KAYI'NIN SEYİR DEFTERİ

 

10 Ağustos 2009

AŞK bitti, buza devam...

Önyargıları kırmak, atomu parçalamaktan daha zordur demiş Einstein. Elimden geldiğince her yeni fikre, her yeni yüze önyargılarımı arkamda bırakıp eşit mesafede durmak, bakmak isterim. Ama beşer şaşar hesabı bu her zaman mümkün olmuyor. Neden bilinmez bir müddet uzak durdum pembe kapaklı meşhur kitaba. "Böyle genç ve güzel bir insan kitap mı yazıyormuş? Hem de çok satıyormuş, kesin kızsal bir kitaptır. Zaten ismi de AŞK" diye düşündüm. Sanki aşk sadece kadınlara lazım bu zalim Dünya'da. Kitabı alsam mı almasam mı diye düşünürken,  doğum günü hediyesi olarak AŞK bana kendi geldi.  Hem de gri kapaklı versiyonu. Hoş pembe ile de  bir sorunum yok. Ne de olsa renk körüyüm, tam olarak ne görüyorum bilmiyorum ama güzel geliyor.

Öncelikle hikaye kitapta hiç tahmin etmediğim şekilde anlatılıyor. Bütün karakterler sırayla söz alıp kendi bakış açılarından olayları yaşayıp, anlatıyorlar. Üstüne hikayenin iki ayrı zamanda geçmesi ve hem sufi aşkını hem de bizim bildiğimiz insan aşkını anlatması beni kitabın içine çekiverdi. Derken AŞK bir anda bitiverdi. Gördüm ki bu genç kadının roman dili de kendi gibi güzel ve zarif. Kendime göre romandan bir şeyler  çıkardım ama  bunları anlatmak için henüz erken. Belki bazı yerlerini bir kere daha okumam gerekecek. Kitabın özü  kendimizi tamamlamak, içimizdeki boşluğu doldurmak için aşk lazım. Hem mecazi hem de somut anlamda. Daha da yazardım ama kitabı okumayanlara ayıp olmasın. Okuyanlar ile fikirlerimi her zaman e-posta yoluyla paylaşabilirim.

Gelelim devam eden buz olayına. Perşembe, Yonca maçında Burçin ile diz dize çarpıştık. Zaman zaman beni rahatsız eden sol dizim maçtan sonra kilitlendi. Diz kapağımın altında sanki bir taş var alttan alttan baskı yapıyor. Tabi üç gün buz, buz, buz. Bu akşam salonda bisiklete binip deneyeceğim. Perşembe akşamına yetiştirmek lazım. Kazanmamız gereken bir maç var. Gençlerin ağızlarının payı verilmeli yoksa tepemize çıkacaklar. Alp kışkırtıyor bunları zaten :).

Pazar günü Deniz'i ziyaret etmek üzere Bukefalos'a atladığım gibi Bursa'nın yolunu tuttum. En sevdiğim yollardan biridir Bursa yolu. Neslihan'ın kulakları çınlasın, feribottan inince yeni kulaklıklarımı da taktım kulağıma. O Sennheiser'lerine kavuşana kadar ben yeni bir kulaklık seti almıştım bile. Bu sefer Creative, EP-630i modeli. Kafaları küçük olduğundan kulağımı acıtmaz zannediyordum ama yanılmışım. Yol süper, manzara süper, hava süper, şarkılar süper ama gel gör ki sol kulağım yine ağrımaya başladı. Neyse zaten 40 dakikada gelmiştim Bursa'ya.

Deniz'in hem evini hem de yeni iş yerini aynı anda gördüm. Evden iş, yürüyerek beş dakika. İstanbul trafiğinde her gün Davutpaşa, Etiler, Kozyatağı arası mekik dokuduğundan şu an halinden oldukça memnun. Akşam Galatasaray'ın maçı olduğundan zaman kısıtlı. Bu yüzden aklımdaki Keles gezisini iptal edip Cumalıkızık'a kahvaltıya gitmeye karar verdik. Deniz verdiğim kaskın küçük gelmesini mi protesto etti yoksa şehir gezisi mi yapmak istedi bilemiyorum bizi epey dolaştırdı. Sonra  ilk hareket noktamıza geldik. Hoş, motorun üzerindeyken kaybolmak problem değil. Zaten dolaşmaya çıkmışsın, önemli olan yolda olmak.

Cumalıkızık şirin bir belde. Bir çok köy evi bozulmadan  (kimi restorasyon görerek) günümüze kadar ulaşmış. TV'de yayınlanan,  benim adını  geçen Cumalıkızık-İznik gezimde öğrendiğim, Kınalı Kar adlı diziden sonra köy meşhur olmuş. Taş Bina adlı köy evinin avlusunda Cumalıkızık tipi kahvaltımızı yaptık. Aşağıdaki fotoğrafta görülen sofraya sahanda yumurta ve gözleme de ilave edin. Tabi Deniz hemen doyunca sofrayı sünnetleme görevi bana düştü ama ben bile o kadar reçeli bitiremedim. İso, Alp nerdesiniz?

 

Kahvaltım (Deniz bir dilim ekmek yedi o kadar)
 

Günlerden Pazar olduğundan köy pazarı meydandaki yerini almıştı.
 
 

Kahvaltı ve sohbet o kadar güzeldi ki saatin üçe geldiğini fark edemedim. Hızlı bir Cumalıkızık turu yapıp Deniz'i evine bıraktım. Ben de 16:30 feribotunu yakalamak için gaz açtım. Yolda  yol çalışmaları nedeniyle trafik vardı. Kah aralardan kah kukalarla ayrılmış taze asfaltın üzerinden kaptırıp Yalova'ya ulaştım. Durun kaldırmayın feribotu! Oh be yakaladık. Ben bindim, bir otomobil daha bindi ve kapaklar kapandı.

 

Bukefalos'um
 

Feribotta yukarı çıktım ama oturacak yer bulamayınca tekrar aşağı indim.. Buke'nin tam karşısına oturup püfür püfür esen rüzgara karşı manzarayı seyre daldım.

Akşam Alp mesaj attı. Placebo ile ilgili bir yazı yazmış ve yayınlamam için bana yollamış. Gözlerim yaşardı. Hala Cape Town hatta onu da geçtim Trabzon-Rize gezi yazılarını bekliyorum. Demek müziğin gücü böyle bir şey. Koca müdüre yazı da yazdırırmış :). Böylece bugünden itibaren yeni bir köşe açtım web siteme: Konuk yazarlar bölümü. Belki başka arkadaşlar da bazı yazılarını sizlerle paylaşmak isterler. Kapımız açık bekleriz.

Müzik demişken kulak düzeldi. Ayın şarkısı BEP'den "I Gotta Feeling".

Son olarak koy ver gitsin.

Sağlıcakla kalın.