KAYI'NIN SEYİR DEFTERİ

28 Kasım 2008, Cuma

Sırıl Sıklam

Çarşamba sabahı... Panjurlar inik olduğundan saatin kaç olduğunu anlamaya çalışıyorum. Alarm çalmadığına göre daha yedi olmamıştır. Umarım altı falandır. Böylece biraz daha uyuyabilirim. Dün akşam Hillside'da yaptığım maç beni yormuş olmalı. Her tarafım ağrıyor. Bu yatak da yaramadı bana. Nerede bu saat. Ah evet yere düşmüş. Yedi buçuk mu! Kalk Kayı kalk, çabuk kaldır kıçını yataktan. Ulen HaTiCe niye kalk marşını çalmadın bana? Bir durum değerlendirmesi yapalım: Konsolosluk evraklarını zaten hazırlamıştım, kahvaltıya vakit yok, ama bir muz yemeden de çıkmam evden. Haydi doğru banyoya.

Saat sekize on var;  TEM'deyim. Ümraniye'ye doğru trafik yavaşladı. Hatta hoop durduk. Hava da güzel ama trafik yine beter. Bir de yağmur olsa kim bilir ne olacak ? Neyse Cold Play'i CD'den çıkaralım, yerine ne takalım? Bakalım bakalım, evet John Legend olsun.

Dur patlama, kalktık işte, sanki 10 metre gidip yine duracaksın. Ananın karnından kornayla mı doğdun? Kavacık'a doğru biraz hızlandık. İşte Molla Gürani Viyadüğü. Üniversiteye giderken,  komşumuz doktor hanım beni Kavacık köprüsüne atardı. O Beykoz Devlet Hastanesi'ne devam ederdi, ben de otostop ile sahile, Marmara Üniversitesi'ne giderdim. Molla Gürani'ye gelince yavaş yavaş hazırlanırdım. Bilmeyenler için Molla Gürani, Fatih Sultan Mehmet'in hocası. Şehzade iken ondan ders alırmış. Eh, Fatih köprüsünün viyadüğünün adının Gürani olması  tesadüf olmasa gerek.

İşte köprüyü de geçtim. Sarıyer çıkışı biraz kalabalık gibi. Sabah trafiğine yabancıyım tabi. Zaten beni tanıyanlar iyi bilir, ha deveye hendek atlatmışsın ha Kayı'yı otomobille karşıya geçirmişsin. Hele ki trafiğin yoğun olduğu saatlerde. Hadi ama vakit daraldı açılacaksan açıl artık. Keşke Etiler-Bebek çıkışından  sahile inseydim.

Randevuma on dakika var. Zorro'yu Borusan İstinye'ye park etsem oradan yürüsem nasıl olur? "Yok servise gelmedim, öyle motosikletlere bakıp çıkacağım". "Tamam yerini biliyorum". Zorro sen beni  uslu uslu bekle. Bak bir sürü arkadaşın var burada, canın sıkılmaz.

Konsolosluğun yokuşu da amma dikmiş. Ya da benim bacaklar dünden iptal olmuş, bana öyle geliyor. Bekleyen kimse de yok. Saat 09:27. Birazdan kapı açılır. Şuraya oturayım.

"Evet 09:30 randevusuna geldim". "Kayıhan Zeybek". "Tamam mı? Telefon yok üzerimde". İşte girdik yine kaleye. Konsolosluk değil kartal yuvası sanki. Nereden alıyorduk sıra numarasını?

Ooo ne çabuk sıra geldi. Daha evrakları  sıraya bile koyamamıştım. Nereye, ha tamam 7 numaralı gişe. Evrakları verdik şimdi parmak izi için ikinci kez beni çağıracaklar. Hatice yanımda olsa oyalanırdım. Yok oyalanamazmışım 10 dakika olmadı yine numaram yandı. Bu sefer 8 numaradayım. On parmağımın da röntgeni çekildi. "Evet gitmiştim". Sen bak bakalım sorun var mı? Neymiş sorun? "Yok ben Fenerli değilim Galatasaray'lıyım". O zaman sorun yok değil mi? Sevimli bir Amerikalı. Gördüğünüz gibi Cim Bom rules.  Bana müsade.

Hava iyice ısınmış. Motosiklet kıyafetleri kısmına gidip indirimde neler var diye bakıyorum. Bana yarayan bir şey yok. Belki yazlık çizme olabilir. Neyse boş ver. Aa şu Rallye 2 ceket ne güzelmiş. Hımm 589 euro mu? Bunda niye indirim yok? Yine de bir giyelim. Çok da yakıştı. Bunu Almanya'dan bir araştırmak lazım.

Pişt Zorro ben geldim. Hadi iyisin hava süper, üstünü çıkarabilirsin. Şöyle sahilden sahilden keyif yapalım. Dün de güzel yıkamışlar seni. Oh güneş ne güzel ısıtıyor. Manzara muhteşem. Dur çekiş kontrolünü kapatalım da seksi kalçalarını rahat  rahat salla. Ne de olsa yol tam sevdiğin gibi, dar ve virajlı.

Ne o Bukefalos, Zorro'yu üstsüz görünce kıskandın mı?. Tamam akşam seninle beraber gideriz spora. Hem park derdi olmaz. Sen bekle; ben  montu, kaskı, çantayı alıp geliyorum.

Eveet saat altıya geliyor. Şimdi spor zamanı. O ne yağmur mu atıştırıyor? Hadi canım sende. Dur Buke bozulma. Tamam tamam seninle gideceğiz sözüm söz. Neyse zaten az yağıyor. Trafik de hemen kilit olmuş. İstanbul böyle işte 3 damla yağmura teslim oluyor. Otoparka bak. Burada bile trafik var. İyi ki seninle gelmişim Buke.

Göğüs, kol, karın derken zaman geçmiş. "Selam sen nasılsın, yok basket oynamayacağım bugün. Efes - Real Madrid maçı var".  Evet Buke hadi bakalım maç bizi bekler. Biraz yağmur var sanki. Yok yağmur değil de sağanak varmış. Aa bu göl ne zaman oluştu burada. Gitti canım ayakkabılarım. Sşşt yavaş lan araba. Yok yok bu sağanak da değil göğün dibi delindi. Vizör de buğu yaptı bak şimdi. Paçalarımdan akan yolun suyu mu yoksa yağmurdan ıslanan pantolondan mı süzülüyor? Acaba çantadaki ipod ne alemde? Cebimdeki Hatice'yi ışıklarda iç cebime koyayım. Neyse cepte selpak varmış, o Hatice'yi korumuş. Popom da vıcık vıcık oldu. Yağmur kaskımda trompet çalıyor. Neyse eve geldim. 4km içinde pert oldum. O da ne otomatik kapı açılmıyor. Muhtemelen kapı anahtarı da ıslandı. "Anne evet benim, şu garaj kapısını açsana bana". "Ya nerden bileyim böyle yağmur yağacağını. Bilsem niye gideyim motorla". "Tamam yemeğe çıkarım yukarı".

Bacak motordan kalkmıyor. Herhalde 10 kilo aldım bu yağmurla. Ama ne güzel bir gündü.

Y