KAYI'NIN SEYİR DEFTERİ

 

05 Mayıs 2009

Mayıs Ayı TV Ayı

Üzerinde çok düşünmedim ama Mayıs en sevdiğim ay olabilir. Hava İstanbul'da değişken olsa da artık ceketler, hırkalar raflardaki yerini almış, güller açmış, kirazlar tezgahlara çıkmış oluyor. Her yer yemyeşil; yazın puslu ve bunaltıcı sıcağından uzakta, sahil aktiviteleri beni bekler. Diğer yandan profesyonel sporlarda artık sona gelinmiştir. Bütün bir sezon bu ay oynanan karşılaşmalarla son bulur. Benim de en çok TV izlediğim aydır herhalde. Genelde programımı hiç bir zaman TV'ye göre yapmam ama bu ayın bir istisnası var. Futbolda Şampiyonlar Ligi ve UEFA Kupası şampiyonu bu ay belli oluyor. NBA'de playofflar tam gaz devam ediyor. Yine basketbolda yerel lig playoffları ve Euroleague'in Final 4 organizasyonu bu ay yapılıyor. Nadal bu ay başlayan Roland Garros'u kazanıyor.

Bu sene 1 Mayıs resmi tatil ilan edildi. Aslında Cuma'ya denk geldiği için orta karar bir motosiklet gezisi yapabilirdim ama meteoroloji hava muhalefeti gösterdiğinden İstanbul'da kaldım. Ankara'dan küçük kuzenim Yasin, Beşiktaş - Fenerbahçe maçı için İstanbul'a gelmişti. Cuma sabahtan Yasin'i Bukefalos'a bindirdim. Öğleden sonra da Media Markt'a gidip Alp ile buluştuk. Alp kendine güzel bir stereo ses sistemi kurmak istiyor. Ben de elimden geldiği kadar yardımcı olmaya çalışıyorum. Kıyafet, hediyelik eşya alışverişini ne kadar sevmiyorsam elektronik alışverişini de o kadar seviyorum. Kendimizi ses sitemleri odasına kapatıp Yamaha amfi eşliğinde çeşitli hoparlörleri, benim de sahibi olduğum ve dinlemekten, izlemekten büyük bir keyif aldığım, Shakira konser DVD'si ile test etmeye başladık. Kef, Jamo, Quadral ve JBL dinledik. JBL E90  Alp'in kulağına güzel geldi. Herkesin müzik kulağı farklı olduğu için en iyi hoparlör yoktur en doğru hoparlör vardır. Amfi konusunda ise sil baştan yaptık. Önce stereo amfi düşünüyorduk fakat Alp bu hoparlörleri ev sinema sistemine de bağlamak isteyince AV receiver'a döndük. Türkiye'de Onkyo, Denon, Yamaha, Marantz gibi markalar yurtdışının iki katı fiyatına satılıyor. Aynı seviyedeki Sony'ler ise Avrupa ile aynı fiyata alınabiliyor. Tavsiyeme uyup Sony'de karar kıldı.  Benim aldığım Sony STR-DA2400ES model receiver, Avrupa'da Yamaha 863 ile aynı fiyat. Fakat Türkiye'de Sony 1300 TL iken Yamaha 2000 küsurlara satılıyor ki anlamak mümkün değil. Yaklşık 2 saatlik yüksek sesli Shakira dinletisinden sonra kulaklarımız uğuldaya uğuldaya Media Markt'tan ayrıldık.

Akşam Spormax'te Berlin'deki Euroleague Final 4'un ilk maçları vardı. Hem de HD. Digiturk bir de HD yayınla beraber Dolby sesi sunsa tadından yenmeyecek ama görüntü var ses yok nedense. İsmailim sakatım da bana geldi. Hep beraber CSKA - Barça ve Panathinaikos - Olympiacos maçlarını seyrettik. Ne yazık ki Barça'da oynayan milli oyuncumuz Ersan İlyasova, hakettiği süreyi koçundan alamadı. Maça Barça iyi başladıysa da CSKA kazandı. Yunan derbisi ise daha heyecanlı geçti. Özellikle maçın son çeyreğini büyük bir heyecanla seyrettim. Bu maçı  Panathinakos kazandı.

Cumartesi akşamı bir futbol ziyafeti vardı. El Clasico yani Real Madrid - Barcelona maçı için TV koltuğumda yerimi aldım. Son zamanların en güzel maçlarından birine tanıklık ediyordum. Maçı Barcelona 6 gol atıp kazandı. Son bir aydır üçüncü kez canlı seyrettim bir maçta 8 gol  keyfini yaşıyordum (diğerleri Liverpool'un Arsenal ve Chelsea ile oynayıp 4-4 biten maçlarıydı). Barça'nın futbolu o  kadar güzel ve akıcı ki insan seyretmeye doyamıyor. Bir de maç HD verilse süper olacaktı.

Pazar maçlarına gelince; önce sabaha karşı üçte Boston - Chicago maçını canlı seyrettim. Üstelik akşam hiç uyumadan. İsocan ile birbirimizi Msn'den uyumamak için motive ediyorduk ama bizimki ikinci yarıyı göremedi. Zaten bu aralar maç zamanı Msn açıp yorumlarda bulunmak İsocan ile aramızda bir ritüel haline geldi. Altı civarı yatıp dokuz buçukta ayağa kalktım. Yasin'e söz vermiştim, sahilde bisiklete binecektik. 

Pazar akşamı hem BJK-FB maçı için hem de Final 4 finali için arkadaşlarla bizde toplandık. Biz TV'nin karşısında yerimizi aldığımızda 3.'lük maçı oynanıyordu. O bitince BJK-FB maçına başladık. Öğlen Sivas kaybetmiş Beşiktaşlıların liderlik umutları tavan yapmıştı. Gel gör ki FB çok daha güzel oynayıp (bu arada Barça maçından sonra bu maç oldukça yavan ve yavaş geldi) Beşiktaş'ı İnönü'de 2-1 mağlup etmeyi başardı. Final 4'u ise Panathinaikos nefes kesen bir finalden sonra kazandı. Özellikle ilk yarı CSKA üçlük atamadı ve potasını üçlüklere karşı savunamadı. CSKA bir ara 23'lere çıkan farkı 3. çeyrek oyunu ile eritti ve biz de yerimize oturamadığımız bir son çeyrek seyrettik. İsocan Siskauskas'a dua etsin. Son kullandığı üçlük girseydi İsocan'ın üstüne zıplayacaktım. Beli ile ilgili bütün acıları son bulacaktı.

Haftanın son canlı karşılaşması Dallas - Denver serisinin ilk maçıydı. Pazar olduğundan orada gündüz oynanan maç TSİ ile  22:30'da başladı. Maça ikinci çeyrek gibi giriş yaptım. Euroleague'den sonra oldukça hızlı, hoplaması zıplaması bol keyifli bir maçtı. Denver,  Dallas'ı mağlup ederek seride 1-0 öne geçti.

Hillside'da öğrencilerim artıyor. Arkadaşlar gelip benden program istiyorlar. Aslında olay insanları motive etmekte sanırım. Güzel de çalışınca mükafatını alıyorlar. Tabi bu durum bazı hocaların hoşuna gitmiyor ama onlar da şapkayı önlerine koyup düşünsünler artık. Demek ki bir yerde hata yapıyorlar. Sonuçta ben kimseye zorla program yazmıyorum. Geçen bir tanesi gelip benden büyüme programı istedi. Hesapta bana gönül koyuyor. Ben de reçete olarak sabahları iki "büyümix" yazdım.

Bu arada UEFA Kupası Final maçı için Volkan sağ olsun 2 tane bilet buldu. 20 Mayıs'ta Kadıköy'de UEFA finalindeyim.

Ayın şarkısı Kanye West: Amazing (NBA - 2009 Playoffs Campaing)