KAYI'NIN SEYİR DEFTERİ

19 Ocak 2009

Vasıta problemleri

Geçen hafta babamın arabasına hırsız girdi. Yine teybi alıp götürdü. Son altı ayda ikinci vaka. Ama ya bu hırsız daha iyi ya da geçen seferki ise işi öğrenmiş. Torpidoya zarar vermeden teybi çıkarmış. Bir de navigasyon cihazını alıp gitmiş. Geçen sefer torpidonun ayakları kırıldığından komple ön göğüs değişmişti. Hatta Mengerler'e gelen torpido hatalı çıkmış iki kere değişmişti. Mengerler Kaz aman Kozyatağı bir türlü otomobili yapıp verememişti.  Deniz de bu beceriksiz firmadan ayrıldığına göre Mengerler ile ilgili özel bir yazı yazacağım. Neyse bu sefer aracı Koluman'a verdik.

Zorro'da iki üç gündür öksürüp duruyordu. Selçuk'un tavsiye ettiği servise gidince yağ siklonu problemi olduğunu öğrendim. Arabayı servise bırakıp Tuğrul ile şirkete geçtim. Neyse ki çok önemli bir problem değilmiş. Zaten bu sıralar benzini de su gibi içiyordu. Muhtemelen  servisten sonra bu problem de düzelecek.

Perşembe günü Yoncimikler Ümraniye Ya-Man Spor ile hazırlık maçı yaptılar. Ben özel sebeplerden bu maça katılamadım. Maç enteresan bir şekilde berabere bitmiş. Üstelik rakip yeni transferleri Ant, Erhan, Nezih, Gürcan ile çok iddialıydı. Bizi sahadan silip atacaklardı, bana da korktun ondan gelmiyorsun diyorlardı. Sizden korkan sizin gibi olsun ama ne yapayım gidemiyordum. Bir söz vermiştim. Ertesi gün rakipten "Sen ve Burak gelmediniz o yüzden sizi yenemedik" şakalarına  maruz kaldım. İnşallah ligde bir maçta karşı karşıya geliriz de gerçek maç ortamında bunların dersini veririz. Go Yonca!

Cuma günü şirketin orada bir logar tepmiş. Zorro da yanındaydı. Arabaya binince kokunun tüm araca sindiğini gördüm. Camları indirip havadar bir şekilde arabayı kullanmak zorunda kaldım. Hatta yağmur yağmasa üstünü bile açacaktım. Akşam havalimanına babamı karşılamaya gittiğimde babam arabanın kokusunu uzaktan almış. "Ben de yanımdaki adam gaz çıkardı diye düşündüm" dedi :).

Cumartesi sporla geçti. Sabah Hillside'a gidip koştum. İnterval programında kademe 9 süre 30 dakika. PI 50 verdi. Eh işte. Yaz gelse de dışarıda koşsam. Sonra Kemal ile buluşup karşıya Ayhan Şahenk'e (haberi burada) geçtik. Biri kötü olmak üzere iki maç seyredip eve döndüm. Evde bu sefer GS'ın Malatya ile oynadığı kupa maçını seyrettim. Sonra canlı bir NBA maçı yakaladım. Böylece ikisi salonda ikisi evde 4 canlı maçla günü kapadım.

Pazar günü erkenden kalktım. Hava meteorolojinin söylediği gibi güneşliydi. Bisikletime atladığım gibi Erdem ile Bostancı sahilinde buluştum. Hava oldukça rüzgarlı ve  ayazdı. Belli bir hızın üstünde ellerim ve burnum alarm veriyordu. Bir de Kalamış yolunda rüzgarı önden yiyince hafiften gözlerim  yaşarmaya başlamıştı. Görünen oydu ki kısa bir tur olacaktı. Millet paltoları ile yürüyüş yapıyor biz iki bisikletli altta şort üstte ince sweatshirt tempolu sürüş yapıyorduk. Sonunda kendimizi Beyaz Fırın'a attık. Birer limonlu çay içip ısındık. Sonra ben bisikletime bakınca arka lastiğin yerde olduğunu görüp ufak çapta bir şok yaşadım. Söylene söylene lastiğe giren taşı çıkardım. Bisikleti ite ite caddeden eve yürümeye başladım. Hızlı hızlı yürüyordum ki üşümeyeyim ama bisiklet kramponları yürüyüş için hiç de rahat değil.

Feride geçidinin altından geçip yukarı çıkıyorum. Aklımda laz bisikletçi amcaya uğrayıp bisikleti tamir ettirmek var. Tanıyanlar varsa beni ne beklediğini  az çok anlamışlardır. Tam dükkanı açarken yakalıyorum. Daha önce 2-3 tane bisiklet almıştık ondan ama beni hatırlamadı. Selam verip iç lastik sordum. Önce beni sonra bisikletimi şöyle bir süzdü. "Buna göre iç lastiğim yok istersen jantın deliğini büyütelim normal siboplu bir iç lastik takalım" dedi. Ben de "Yok jantın orijinalliği bozulsun istemiyorum" dedim. Hafiften sesini yükseltip "Niye bozulacakmış ki?  Sen bu deliği zaten açtıracaksın, normal siboba geçeceksin". Son cümleyi iki kere daha tekrar etti. Ben gülümseyerek karşılık verdim. Teşekkür edip yanından ayrıldım. Arkadan hala sibop mimop bir şeyler diyordu. Eve kadar yürüyüşe devam.

Eve varınca bisikleti eve bırakıp Zorro'nun yanına indim. Bu koku olayına bir çare bulmalıydım. Yanımda halı temizleme köpüğü, torpido cilası, araç içi temizleyici sprey, camsil, deri döşeme temizleyici ve parlatıcı indirmiştim. Yani elimde temizlikle ilgili ne varsa :). Yanında da bir kova şampuanlı su. Arabanın üstünü açıp güneşe çektim. Bagajı da açıp havalanmasını sağladım. Havalandırmayı sonuna kadar açtım ki kanalların içindeki pis koku çıksın. Havalandırmadan gelen elektrik süpürgesine benzeyen sesi  duymamak için de müziğin sesini açtım. Biraz kro işi oldu ama ne yapalım. Önce camları ve torpidoyu hallettim. Sonra halı döşemeyi, paspasları ve koltukları. Yaklaşık 2.5 saat sonra güneş biraz ileri kaçmıştı. Ben de üşüyünce arabayı güneşin altına götürmek istedim. Kontağı çevirdim ne duyayım: Tık, tık. Bu sesleri Bukefalos'tan duymaya alışıktım ama sana ne oluyor Zorro. Yukarı çıkıp babamın arabasının anahtarını ve "çakmak to çakmak" takviye kablosunu aldım. Neyse ki ilk denemede hemen çalıştı Zorro. İşin kalanını motor çalışırken bitirdim. Son kez halılara köpük sıkıp eve çıktım.

Kendimi de yıkayıp Hillside'ın yolunu tuttum. Alp dört gibi gelecekti. Arabayı yıkamaya verip içini çok güzel çektirin diye tembih ettim. Antrenman çıkışı arabaya bindiğimde hala hafif de olsa koku olduğunu gördüm. Ver elini Carrefour. Bir tüp Oust iki tane Glade alıp çıktım. Eve gelince arabanın içine ve bagaja Oust'u boca ettim. Glade'leri de stratejik noktalara yerleştirdim. Umarım bu sefer çözmüşümdür olayı.