Ocak - 2 Şubat 2007

Normalde iş seyahatlerimi siteye koymuyorum. Fakat bu sefer hem hava koşullarının ilginçliği hem de gidilen yerin turistik öneme sahip olması nedeniyle bir istisna yapıyorum. Tav fırını projesini yaptığımız Çağ Çelik fabrikasının doğal gaz brülörlerini otomatiğe almak için Çarşamba sabahı Karabük'e doğru babamla yola koyulduk.

Meteoroloji kar gösterdiğinden yola kahvaltıdan sonra 10 gibi çıktık. Adapazarı'nı geçene kadar trafik ve yağmurla uğraştım. Toyota'nın silecekleri yeniydi fakat hava sıfırın altına düştüğü için silecek lastikleri donuyor ve camı iyi süpüremiyordu.

Bolu'ya yaklaşınca kar ve sis başladı. Görüş mesafesi azaldı. Bu arada otobanın en sol ve emniyet şeridi iptal oldu. Kar yavaş yavaş etkisini gösteriyordu. Kamyonlar yüzünden trafik de ağırlaştı. Kaynaşlı çıkışını pas geçip tünele doğru yol aldım. Bakalım nasılmış Bolu Tüneli. Kar etkisini daha da arttırdı. Yol tek şeride düştü. Artık dura kalka ilerliyorduk. Manzara muhteşemdi. Ama fotoğraf makinem bagajda kalmıştı ve arabayı ne sağa ne de sola  çekemiyordum. Dağlar yavaş yavaş üzerimize kapandı ve biz de tünele girdik. Bildiğiniz 3 şeritli tünel. Sinyalizasyon daha tam bitmemiş.

Tüneli geçip diğer tarafa çıktık. Burada hava sanki biraz daha yumuşaktı. Dağın güney tarafında olmamızdandır diye düşünüp hızımı arttırdım. Gerede çıkışına kadar sorunsuz geldik. Gerede'den içeri girince kar etkisini arttırdı. Bir anda sağımız solumuz bembeyaz olmuş artık asfalt görülmüyordu. Bir müddet yol aldıktan sonra trafik durdu. Kamyonun biri kayıp yolu tıkamış. Bir saat kadar yolun açılmasını bekledik. Bu arada da ben Toyota'nın camlarını temizledim. Otobanda öyle pislenmişlerdi ki görüş oldukça kötüleşmişti. Bu arada yolun karşısında bir pikap dikkatimi çekti. Yoldan çıkıp kara saplanmış. İçindekiler aracı kurtarmaya çalışıyorlardı.

 

Trafik kaza nedeniyle durdu

 

Yoldan çıkıp kara saplanmış bir araç

 

Uzakta yolun karşısında karayolları ekibi

 

Her şeye rağmen manzara güzeldi

 

Yol açıldıktan sonra tekrar hareket ettik. Kar ve buz üstünde gittiğimden oldukça dikkatli gidiyordum. Yolun boş olduğu bir anda lastikleri fren ve yön değiştirme testine tabi tuttum. Bu sene üçüncü sezonları Alpinlerin. Görünen oydu ki son sezonları olacak. Hafif tutuş problemleri vardı. Ben de fazla zorlamadan yola devam ettim. Yolda iki tane daha devrilip yan yatmış kamyon gördük. Bir tanesi daha yeni olmuştu diğerine ise kurtarıcılar gelmişti. Nelerine güvenip böyle iklim koşullarında hız yaparlar anlamıyorum. Ne zaman kurtulacağız şu kamyonlardan. Çevreyi de çok kirletiyorlar. Çoğunun arkasından siyah duman çıkıyor. Demir ağlarla örsek memleketi de kurtulsak şu kamyon, otobüs teröründen.

 

Uzakta devrilmiş bir kamyon

 

Ne diye dikkatli gitmezler ki

 

Yine devrilmiş bir kamyon

 

Asfalt yüzü görmeden epey yol aldık

 

Karabük'e yaklaştıkça asfalt, yavaş yavaş belirmeye başladı

 

İkindi vakti Karabük'e ulaştık. Şehrin yollarını tuzlamışlar. Anayollar temizdi. Önce Karabük'ün girişindeki çorbacıda karnımızı doyurduk. Temiz bir esnaf lokantası. Tam Kardemir tesislerinin girişinde. Şirdanı da güzeldi. Tavsiye ederim. Oradan çıkıp Safranbolu tarafına döndük. Çağ Çelik Safranbolu ile Karabük arasında yer alıyor. Fabrikaya ulaştığımızda bizi erken çağırdıklarını anladık. Kendi işlerini daha bitirmemişler. Biraz neleri yapmaları gerektiğini tarif edip fabrikadan ayrıldık. Otelimizin bulunduğu Safranbolu'ya doğru yol aldık. Zaten Karabük ile Safranbolu arası 15-20km. yol da geniş ve rahat bir yol. Zalifre adlı otele yerleştik. Ben sıcak bir duş alıp TV'nin başına geçtim. Çoktandır seyredemediğim (Gaffur'u hiç görmedim) Avrupa Yakası'nı seyredecektim.

Sabah kahvaltıyı otelde yapıp fabrikaya geçtik. Güneşli bir gündü ama fabrikanın içi buz gibiydi. Fırının ön brülörlerini yaktık. Ben arada ısınmak için fırının üstüne çıkıyordum. Yerden 300 derece civarı sıcak hava geliyordu. Ayaklarım çok memnun kalıyordu.

Öğleye doğru işlerimi bitirip Safranbolu'ya gittim. Karlı halini hiç görmemiştim. Meşhur Hıdırlık tepesine çıkıp yukarıdan manzaranın fotoğraflarını çektim. Tepeye yeni bir tesis yapmışlar. Geçen sene geldiğimde yoktu. Burada safranlı çay içip biraz ısındım. İki tane üniversite öğrencisiyle lafladım. Canları sıkılmış İstanbul'da, otobüse atlayıp buraya gelmişler.

 

Hıdırlık tepesinden Safranbolu

 
 

Safranbolu evleri

 
 
 

Sarı bina, Safronbolu'nun müzesi

 

Safranbolu'dan gelip öğle yemeğine yetiştim. Keşke Safranbolu'da yiyip gelseymişim. Askerde bile böyle kötü yemek yememiştim. Yemekten sonra benim yapacak işim olmadığından çevreyi keşfe çıktım. Fabrika tabiri caizse dağın başındaydı. Fabrikanın arka tarafından karlı tepeler doğru yürümeye başladım. Hava çok güzeldi. Yürüdükçe terlemeye başlamıştım. Bir tepe bir tepe daha derken epey uzaklaşmışım. Sağda solda köpek ayak izleri vardı. Uzaktan da köpek havlamaları duyuluyordu. Biraz oturayım dedim ama kot pantolon hemen soğuğu içine çekti. Kayak pantolonum olsaydı daha uzun kalabilirdim. Bir saatte çıktığım yolu on dakikada indim. Bir kaç kez de düştüm. Kızak olsa akşama kadar kayardım.

Fabrikaya dönüp yeniden üşüme pozisyonu aldım. Fırının iç ısısı 330 dereceye gelmişti. Fırının ateş tuğlaları daha yaş olduğundan kurutmak için fırın yavaş yavaş ısıtılıyor. Örneğin 300 derecede 2 gün, 500 derecede 2 gün bekleniyor. Çalışma sıcaklığı olan 1300 dereceye yaklaşık bir haftada çıkılıyor. İşler yetişmediğinden bir gece daha burada kalacaktık.

 

Arabayı burada bırakıp yukarıya yayan devam ettim

 

Ulaşılacak ilk tepe

 

Hava çok güzeldi

 

Bahar geldiğinde ağacın çiçek açmış halini hayal ettim

 

Aşağıda Çağ Çelik Fabrikası

 

Uzakta bir çiftlik

 
 

Geldiğim yol

 

Cuma sabahı tekrar fabrikaya gittik. Son bir kaç şeyi tarif ettik. Onlar yavaş yavaş fırını ısıtmaya devam ediyorlardı. Fırın çalışma sıcaklığına geldiğinde sistemi komple devreye almak için tekrar gideceğiz.

Yaptığım işi insanlara pek tarif edemiyorum. O yüzden aşağıya tav fırının fotoğraflarını koydum. Kısaca da anlatayım işi. Kütük olarak gelen demirler fırında belli bir dereceye kadar ısıtılıp tavlanır. Daha sonra hadde denilen yerde demire şekil verilip istenen profil çekiliyor. Biz fırının otomasyonunu yapıyoruz. Yani fırının en optimum düzeyde çalışması için gazı, havayı, sıcaklığı ayarlayan sistemleri projelendiriyoruz. Bir operatör ekranın karşısında oturup tüm fırının çalışmasını gözleyebiliyor ve gerektiğinde müdahalede bulunabiliyor.

 

Tav fırını

 

Fırının yükleme ağzı: İçerde on iki brülörden üçü  yanarken

 

Brülörler

 

Çekilen profiller

 

Depo ve mal yükleme bölümü

 

Fabrikadan öğlen birde ayrılıp İstanbul'a doğru yola koyulduk. Hava yumuşamış karlar erimişti. Fakat yol çok bozulmuştu. Bir sürü çukura girip çıktım. Otobana çıkınca ise hava bozdu. Yoğun bir kar yağışının içine girdik. Otoban bir yerden sonra tamamen kar altında kaldı. Bolu'ya yaklaştıkça kar yerini sise bıraktı. Asfalt tekrar lastiklerimle kucaklaştı. Tünelin tek tarafı açılmıştı. İstanbul'a giderken hala dağdan geçiyorsunuz. Dağda bir problem yoktu. Yol da hava da açıktı. Yer yer sis vardı ama görüş mesafesini çok etkilemiyordu. Sadece manzarayı kapatıyordu. Cafer'in Yeri'nde yemek molası verdik. Hafiften kar yağmaya başlamıştı. Ben fotoğraf çekmek istedim ama sis ve pustan bir şey belli olmuyordu.

 

Bolu Dağı

 

Güzel bir ızgara keyfinden sonra tekrar yola koyulduk. İstanbul'a kadar bir daha kara rastlamadık. Adapazarı civarı sağlam bir yağmura yakalandım. Araba yıkanmış oldu. Akşam altı civarı eve gelmiştik. Ben duşumu alıp yol yorgunluğunu atmak için Hillside'ın yolunu tuttum.

 

Diğer gezi hikayeleri için buraya tıklayın.
 

Haber Tarihi: 05 Şubat 2007


Copyright © Kayıhan Zeybek.
 Her hakkı saklıdır. Bu sitedeki fotoğraf ve yazılar izin alınmadan ya da kaynak gösterilmeden kullanılamaz.