Seyir Defteri

 

05 10 2011

Sağlıklı Beslenme 1

Bence çağımızın en önemli sağlık sorunu hareketsizlik ve yanlış beslenme yüzünden oluşan aşırı kilolar ve bu kilolara bağlı ortaya çıkan hastalıklardır. Bir çok doktora göre şişmanlık çağımızın vebası. Gündemi biraz olsun takip edenler her gün gazete ve televizyonlarda GDO'lu gıdalar, UHT sütler, homojenize yoğurtlar, içinde kırk çeşit zararlı katkı maddesi bulunan hazır yiyecekler, mısır şurubu, sentetik tatlandırıcılar ile ilgili haberleri, programları görebilirler. 

Didem yaklaşık bir aydır Kanal D'de yayınlana Doktorum programında Zumba'yı tanıtıyor, spor yapmakta oldukça tembel olan halkımızı, hareket etmeye davet ediyor. Ben de bu vesileyle  programı elimden geldiğince takip ediyorum. Bu sabahki programa ise bir süredir kitabını okuduğum Prof Dr Canan Efendigil Karatay çıkacaktı.

Dr Karatay çok değerli bir bilim insanı. Hem iç hastalıkları hem de kalp ve damar hastalıkları uzmanı. Cape Town'da (Güney Afrika Cumhuriyeti) ilk kalp naklini yapan ekiple iki sene boyunca çalışmış. Yine Amerika'da uzun yıllar kalp hastalıkları üzerine araştırmalar yapmış. Kendi adıyla anılan bir diyet programı var. Diyet demişken beslenme biçimi diye düzelteyim. Sonuçta ülkemizde diyet=zayıflama gibi algılanıyor. Halbuki kilo almak, kas almak için ya da bazı hastalıklarda uygulanan beslenme biçimleri de diyettir. İşte bu Karatay Diyetinde çağımızın vebası diyebileceğimiz insülin direnci ve onun mekanizması da anlatılıyor. Kısacası sağlınız için  bütün rafine şeker ve unlardan uzak bir beslenme diyeti uygulamanız gerekiyor. Karbonhidrat tüketirken de düşük glisemik (içindeki karbonhidrat oranı düşük) indeksli gıdalara yönelmemiz gerektiğini anlatıyor.

Kitabın en ezber bozan kısmı ise öğünlerle ilgili. Ben kendim de sık ve az beslenmenin kiloyu düzenlediğine inanırdım. Karatay Diyetinde ise (zayıflamak isteyenler için) ara öğünlere kesinlikle yer yok. İşin matematiği şöyle: Biz yemek yediğimiz anda vücut insülin hormonu salgılıyor. Yemek yedikten 2-2,5 saat sonra ise insülün hormonu ve kandaki şeker düzeyi düşmeye başlıyor. Vücudumuz bu kan şekerini yakıt olarak kullanır, kullanamadığı kısmını ise yağ olarak depolar. İnsülin seviyesi düştükten sonra (yemekten 2-2,5 saat sonra) pankreasımız Glukagon hormonu salgılar. Bu hormon karaciğerimizde daha önce depolanmış olan yedek şekerin kanımıza karışmasını ve yedek yakıt olarak kullanmamızı sağlar. Doğal sistemimizi korumak için öğün aralarının en az 4-5 saat olması gerekiyor. Beş saatin sonunda hala bir şey yemediysek o zaman leptin hormonu salgılanıyor. Leptin hormonunun görevi ise vücuda daha önce depolanmış olan yağları kullanarak vücudumuz için gerekli yakıtı sağlamasıdır.

Bu yazılanları okuyunca bir aydınlanma yaşadım. Sonuçta bu vücudun binlerce yıldır kullandığı bir sitem. Eğer ara öğünlerle biz insülin salgılanmasını gün içinde sık sık sağlarsak o zaman leptin hormonu salgılayamıyoruz ve insülin direncine davetiye çıkarıyoruz. Ben hayatımın hiç bir döneminde ara öğün yemedim ve buna ihtiyaç duymadım.

Günümüz diyetisyenlerinin bir çoğu ise bu sisteme karşı çıkıyor. Onlar günde 6-7 öğünü savunuyorlar. Bugünkü programda Elvan Odabaşı Kanar adlı diyetisyen de vardı. Üniversitede ona günlük besinlerin yarısının karbonhidratlarca sağlanması gerektiği anlatılmış. Doğrudur yanlıştır şimdi onu tartışmayacağım fakat diyetisyen hanımın bazı cümleleri var ki o beni rahatsız etti. İbni Sina'nın (Zamanının en büyük tıp alimi) bir sözüne karşılık "Mevlana (zamanının ünlü düşünürü) da böyle demiş" ama diye bir laf etti ki kulaklarıma inanamadım. O zaman ben de çıkar Steve Jobs (zamanının pazarlama gurusu)  da böyle demiş derim. Gün boyunca 4 saat arayla 6 öğün yemek sağlıklıdır dedi. Bu hesaba göre benim beslenme saatlerim: 08:00-12:00-16:00-20:00-24:00-04:00 şeklinde düzenlenmesi gerekiyor. Dili sürçtü diyeceğim ama oraya uzman sıfatıyla katılıyorsan uzmanlık dalım dediğin konuda milyonlara karşı dilin sürçmeyecek.

Tweeter'dan "Karatay" arattığımda karşıma çıkan sonuçlarda, bir diyetisyen şöyle yazmış: "Karar verin! Sağlığınızı mı kaybetmek istiyorsunuz yoksa fazla kilolarınızı mı? Dukan ve Karatay diyeti cazibesine kapılmayın. Bu kadar protein yani et tüketimi ancak karaciğer, böbrek fonksiyonlarında bozulmaya, kalp damar hastalıklarında artmaya neden olur. İşin kolayına kaçmayın, bilimin doğrularını kabul edin...Denge herşey için gereklidir...Hayat boyu...Geçici çözümler ve hevesler yerine kalıcı doğrulara kucak açın...". Dayanamadım; ben de mesaj attım: "Karatay diyetini öne süren Prof Dr Canan Karatay hem kalp ve damar hastalıkları, hem de iç hastalıkları uzmanıdır. Emin olun karaciğeri de kalbi de siz diyetisyenlerden iyi bilir".

Tabi bir de şöyle paradokslar var: Eskimolar, Masai Mari yerlileri, Avustralya yerlileri (Aborjinler) oldukça fazla et tüketmelerine rağmen (hatta neredeyse tamamen protein ağırlıklı beslenmelerine rağmen) gayet sağlıklılar. Peki ama neden?

Bu arada en önemli şeylerden biri de hareket etmek. Mutlaka spor yapmalısınız. Ecnebilerin güzel bir sözü var. Spor kral ise beslenme kraliçedir. Beraber senin krallığını oluştururlar. (Exercise is king and nutrition is queen; together, you have a kingdom). Evet ben yediğimden fazlasını yakabiliyorum ama bir de madalyonun öbür yüzü var: Acaba her istediğimi yiyebilir miyim? Görünüşte formdayım ama vücudumu yıpratan şeker, katkı maddeli ürünler, GDO'lu yiyecekler tükettiğimde bu ürünleri tanımayan metabolizmam ilerleyen senelerde nasıl tepki verecek?

Uzun lafın kısası bundan sonra sağlıklı beslenme ile ilgili yaptığım araştırmaları ve beğendiğim kitapları sizlerle paylaşmaya devam edeceğim.

Share |