KAYI'NIN SEYİR DEFTERİ

 

25 Mayıs 2009

Bıçak ve Elektrik Problemleri

Mayıs ayı dolu dizgin, kanlı canlı geçiyor. Yeni aldığım "Wüsthof" meyve bıçağına nazar verdiler. Elma keserken bıçağı kaydırdım ve elimi kestim. Yaklaşık 7-8 santimlik derin bir kesikti. Soluğu hastanede aldım. 4 dikiş atıp eve yolladı doktor. Tabi benim ağırlık antrenmanlarım yalan oldu. Ben de kendimi Hillside'da koşu ve bisiklete verdim. Partnerlerim de hazırdı: İsocan ile bisiklet, Alp ile koşu...

Hafta sonu sahilde bisiklet turlarıma başladım. Yavaş yavaş ısınıyorum. Geçen hafta sonu evden çıkıp Kartal deniz otobüs iskelesine gidip Kalamış üzerinden eve geri döndüm. Tek seferde 40 küsur kilometre. Sezon açılışı için fena değil. Nefes ve adale problemi olmadı. Daha ziyade kaba etlerim ağrıdı. Öyle ki arada ayakta binmek zorunda kaldım. Eh onlar da yavaş yavaş alışacaktır.

19 Mayıs haftası İstanbul'da kalınca Gençlik ve Spor Bayramımızın ruhuna uygun bir aktivite yapalım dedik. Erdem ve Mertol ile bisikletle Büyükada'ya gittik. Yanımda kameramı da getirmiştim. Amacım Aya Yorgi inişini  gidona monte ettiğim kameraya kaydetmekti.

Vitesleri ayarlayıp bisikleti hızla yokuşa sürdüm. Eğime göre arka çarkı tık tık diye değiştirirken vitesten gırç gırç diye sesler gelmeye başladı. Vites kendi kendine bir alta bir üste geçiyordu. O yokuşta böyle bir şey kabul edilemez bir durumdu. Ben vitesi ayarlamaya çalışırken bu sefer zincir attı. Yokuşun tam ortasında kalakalmıştım. Söylene söylene bisikletten inip zinciri taktım. Sonra tekrar binip daha ağır viteste yokuşu tırmandım. Tabi bacaklar davul, kalbim körük olmuştu. Tepede biraz nefeslendikten sonra  kameramı gidona monte ettim.

Kilisenin önünden çekimi başlatıp kendimi yokuştan aşağı saldım. Parke yolda zıplayarak yol alırken km saatimdeki rakamlar hızla büyüyordu. Aşağıdan gelen insanlar çıkardığım sesi duyunca yana doğru açılmaya başladı. Adrenalin sarhoşluğu içinde meydana indim. Fakat beni bir sürpriz bekliyordu. Kamera kendini kapatmıştı. Söylene söylene Mertol ve Erdem'in kahvaltı yaptıkları yere girdim. Son 200 metreyi kamera çekmemiş. Muhtemelen bisiklet hoplayıp zıplayınca pil temassızlık yaptı ve kamera kendini kapattı. Artık elimde olanla yetinecektim.  

 

Aya Yorgi
 

Kahvaltıdan sonra turumuzu tamamlayıp iskeleye geri döndük. Tatil olması nedeniyle ada çok kalabalıktı. Kadıköy vapuru, tarifede yazandan 10 dakika önce kalkınca biz de motorla Bostancı'ya döndük. "Vaktinden önce vapur mu kalkar?" diye de epey söylendik.

 

Adada kahvaltı keyfi
 

20 Mayıs akşamı Bukefalos ile UEFA Kupası Finali'nin oynanacağı Saraçoğlu Stadyumu'na gittim. Bukefalos'u Mototal'ın yanına parkettim. Bu akşam herkes değnekçi olmuş. Otoban girişine (motorcuların önü) park edilen otomobillerden bile para koparmaya çalışan uyanıklar vardı. Tuğrul da arabasını Mototal'ın oraya bıraktı. Para isteyenlere de Sina Ağabey'e (Mototal'ın sahibi) geldim demiş :). Kadıköy sapsarıydı. Giriş yapacağımız 14 numaralı kapıya doğru yürümeye başladık. Sıra sıra Mercedes S kasalar önümüzden geçiyordu. Ön camlarına Shaktar VIP kartonları koymuşlardı. İçlerinde görebildiğim kadarıyla Rus Mafyası vardı :). Yerimizi kolayca bulduk. Stat yeni yeni doluyordu. Bizim tribünde hem Bremen hem de Shaktar taraftarları vardı. Atmosfer çok güzeldi. Gerçi maç UEFA Finali için oldukça vasat geçti. Normal süresi 1-1 biten maçı Shaktar uzatmada attığı golle 2-1 kazandı. Her şeye rağmen 2009 UEFA Kupası Finali'ni arkamda bırakmıştım. 

 

2009 UEFA CUP FINAL @ Saraçoğlu
 

NBA'de Doğu ve Batı finalleri başladı. İlk maçta Orlando, Cleveland'ı deplasmanda yenince İsocan ile gaza geldik. Cuma akşamı elinde Pembe Panter DVD'leri bana geldi. Koyduk ilk DVD'yi ama sarmadı. Ben de 5.1 seti test amacıyla LOTR serisinin üçüncü filmi olan Kral'ın Dönüşü'nü koydum. Tabi vakit geç saat olduğundan sesi çok açmadık ama yine de savaş sahneleri muhteşemdi. Rohan'ın atlıları Sauron'un Orc ordusunu yararken çıkan toynak, kılıç seslerini midemde hissettim. Alt komşu neler hissetti acaba diye düşünmeden de edemedim ama bunca senedir yaptıkları gürültülere saysınlar :). Film bitmiş ama maça daha 2 saat vardı. Haydi PES oynayalım dedik. Tam hezimete uğruyordum ki her yer karanlık oldu. Elektrikler gitmişti. Mum yakıp kendimize romantik bir ortam oluşturduktan sonra elektrikler gelir diye beklemeye başladık. Saat dörde çeyrek kalana kadar bekledik fakat gelmeyince vurup kafayı yattık.

 

Mum ışığında elektrikleri beklerken
 

Sabaha karşı sinek vızıltıları ile uyandım. Hemen Hatice'ye uzanıp maçın skoruna baktım. Maç daha bitmemişti. Yataktan doğrulup elektriği kontrol ettim. Geldiğini görünce salona gidip TV'yi açtım. Maç kafa kafaya gidiyordu. Üstelik Orlando 23 sayı geriden gelmişti. Son doksan saniyeye Orlando 3 sayı geride girdi. Derken Hido attığı üçlük ile skoru eşitledi. Lebron hatalı yürüme yapınca 40 saniye kala top yine Hido'nun elleriyle buluştu. 24 saniye dolarken Hido'ya faul yapıldı. Son hücum Orlando'nundu. Hido maçın bitimine 1 saniye kala çok zor bir şutu basket yapınca Orlando iki sayı öne geçti, ben de havaya fırladım. Cleveland molasını aldı. Topu üçlük çizgisinde Lebron ile buluşturdular. Kral şutu attı ve  havada süzülen top ne yazık ki basket oldu. Lebron  isabet sağladığı ilk üçlük ile maçı aldı götürdü, benim de omuzlar düştü. Ama olsun basketbolun güzelliği burada değil mi? İşte Lebron'un reklam kampanyasına "we are all witness" canlı yayında tanıklık etmiştim. Kanye West'in 2009 Playoffları için kullanılan şarkısı "Amazing" gerçekleşmişti.  Vee son olarak "I love this game" :).

Maçtan sonra biraz daha kestirdim ama bu sefer de baharın çoşkusuyla şakıyan kuşlar rahat bırakmadı. Dokuz buçuk gibi yine kalktım. Gözüme giren güneş ayılma sürecimi hızlandırdı. İso yan odada uyuyordu. Biraz gürültü yapıp onu da uyandırdıktan sonra bisikletle sahile indik. Beyaz Fırın'da kahvaltı edip biraz bisiklet sürdük. Hava süperdi. İso'nun beli acıyınca onu Caddebostan'a bırakıp hızlı turumu attım. Sonra da denizin kenarına serilip güneşlendik. Güneş de yakmaya başlamıştı hani. Susadığımızı hissedince eve dönmeye karar verdik. Yoldan da susuzluğumuza ilaç, karpuz aldık. Derin dondurucuda karpuzumuz soğurken biz de Dido'nun konser DVD'sini seyrettik. Bu sefer İso karpuzunu bitirebildi. Zaten yarıdan az verdim ona, sonra bitiremiyor. Yani yarım karpuzu da yiyemiyorsan İso, ne diyeyim sana.

Haftanın diğer önemli olaylarından biri de Yonca olarak çift pota maçlara yeniden başlamamızdı. Uzun süredir  10 kişiyi doğrultamıyorduk. Alp de iyileşti. Muhtemelen bu hafta o da gelecek. Cenk askerden gelip ayağının tozu ile antrenmana çıktı. Bora da iyi hissediyormuş. Bu sene hocayı da değiştirdik mi tamamdır. Go Yonca!